All posts in Çocuk Gelişimi

Otizm Tanısını Kabullenmek!

Otizm Tanısını Kabullenmek!

Anne babalar, dünyaya gelen çocukları için güzel hayaller kurar. Çocuklarının sağlıklı, mutlu ve başarılı yaşamlar sürmeleri adına, ‘onlar için’ ve ‘onlar adına’ kararlar alırlar. Fakat ebeveynler, ‘çocukları için’ yaşarken, ‘çocuklarıyla birlikte’ olmayı çoğu zaman unuturlar. Sonunda da, çocuklar bireyselleşemediği gibi, anne babaların iyi niyetli ilgileri, çocukların üzerinde taşıması zor bir yüke ve baskıya dönüşür. Baştan beri arzu edilen birlikteliğin yerini, ayrılıklar ve kopuşlar alır.
İnsan yavrusunun sağlıklı gelişim süreci, çocukluktan, ergenliğe ve yetişkinliğe geçişi, anne babanın başından sonuna, ‘çocuğu için’ değil, ‘çocuğu ile birlikte’ yaşamasına bağlıdır. Her insan ayrı bir ilişkiler ve duygular bütünü olduğu için, herkesin gelişim süreci de birbirinden farklıdır. Daha dikkatli bir gözlem yapıldığında, gerçekte her çocuğun gelişimsel bir farklılık gösterdiğini anlamak zor olmaz. Bu gelişimsel farklılıklar, dikkat eksikliğinden otizme, Asperger sendromundan üstün zekalı olma durumuna kadar çok geniş bir yelpazede karşımıza çıkar. Ailelerin, bu gelişimsel farklılığın doğası ne olursa olsun (ister üstün zekalı, ister otizmli olma durumu) sürece çok dikkatle yaklaşmaları gerekir. Çünkü her gelişimsel farklılık, farklılığın bir avantaj ya da dezavantaj olarak okunmasının ötesinde, ailenin çocuğu anlamasını, ‘çocuğuyla birlikte’ olmasını gerektirir.

Ebeveynler, ‘çocukları için’ yaşarken, ‘çocuklarıyla birlikte’ olmayı çoğu zaman unuturlar. Sonunda da, çocuklar bireyselleşemediği gibi, anne babaların iyi niyetli ilgileri, çocukların üzerinde taşıması zor bir yüke ve baskıya dönüşür. Baştan beri arzu edilen birlikteliğin yerini, ayrılıklar ve kopuşlar alır.

Peki Otizm gibi ‘ürkütücü’ bir tanı alındığında, aileler bu durumu nasıl yönetmeli? Otizm tanısını kabul etme süreçleri, verilen ilk tepkiler, süreç içinde alınan kararlar, ebeveynleri ve tanıyı alan çocuğu nasıl etkiler? Ebeveynlerin Otizm tanısı ile ilk yüzleşmeleri hiçbir zaman kolay olmaz. Otizm çoğunlukla, çocuğunuz ve onunla birlikte kurguladığınız yaşam çerçevesini altüst edebilecek bir durum olarak okunur. Otizm tanısına hazır olmak elbette söz konusu değil. Böyle bir tanı, herkesi beklenmedik bir anda yakalar, şaşırtır ve üzer. Genelde çaresizliğe sürüklenilmiş hissedilir. Bu nedenle, Otizm tanısına çok farklı duygularla tepki vermek beklenen bir durumdur.
Otizm tanısının konulmasının ardından ailelerin geçirdiği şaşkınlık ve şok, üzüntü, bunu izleyen öfke ve inkar süreçleri, derin yalnızlık duygusu ve nihayetinde de tanıyı kabullenme aşamaları, aslında insanın yaşam boyunca yüzleşmek zorunda kaldığı istenmeyen durumlara verdiği tepkilerin ortak aşamalarıdır.

Göreceksiniz ki, sonunda, başta büyük bir talihsizlik ve belki de bir ceza olarak gördüğünüz Otizm, sizden aldıkları yanında, size çocuğunuz, yaşam ve kendiniz hakkında, umduğunuzdan çok fazlasını vermiş ve öğretmiş…

Otizm tanısı, çocuğunuz, kendiniz ve aileniz için kafanızda kurguladığınız geleceğin, hiç beklenmedik bir biçimde yerle bir olması gibi algılanır. Tanının ardından şaşkınlık ile başlayan, öfke ve inkardan sonra kabullenme ile son bulması beklenen bu süreci yaşamaktan kaçılamayacağına göre, ebeveynlerin yapabileceği en akıllıca şey süreci sabırla ve dinginlikle yönetmeye çalışmak olmalıdır. Çocuğunuzun bu tanı sonrasında, sizin desteğinize daha çok gereksinimi olduğunu aklınızdan çıkarmadan, öncelikle kendi şaşkınlık ve öfke duygularınızı içinizde eritip, dinginlik içinde, yetkin hekim ve uzmanlarla birlikte çocuğunuza bir yol haritası çıkartmanız en sağlıklısıdır. Çocuğunuza en üst düzeyde yarar sağlamak ve yardımcı olmak için, önce kendi ruhsal ve bedensel sağlığınızı ayakta tutmanız gerekir. Öfke, inkar, sorumlu arama, karşınızdaki sorunu bir ceza ya da lanet gibi okuma, ya da büyük bir talihsizlik gibi görmek işinize yarayacak tutumlar değildir ve zaten bu türden kurgular doğru da değildir.
Sürecin yönetimi ve dinginliğin korunması dışında belki de en önemlisi, Otizme bakış açınızı değiştirmek olacaktır. Otizmi gelişimsel bir gerilik olarak değil, gelişimsel bir ‘farklılık’ olarak görmeniz, bu farklılığın çocuğunuza yaşatabileceği zorlukların çözümüne odaklanmanız ve bu farklılığa rağmen çocuğunuzla, birlikte’ olmaya çalışmanız en sağlıklı çıkış yolu gibi görünmektedir. Bu süreçte doğru ve yetkin kişilerin yanında durun; hekiminizi, uzmanınızı araştırarak, doğru seçin, aynı sorunu yaşayan insanlarla konuşun, tartışın, çocuğunuz için bir yol haritası çıkartmakta gecikmeyin, destek arayın, duygularınızı, gözlemlerinizi ve düşüncelerinizi çevrenizdeki ilgili kişilerle paylaşın, hiçbir olumsuz duyguyu gereksiz yere içinizde büyütmeyin ve hatta bir günlük tutun. Çocuğunuzun sorunlarını, gelişim sürecini, problemleri çözme sürecinde yaşanılan zorlukları ve tüm bu süreçte sizin yaşamdan çıkardığınız dersleri, ve evet, çocuğunuzdan öğrendiklerinizi kağıda dökmeyi deneyin. Ve eğer herşey üst üste geliyor hissediyorsanız, bir ara verin. İster bir hafta uzaklaşın, ister on dakikalık bir yürüyüş yapın, ama bir süre kendinizle kalın. Otizm hakkında okuyun, bilginizi genişletmeye çalışın. Göreceksiniz ki, sonunda, başta büyük bir talihsizlik ve belki de bir ceza olarak gördüğünüz Otizm, sizden aldıkları yanında, size çocuğunuz, yaşam ve kendiniz hakkında, umduğunuzdan çok fazlasını vermiş ve öğretmiş…

Ayrıntılar

Herkesin Otizmi Kendine

Herkesin Otizmi Kendine

 

Yapılan yeni genetik araştırmalar, otizm durumunun her bireyi diğerinden daha farklı biçimlerde etkilediğini ortaya koyuyor. Otizm neredeyse her bireyde tamamen farklı ve özgün bir profil çizdiği için, otizmin neden olduğu zorlukları ortadan kaldırmaya yönelik Özel Eğitim süreçlerinin ve diğer destekleyici terapilerin de kişiselleştirilmesi büyük önem kazanmaktadır.

AutismSpeaks ve Google’ın ortak yürüttüğü MSSNG projesi kapsamında, 7000 genomun sekanslaması yapılıyor ve insan genomundaki 3.2 milyar harften oluşan bu genetik kod aracılığıyla, otizmin altında yatan mekanizmalara ilişkin daha “bütüncül” bir bakış açısı hedefleniyor. MSSNG projesi, Google ve Autism Speaks platformu işbirliğinde, otizm alanında dünyanın en büyük genomik veritabınını oluşturuyor. Çalışmada, otizmden etkilenen 10,000’den fazla ailenin DNA’sının sekanslaması yapılıyor. Google Cloud platformu da, bu çalışmanın verilerini, dünyanın her yerindeki araştırmacılara ücretsiz olarak erişilebilir hale getirecek.

Otizm neredeyse her bireyde tamamen farklı ve özgün bir profil çizdiği için, otizmin neden olduğu zorlukları ortadan kaldırmaya yönelik Özel Eğitim süreçlerinin ve diğer destekleyici terapilerin de kişiselleştirilmesi büyük önem kazanmaktadır.

Yürütülen çalışma, otizm durumunun genetik mekanizmalarının, bugüne dek düşünüldüğünden çok daha karmaşık olduğunu ortaya koydu. Fakat şu ana dek elde edilen en önemli sonuçlarından biri belki de, otizmin her bireyde farklı bir profil sergilediğidiydi. Otizm tanısı almış ikizlerde bile, otizmin farklı özellikler gösterdiği ve bu çocuklara yönelik eğitim ve terapi süreçlerinin de, söz konusu çocuğun yaşadığı güçlüklerin bireysel olarak değerlendirilmesi ve ayrı ayrı kurgulanması gerektiği ortaya çıktı. Çalışma bir anlamda, otizmin her bireyde aynı özellikleri gösteren genel geçer bir durum olmadığı, bu nedenle bir ‘durum’ olarak değil, bir ‘spektrum’ olarak tanımlanması gerektiğinin altını yeniden çizmiştir.

Bu çerçevede, otizm tanısı almış bir çocuğun yalnızca Özel Eğitim ve diğer destekleyici terapileri alıyor olması yeterli değildir. Anne babaların, çocuklarına verilen tüm Özel Eğitim ve destekleyicisi terapi süreçlerinin çocukları için ne kadar kişiselleştirildiğinden ve özelleştirildiğinden emin olmalıdırlar. Sürecin aşamalarından, kurgusundan, hedeflerinden ve elde edilen öğrenme ve gelişme sonuçlarından da düzenli olarak haberdar edilmelidirler.

 

Ayrıntılar

Otizmi Sanatla Anlayın!

Otizmi Sanatla Anlayın!

Sanat, en basit anlamıyla duyguların dışavurumu olarak, insanın duygudurumu ile hep yakın bir ilişkisellik içinde olmuştur. Sanat yapıtları, insan duygularının somutlaşmış dışavurumları olarak bize insan olmak ve dünya hakkında çok şey söyler. Buna koşut olarak, sanat yapıtını ortaya koyma süreci de, duyguların ve algıların bir sağaltımıdır. Başka bir deyişle, sanat yapıtının ötesinde, sanat yapıtını ortaya koyma sürecinin kendisi de, bize hem kendimiz hakkında hem de betimlemeye çalıştığımız dünya hakkında çok şey söyler. Sanat bu nedenle, hem yaratıcısı olan sanatçıya, hem de tüketicisi olan izleyicisine, terapi niteliğinde bir deneyim de sunar.

Sanat yapıtları, insan duygularının somutlaşmış dışavurumları olarak bize insan olmak ve dünya hakkında çok şey söyler. Buna koşut olarak, sanat yapıtını ortaya koyma süreci de, duyguların ve algıların bir sağaltımıdır.

Sanat etkinliklerinin ve sanat çalışmalarının, terapi amacıyla insan duygularının düzenlenmesinde kullanımı elbette yeni değil. Sanatın, artık nöroçeşitlilik olarak adlandırılan farklı algı sistemlerine sahip insanları anlamak, onların “normal” adı verdiğimiz çoğunlukla olan iletişimlerini kolaylaştırmak amacıyla, daha sistematik bir “terapi” formatında kullanımı ise görece daha yeni. Psikoloji alanında yakın zamanlı çalışmalar, resimden müziğe ve edebiyata uzanan farklı sanat dallarının, insanın ruh ve algı durumunu, hatta nörolojik yapısını nasıl etkilediğini ve etkileyebileceğini inceliyor. Bu bağlamda, otizm tanısı almış bireylerin de, sanat çalışmalarından nasıl yararlanabileceği sorusu, daha da önem kazanıyor. Peki otizm tanısı bireyin sanat çalışmalarından üst düzeyde yarar sağlaması için, bu sanat “terapileri”nden ya da sanat çalışmalarından ne beklemeliyiz.

Öncelikle, otizm bağlamında kurgulanacak sanat çalışmaları, çocuğa sanat eğitimi vermeyi, çocuğun belli bir sanat alanında “sanat eseri” olarak tanımlanabilecek bir yapıt üretmesini hedeflemez. Amerikan Sanat Terapisi Derneği’nin de tanımladığı gibi, sanat terapisi, “yaratıcı süreci kullanarak, her yaştan bireyin fiziksel, zihinsel ve duygusal durumunu geliştirmeyi hedefleyen bir zihinsel sağlık” uğraşısıdır. Bu tanımda da görüldüğü gibi, sanat terapilerinde sanat yapıtı değil, sanat üretim süreci önemlidir.

Sanat terapilerinde hedeflenmesi gereken bir diğer unsur da, sanatın bir iletişim aracı olmasıdır. Sözel ve sosyal iletişiminde zorluk yapayan birçok otizm tanısı almış çocuk için, sanat uğraşıları (drama, resim, müzik vb.) kendilerini ifade etmelerine, dış dünya ile iletişim kurmalarına olanak veren bir alan açmalıdır.

Amerikan Sanat Terapisi Derneği’nin de tanımladığı gibi, sanat terapisi, “yaratıcı süreci kullanarak, her yaştan bireyin fiziksel, zihinsel ve duygusal durumunu geliştirmeyi hedefleyen bir zihinsel sağlık” uğraşısıdır. Bu tanımda da görüldüğü gibi, sanat terapilerinde sanat yapıtı değil, sanat üretim süreci önemlidir.

Otizm spektrumu içinde yer alan birçok çocuk, aynı zamanda duyusal problemler yaşar. Sesleri, bizim duyduğumuzdan daha yüksek duyarlar, dokunma duyuları ya çok zayıf ya da gereğinden daha fazla güçlüdür. Bütün bu duyusal problemler, otizm tanısı içindeki çocuğun kendi beden bütünlüğüne ilişkin algısını da bozabilir. Bu sorunlardan kaynaklanan sıkıntılar, sanat yoluyla azaltılabilir, hatta ortadan kaldırılabilir. Kilden modeller yaparken kile dokunmak, suyla oynamak, müzikle uğraşmak, duyusal anlamda çocuğa destek olmalıdır.

Sanat etkinlikleri sırasında, çocuğunuzla gerçek zamanlı ve içten bir paylaşım anı yakalarsınız. Çocuk, sanat etkinliği içinde kendisini rahatça ifade edebileceği bir ortam bulur. Sanat terapisti de, çocuğun yanında, onu yüreklendiren, çocuğu dış dünyaya açan bir kılavuz olarak işlev görür.
Sanat yoluyla otizm sprektrumunun yarattığı güçlüklerden uzaklaşabilen çocuk için, eğitimin diğer basamaklarını daha rahat çıkabileceği bir yol açılmış olur.

Sanat etkinlikleri sırasında, çocuğunuzla gerçek zamanlı ve içten bir paylaşım anı yakalarsınız. Çocuk, sanat etkinliği içinde kendisini rahatça ifade edebileceği bir ortam bulur.

Ayrıntılar

Doğru Oyuncak Seçimi

Doğru Oyuncak Seçimi

Çocuklara oyuncak alırken, ebeveynlerin bazı temel konulara dikkat etmeleri önemlidir. Satılan her oyuncak, çocuğunuz için eğlenceli, yararlı ve hatta güvenli olmayabilir. Çocuğunuzun yaşı ve gelişimsel gereksinimleri başta olmak üzere, oyuncak alırken dikkat edilmesi gereken birçok ayrıntı vardır.
Hayalgücü, oyunca seçiminde en önemli unsurlardan belki de ilki. Çocuğun ilk yıllarında doruk noktasında olan hayalgücü, bu yaşlarda beslenmelidir. Alınan oyuncaklar, çocuğunuzun problem çözme becerilerini geliştirmelidir. Farklı şekilli parçalardan oluşan, bu parçaların birleştirilip ayrıldığı parçalardan ve çizimlerden oluışan, lego, bloklar ve çizim kitapları gibi oyuncaklar bu alana örnek gösterilebilir.
Oyuncakların kalıcı olması ve çocuğunuzun uzun süreli ilişki kurabileceği özellikleri olması da önemlidir. Çoğu zaman, çocuğunuzun çok istediği bir oyuncağı aldığınızda, birkaç gün sonra çocuğunuzun oyuncağa olan ilgisini kaybettiğini gözlemlemişsinizdir. Bu durumu engellemek için, peluş hayvanlar ve giydirilebilir bebekler gibi, çocuğunuzun karakter özellikleri verebileceği, adlandırabileceği ve hayali bir ilişki kurabileceği oyuncakları seçmek anlamlı olacaktır. Bu gibi oyuncaklarla ilgili, çocuğunuz öyküler de oluşturabilir!
Yeni becerilerin keşfedilip geliştirildiği, çocuğunuzun eleştirel düşünce ve mantık becerilerini geliştirdiği, yapboz benzeri oyuncaklar da, çocukların gelişimsel ihtiyaçları açısından önemlidir. Bu oyuncakların mekansal algısı ve becerileri, el ve göz koordinasyonunu ve motor becerileri geliştirmesi hedeflenmelidir. Yapbozlar, bloklar, boyalar ve oyun hamurları bunlara örnek gösterilebilir.
Çocuğunuza yaşam boyu sürecek kitap okuma alışkanlığını kazandırmak için, yine interaktif ve renkli hazırlanmış kitaplarla işe başlayabilirsiniz! Sesli ve bol resimli kitaplarla çocuklara alfabe öğreten kitaplar, hayvan seslerini öğreten interaktif yayınlar, çocuklara hem ilk sözcükleri öğretecek, hem de onların görsel ve işitsel duyularını geliştirecektir. Gece yatmadan önce bu kitaplarla geçireceğiniz bir yarım saat, çocuğunuz için gelişimsel anlamda en değerli anlardan olacaktır!

Ayrıntılar

Otizm Gözlüğü

Otizm Gözlüğü

Teknnoloji, yaşamlarımızın her alanına girmiş durumda. İnsanların robota dönüşüp dönüşmeyeceği tartışmaları sürerken ve birçokları teknolojinin insanları duygusuzlaştırdığını, ya da duyguları körelttiğinden yakınırken, teknoloji hiç beklenmedik biçimlerde insanların duygusal yaşamlarına da sızmaya başlayacakmış gibi görünüyor. Stanford Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, Otizm Gözlüğü Projesi adını verdikleri bir proje kapsamında, giyilebilir teknoloji alanında en çarpıcı ürün olan Google Gözlüğü’nü, otizm bağlamında yeniden işlevlendirmeye çalışıyor. Gözlük ve gözlüğe entegre duygu okuma yazılımının, otizm tanısı almış çocukların duygusal ve sosyal becerilerini geliştirebileceği, onlara günlük yaşamlarında yardımcı olabileceği düşünülüyor.

Stanford Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, otizmin tanısı ve tedavisi için, giyilebilir teknolojilerin en çarpıcısı olan Google Gözlüğü’nü, otizm bağlamında yeniden kurgulamaya çalışıyorlar. Çalışmanın amacı, Google Gözlüğü ile, otizm tanısı almış bireylere yardımcı olmak. Otizm Gözlüğü Projesi, bilgisayar ve yapay zeka sistemlerinin giyilebilir Google Gözlüğü’ne entegre edilmesiyle, otizm tanısı almış çocukların insan duygularını anlamalarını ve sosyal ipuçlarını daha rahat toplayabilmelerini hedefliyor.

Otizm tanısı almış çocukların en büyük zorluğu, bu çocukların insanların yüz ifadelerini ve bunların işaret ettiği duyguları okuyamamaları, gülümsemek ve kaş çatmak gibi en basit yüz ifadelerini bile anlamlandıramamalarıdır. Beden dili ve beden dilinin işaret ettiği duyguları okuyamayan otizmli bireyler, bunun sonucunda sosyal anlamda yetersiz kalıyor ve sosyal ilişkiler kuramıyor.

İnsanların robota dönüşüp dönüşmeyeceği tartışmaları sürerken ve birçokları teknolojinin insanları duygusuzlaştırdığını, ya da duyguları körelttiğinden yakınırken, teknoloji hiç beklenmedik biçimlerde insanların duygusal yaşamlarına da sızmaya başlayacakmış gibi görünüyor.

Stanford Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, davranışsal yaklaşımların çocuklara bu becerileri aktarmada yeterli olmadığı durumlarda, Otizm Gözlüğü’nün çocuklara dugu okuma konusunda yardımcı olacağını ve bunun sonucunda da çocukların sosyal iletişim becerilerinin desteklenip geliştirilebileceğini düşünüyor.

Google ve David and Lucile Packard Foundation tarafından finansmanı sağlanan projenin ilk aşamasında, 10 yaşın altındaki çocuklarla, temel yüz ifadelerinin anlaşılması hedeflendi. Google Glass teknolojisi, yüz ifadelerini okuyabilen bir sistem yardımıyla, yüz ifadelerine göre sosyal ve duygusal duyguları çocuk için gözlük aracılığıyla gösteriyor.

Otizm Gözlüğü Projesi şu anda ikinci aşamasında. Kırk kişilik ilk denek grubundan elde edilen başarılı sonuçların ardından, bu teknolojinin ve uygulamanın evde tedavilerde yararlı olup olmayacağı sınanacak. Stanford Üniversitesi, 100 kişilik bir grup üzerinden yürütülecek çalışmaya gönüllü denekler arıyor.

Ayrıntılar

Botanik Bahçesinde Otizm

Botanik Bahçesinde Otizm

Dünya ve burada sürdüğümüz yaşam, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde, bir metne benzetilebilir. Bu metni herkes kendince okur. Bazı okuma biçimleri ve yorumlar diğerlerine göre daha baskın ve yaygındır. Bazı okuma biçimleri de, oluşturdukları farklı yorumlamalarla, daha az sayıdaki bireyin bakış açısını sergileyen okumalardır. Eğer dünyanın ve yaşamın tek bir okuması olamayacağını kabul ediyorsak ve insan yaşamını zenginleştirebilecek unsurun da bu türden bir “çoğulluk” olduğu görüşündeysek, farklı okumaları ve yorumları eşgüdümleyip hizalama ve aynılaştırma çabası yerine, bu farklı okumaların her birine dikkatle kulak kesilmek ve anlamaya çalışmak, bizi daha renkli ve daha zengin hale getirecektir.

“Dünya farklı biçimlerde okunabilir!”

Ünlü İngiliz nörolog Oliver Sacks, kariyeri boyunca üzerinde çalıştığı farklı nörolojik durumları anlamlandırmaya çalışırken, bu nörolojik vakaların ardındaki “insana ait” öykülerin peşinde koşmuştur. Bu yaklaşımı sayesinde, “hastalık” ve “patoloji” olarak tanımlanagelen nörolojik durumların ardında yatan farklı okuma biçimlerini, insanın farklı iletişim kurma çabalarını açığa çıkartabilmiştir. Otizm alanında da çalışan, otizm tanısı almış çocuk ve yetişkin bireyleri gözlemleyen Oliver Sacks, bu tutumu sayesinde, otizmin, ebeveynlerin nererdeyse “ölümcül” bir hastalıkmışçasına korktuğu bir hastalık durumu değil, dünyayı yorumlamaya ve dünyayla iletişime geçmeye dönük farklı bir nörolojik kurgu olduğuna işaret etmiştir. Otizm tanısı almış bireylerin davranışlarını “norm” olarak kabul edilen, yaygın ve kabul gören davranış modellerine sokmaya dönük katı “tedavi”ler yerine, otizmli bireylerin dünya ve insanlarla iletişim kurma biçimlerini anlamanın, kendilerine özgü bu farklı iletişim süreçlerinde yaşadıkları zorlukların giderilmesinde onlara yardımcı olmanın daha sağlıklı bir tutum olabileceğini göstermiştir. Böyle bir bakış açısı benimsendiğinde, otizmli bireylerle kurgulanan terapi süreçleri, onların dünyaya dönük farklı okuma ve yorumlama biçimlerini köreltmeden, bu bireylerin çoğunlukla iletişim alanında yoğunlaşan sorunlarını çözmeye odaklanır. Otizmli bireyleri, dünya ve çevrelerindeki insanlarla daha rahat bir iletişim ortamı içine yerleştirerek, dünyayla ve insanlarla “konuşabilen”, yetenekleri ve becerileri ölçüsünde üretken, verimli bireylere dönüştürme çabası önem kazanır.

“Otizmden Nöro-çeşitliliğe”

Oliver Sacks, 1966 yılında genç bir nörolog olarak Bronx Psikiyatri Merkezi’nde çalışmaya başlar. Merkezin koğuşlarında yatan hastalarını gece gündüz yakından gözlemleyen Sacks, hastalarını ayrı bireyler olarak anlamaya, her birinin öyküsünü yazdığı notlarında gün yüzüne çıkarmaya çabalamıştır. Aynı merkezde, 23.Koğuş’ta kalan, otizm, şizofreni ve zihinsel engelli tanıları almış George ve Charles Finn adlı ikiz kardeşler, Sacks’ı otizm üzerinde düşünmeye iter. O dönemde bir “çocuk psikozu” olarak tanımlanagelmiş otizm durumu, bu ikizlerin örneğinde, Sacks için bambaşka bir anlam kazanır. Uyaran ve sosyal iletişim açısından son derece yoksun bir ortamda yaşamalarına karşın, bu ikiz kardeşlerin ikisi de üstün bir sayısal beceriye sahiptir. Kendilerine bir tarih söylendiğinde, anında bir hesaplamayla o tarihin haftanın hangi gününe denk geldiğini söyleyebilen bu ikizler, neredesye insanüstü bilişsel yetenekleri ile genç nörolog Sacks’i şaşırtır. Sacks, yirmi yıl sonra kaleme aldığı “Karısını Şapka Sanan Adam” adlı kitabında, otizm tanısı içindeki bu ikiz kardeşlerden ayrıntılı biçimde söz eder. İlginç olan, bu ikizlerin neredeyse bir bilgisayarın bile üstesinden gelemeyeceği matematiksel hesaplamaları yapabiliyorken, basit hesaplamaları yapamıyor olmaları, okuyamamaları ve hatta ayakkabılarını bile bağlayamıyor olmalarıydı.

Sacks’in daha sonra tanıştığı yirmi bir yaşındaki José de, otizm tanısı almıştır ve sık sık nöbet geçirmektedir. Koğuştaki bakıcıların “idiyot” olarak gördüğü José, dilsel beceriler ve zaman algısı açısından da son derece zayıftır. Fakat Sacks, bu genç adamın, üstün bir çizim yeteneği olduğunu gözlemler. Kendisine gösterdiği bir kol saatini en ince ayrıntısına kadar çizen José, genç nörologu şaşırtır.

Sacks, çalıştığı merkezin yönetiminin eleştirilerine aldırmadan, koğuştaki hastalarını, botanik bahçesinde yürüyüşlere çıkartır. Bu yürüyüşler sırasında, otizm tanısı almış hastalarının, doğadaki bitkilerle çok yoğun bir iletişime geçebildiklerini görür. Sacks için bu dönem, otizm tanısı almış bireylerle ve diğer hastalarıyla, farklı iletişim biçimlerinin olası olduğunu anladığı ufuk açıcı bir dönem olmuştur.

Sacks, güçlü gözlemleri sonucunda, otizm tanısı almış bireylerinin iletişimden tamamen yoksun olmadığını anlamıştır. Bu bireyler gerçekte sürekli iletişim halindeydiler; fakat bu iletişimi sözcüklerle değil, beden diliyle, sözel olmayan ifade biçimleriyle yürütebilmekteydiler.

Peki otizme bir hastalık olarak değil de, bir nöro-çeşitlilik olarak baktığımızda, otizme dönük tutumumuz nasıl değişmeli?

Sacks’in sonrasında Temple Grandin gibi, otizm spektrumu içindeki yetişkin bireylerle tanışması, onları gözlemlesi, otizme dönük bakış açısını biçimlendiren önemli deneyimler sunmuştur. Temple Grandin’in, otizm geninin insan uygarlığında yaratıcılığı tetikleyen bir bakış açısı sunduğu yönündeki görüşü Sacks’i derinden etkiler. Grandin’e göre, tekerliğin icadı gibi, insan uygarlığını üst düzeylere çıkartan buluşlar, bugün “otizm” olarak tanımlanan, beynin farklı nörolojik kurguları sayesinde elde edilen farklı okumalar, bağlantılar ve yorumlamalar sayesinde mümkün olmuştur. Otizmin sadece çocukları değil, yetişkinleri de etkileyen bir durum olduğunu gören Sacks, bu gözlemleri sayesinde psikologların “infantil psikoz” olarak tanımladığı otizmin, bir patoloji değil, bir “nöro-çeşitlilik” olduğu görüşünü de güçlendirmiştir.

Otizm tanısı almış bireyi, diğer herkesten farklı, özgün bir kişilik olarak görmek, onun dünyaya dönük algısını ve dünyayla iletişim kurma biçimlerini anlamak ve çözümlemek, ailelerin ve terapistlerin birincil amacı olmalıdır. Bu doğrultuda geliştirilecek, bireye özgü, kişiselleştirilmiş terapi ve destek süreçleri, otizm tanısı almış bireyin toplumda kendini maksimum düzeyde gerçekleştirmesini kolaylaştıracaktır.

Peki otizme bir hastalık olarak değil de, bir nöro-çeşitlilik olarak baktığımızda, otizme dönük tutumumuz nasıl değişmeli? Öncelikle, “nöro çeşitlilik”, müdahaleyi gerektirmeyen, terapiyi dışlayan bir “ideal” durum değildir. Fakat tamamen ortadan kaldırılması gereken, tedavi gerektiren bir “hastalık” da değildir. Ebeveynler, otizm hakkında karşıt uçlarda tutum geliştirmemelidir. Otizmi korkunç bir hastalık olarak görmek de, ya da otizmi bir “üstün yetenek” durumu olarak okumak da, otizm tanısı almış bireye ve ailesine yarar getirmekten uzak tutumlardır. Otizm tanısı almış bireyi, diğer herkesten farklı, özgün bir kişilik olarak görmek, onun dünyaya dönük algısını ve dünyayla iletişim kurma biçimlerini anlamak ve çözümlemek, ailelerin ve terapistlerin birincil amacı olmalıdır. Bu doğrultuda geliştirilecek, bireye özgü, kişiselleştirilmiş terapi ve destek süreçleri, otizm tanısı almış bireyin toplumda kendini maksimum düzeyde gerçekleştirmesini kolaylaştıracaktır.

Ayrıntılar

Yoğun Yaz Programı

Yoğun Yaz Programı

SOSYAL BECERİ HEDEFLİ YOĞUNLAŞTIRILMIŞ YAZ PROGRAMI

Amaç: Sosyal becerilerinin desteklenmesine ihtiyaç duyan okul öncesi ve okul çağı çocukları için akran etkileşimi odaklı 2 haftalık yoğunlaştırılmış yaz programı! Program, oyun terapisi ve drama çalışmaları destekli hazırlanmıştır ve Uzman Psikolog / Oyun Terapisti Fulya İlişikli ve Drama Öğretmeni / Tiyatro Oyuncusu Ceren Demirel yönetiminde uygulanacaktır.

Programın Hedefleri:

Grupla beraber hareket edebilmek, bütünün parçası olmak

  • Yönerge takibi
  • Oyuna çağırma
  • Oyuna katılabilme
  • Ortaklaşa sorun çözme
  • Sorun hakkında konuşabilme
  • Söz alma
  • Soruna çözüm üretme

Rekabet etmek

  • Rekabet motivasyonunu yükseltme
  • Yenilgiyi tolare etme, kazanmayı yönetme

Sohbet

  • Sohbet başlatma
  • Sohbeti sürdürme ve yönetme
  • Konuda kalma

Duygular

  • Hislerini tanımlama
  • Duygusunu ifade etme
  • Beden dili kullanımı
  • Empati kurma (Jest-mimik okuma)
  • Duygusunu yönetme

Kimler katılabilir: Gruplar oluşturulurken yaş ve performans kriteri dikkate alınacaktır.

Tarihler: 20 Haziran- 1 Temmuz tarihleri aralığında haftaiçi her gün günde 3 saat, toplam 30 saat.

Ücret: 3000 TL

Kayıt ve İletişim: 05389475077

Program Yürütücüleri Hakkında Bilgi: 

Fulya İlişikli

2010 yılında burslu olarak okuduğu Yeditepe Üniversitesi Psikoloji  Bölümü’nden ikincilikle mezun oldu. Takip eden eğitim öğretim yılında Özel ALEV Okulları’nda Akademik Destek Grubu öğretmenliği yaptı. Dikkat ve öğrenme alanlarında güçlük yaşayan ilkokul öğrencileriyle bireysel ve grup çalışmaları yürüttü. 2011 yılında Hollanda’da bulunan Leiden Üniversitesi’nden başarı bursu kazanarak Çocuk ve Ergen Psikolojisi Yüksek Lisans Programına girmeye hak kazandı. Buradaki eğitimi boyunca Uygulamalı Davranış Analizi (ABA)eğitimi alıp okulöncesi çağındaki çocuklara bireyselleştirilmiş eğitim programı uyguladı. Sosyal beceri eğitimi kapsamında Elckerlyc International School & Montessorischool’da ilkokul öğrencileriyle grup çalışmaları yaptı. Lise çağındaki öğrencilerle Bilişsel Davranışçı Terapi uygulamalarında yer aldı. 2012 yılında Türkiye’ye dönüşünün ardından Özel Mavi Ada Anaokulu’nda çalışmaya başladı. Buradaki çalışma süreci boyunca sınıf öğretmenliği, gelişim takibi, test uygulamaları ve ebeveyn danışmanlığı gibi birçok görevi bir arada yürüttü. Otizm spektrumunda yer alan ya da uyum zorluğu yaşayan çocukları akran etkileşimini artırmak amacıyla sınıf içinde destekledi. Eğitim koordinatörlüğünü üstlenerek müfredat geliştirdi ve sınıf içi uygulamalarında öğretmenlere süpervizyon verdi. 2013 yılından bu yana serbest zamanlı olarak otizm spektrumundaki çocuklarla İlişki Temelli Oyun Terapisi kapsamında çalışmakta, ailelere çocuklarının iletişim ve oyun becerilerini desteklemeleri konusunda rehberlik etmektedir. 2016 yılı Mayıs ayı itibariyle terapi ve gelişim takibi çalışmalarını Çocuk İstanbul Aile Danışmanlık Merkezi’nde yürütmeye başlamıştır.

Ceren Demirel

İzmir doğumlu Ceren Demirel, 2004 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Tiyatro Oyunculuk Bölümü’nü bitirdi. Trabzon Devlet Tiyatrosu’nda çalıştı. Oyunculuk atölyelerinde eğitmenlik de yapan oyuncu, çeşitli kurumlarda çocuklarla ve yetişkinlerle drama çalışmaları yaptı. Ceren Demirel, çeşitli dizi ve sinema projelerinde de yer aldı. En son özel bir tiyatro olan Galata Perform’da “İz” ve “Dört Bacaklı Şey” oyunlarında rol aldı. Ceren Demirel, 2015-2016 döneminde, Oyun ve Tiyatro Akademisi Derneği‘nde (OYTAD) oyun ve tiyatro pedagojisi alanındaki çalışmalarını da yürütmektedir.

Profesyonel oyunculuk kariyerine aktif olarak devam Ceren Demirel, Çocukİstanbul Aile Danışmanlık Merkezi bünyesinde, Otistik Spektrum Bozukluğu içindeki çocuklarla, Özel Eğitim ve farklı Psiko-Eğitsel terapileri destekleyen Drama Çalışmaları Programı’nı yürütmektedir.

yaz-programı-biryaz-program-iki

Ayrıntılar

Otizm Terapilerinden Ne Beklemeli?

Otizm Terapilerinden Ne Beklemeli?

Çocukları otizm tanısı almış aileler, tanı sonrasında çocuklarını otizm tanısından çıkarmak ve bu durumun getirdiği zorlukları ortadan kaldırmak adına zorlu bir sürecin içine girer. Bu süreci zorlaştıran yalnızca çocuğun durumu değil, ailelerin çocukları için “en doğru” süreci kurgulamakta yaşadıkları güçlüklerdir. Otizm ve otizm durumu için sunulan tedavi, terapi yöntem ve süreçleri, alana ilişkin bilgisi olmayan birçok ailenin doğal olarak kafasını karıştırır. Bu yazı, otizm tanısı sonrasında süreci daha doğru ve etkin, çocuğun yararına kurgulayabilmek adına bazı temel konuları inceleyecektir. “Eğitim”, “Terapi” ve “Tedavi” gibi temel bazı kavramların neye işaret ettiğini bilmek, her çocuk için ayrı kurgulanması gereken tanı sonrası süreçte, ailelerin doğru adım atmalarına yardımcı olacaktır.
Tanı süreci kurgularken, farklı gelişim gösteren çocukların yaşadığı zorlukların olabildiğince aza indirgenmesi ve bu yolla günlük hayatlarının, akranlarıyla olan ilişkilerinin ve eğitim süreçlerinin rahatlatılması, desteklenmesi hedeflenmelidir. Bu zorlukları azaltmak için, çocuğunuzu “olabildiğince çabuk” tanıdan çıkartmayı hedefleyen, kesin sınırlarla belirlenmiş, genel “doğruluğu ve etkinliği” kanıtlanmış olsa da, her çocuk için yararlı olamayabilecek, kişiselleştirilmemiş süreçlerden uzak durmalısınız. Çocuğunuzun tanı sürecini kurgularken, onun bir ya da birkaç uzman tarafından bireysel olarak değerlendirilmesi ve sürecin çocuğun kendi gereksinimleri doğrultusunda kurgulanması gerekir. “Eğitim”, “Terapi” ve “”Tedavi” kavramları, tanı sonrası süreçte çocuğunuzu destekleyecek, yaşadığı zorlukları azaltacak, birbirini tamamlayan, ama birbirinin yerine geçemeyecek her biri kendi içinde değerli destek alanlarıdır.

“Eğitim”, “Terapi” ve “Tedavi” gibi temel bazı kavramların neye işaret ettiğini bilmek, her çocuk için ayrı kurgulanması gereken tanı sonrası süreçte, ailelerin doğru adım atmalarına yardımcı olacaktır.

Yaygın Gelişimsel Bozukluk ve Otizm gibi durumlarda, bu gibi özel gereksinimleri olan ve desteğe ihtiyaç duyan çocuklara dönük kurgulanan “Özel Eğitim” süreçleri büyük önem taşır. Çocuğunuz için öncelikle sağlam bir eğitim çerçevesi oluşturmanız gerekir. Burada Özel Eğitim sürecinin hangi eğitim yöntemleri ile kurgulandığı aile tarafından sorgulanmalıdır. Özel Eğitim süreçlerinde uygulanan farklı eğitim yöntemleri vardır. Bu süreci kurgulayan aile, özel eğitim uzmanının bu süreçte hangi eğitim yöntemlerini kullandığını sorgulamalı ya da bu eğitim yöntemleri hakkında kendisi bir araştırma yapmalıdır. Bunun nedeni, her eğitim yönteminin her çocuk için uygun olmayabileceğidir. Uygulamalı Davranış Analizi, TEACHH, İlişki-Temelli Yöntemler, Sosyal Öyküler ve Kolaylaştırılmış İletişim gibi farklı eğitim yöntemlerinin biri ya da birkaçı çocuğunuzun özel eğitim sürecinde yer almalıdır. Fakat bunların hangisinin ha da hangilerinin ne yoğunlukta kullanılması gerektiği, çocuğunuzun bireysel ihtiyaçlarının, deneyimli ve sezgisi güçlü bir uzman tarafından çok iyi okunması ile belirlenmelidir. Çoğu durumda, tek bir eğitim yönteminin değil, eklektik bir kurgu içinde, çocuğun bireysel özelliklerini dikkate alan, çoklu eğitim yöntemleri ile kurgulanmış bir eğitim süreci daha yararlı olacaktır.
“Terapi” ve “Tedavi” kavramları da çoğu ailenin kafasında net bir tanımı olmayan, birbiri yerine kullanılan kavramlardır. Oysa bu iki kavramın işaret ettikleri farklıdır. Çocuğunuz için sürecin doğru kurgulanması için, bu kavramları da iyi bilmek gerekir. “Terapi” sözcüğünün kökeni, Latince “Therapia”, Yunanca “therapeia” sözcüklerindedir. Her iki sözcük de “iyileştirme, şifa verme, hasta ile ilgilenme” gibi anlamlara sahiptir. Zaman içinde hemen hemen aynı kalan anlamı, yüzyıllar içinde “tıbbi tedavi” bağlamında yoğunlaşmıştır.
Farklı Gelişim Gösteren çocuklara “terapi” olarak sunulan birçok program ve etkinlikler bütünü, öncelikle kurgulanmış olması gereken “Eğitim” sürecini destekleyen programlar olmalı. Unutulmamalıdır ki, “terapiler” tek başlarına çocuğunuzu tanıdan çıkarmaya yetmez. Fakat doğru kurgulanmış, belli bir programı olan, öğrenme süreçleri ve öğrenme çıktıları sağlam ve ayrıntılı biçimde hazırlanmış terapi programlarının, çocuğunuzun eğitim sürecine dönük katkıları da gözardı edilemez. Çoğu durumda, iyi kurgulanmış sağlam terapi programları, özel eğitim sürecini destekler, özel eğitimdeki öğrenme çıktılarını çocuğunuzda kalıcı hale getirir ve geliştirir.

Çoğu durumda, tek bir eğitim yönteminin değil, eklektik bir kurgu içinde, çocuğun bireysel özelliklerini dikkate alan, çoklu eğitim yöntemleri ile kurgulanmış bir eğitim süreci daha yararlı olacaktır.

Peki aileler doğru terapileri nasıl ayırt edecekler? Günümüzde birçok kurum ve kişi, birçok farklı isim altında yaygın gelişimsel bozukluk gösteren çocuklara farklı “terapi programları” sunmaktadır. Doğru terapilerin seçilmesi için, ailelerin bazı temel soruları sormaları gerekir: Sunulan terapi programının bir içeriği ve müfredatı var mıdır? Terapi sürecinde ve sonrasında hedeflenen eğitim çıktıları nelerdir? Terapist, süreçte uygulayacağı etkinlikleri hangi eğitim yöntemi ve yaklaşımı doğrultusunda kurgulamıştır? Çocuğunuza sunulan terapi, onun için gerçekten yararlı olacak mı? Terapi programına başlamadan önce, çocuğunuz bireysel bir değerlendirmeden geçirildi mi? Örneğin müzik terapisi, sanat terapisi, at, köpek ve yunus gibi farklı hayvanlarla yapılan hayvan terapileri, aileler için çekici olabilmektedir. Fakat burada, terapinin çocuğa uygunluğu iyi düşünülmelidir. Örneğin duyusal açıdan seslere karşı aşırı hassasiyeti olan bir çocuğun, duyusal değerlendirilmesi yapılmadan bir müzik terapisi alması, çocuğun durumunu daha da kötüleştirecek, onu duyusal açıdan çok rahatsız edecektir. Ya da farklı kokularla terapi yaptığını ileri süren bir terapistin, kokulara karşı aşırı duyusal hassasiyeti olan bir çocuğu pek yararı olmayacaktır. Bu nedenle, sanat, müzik, drama, dans ve hayvanlarla terapi gibi farklı terapi alanlarından yararlanmak istiyorsanız, terapistinizden son derece ayrıntılı hazırlanmış bir müfredat, içerik, öğrenme hedefleri ve çıktıları, çocuğunuz için bireysel bir değerlendirme talep etmeniz çok gereklidir. Aksi takdirde, temel eğitim sürecini desteklemesi hedeflenen bu terapi süreçleri, çocuğunuza daha fazla zarar verecek ve onu eğitiminden geri bırakacaktır. Oysa sanat ve drama gibi terapi yöntemleri, iyi kurgulandığında, çocuğunuza inanılmaz yararlar sağlayabilir. Örneğin çocuğunuzun bireysel gereksinimleri doğrultusunda tiyatro eğitimi de almış uzmanlar tarafından kurgulanmış bir drama etkinlikler bütünü, çocuğunuzun sosyal iletişim becerilerini geliştirmede büyük yarar sağlayabilir. Benzer biçimde, sanat eğitimi almış bir terapistin kurguladığı bir sanat terapisi programı, çocuğunuzu eğitim, duyusal, sosyal beceri ve dilsel açıdan destekleyebilir.

Doğru terapilerin seçilmesi için, ailelerin bazı temel soruları sormaları gerekir: Sunulan terapi programının bir içeriği ve müfredatı var mıdır? Terapi sürecinde ve sonrasında hedeflenen eğitim çıktıları nelerdir? Terapist, süreçte uygulayacağı etkinlikleri hangi eğitim yöntemi ve yaklaşımı doğrultusunda kurgulamıştır? Çocuğunuza sunulan terapi, onun için gerçekten yararlı olacak mı? Terapi programına başlamadan önce, çocuğunuz bireysel bir değerlendirmeden geçirildi mi?

Eğitim ve terapiler dışında, “tedavi” olarak tanımlanan süreçler daha çok psikiyatrik tedavi yöntemlerini ve diğer destekleyici, alternatif yöntemleri işaret eder. Bazı çocukların uyku düzenlerini, heyecanlarını ve kaygılarını, öfke nöbetlerini kontrol etme amacıyla psikiyatrik ilaçlar kullanmak gerekebilir. Yine destekleyici olarak gluten ve kazein diyetleri, vitamin/mineral destekleri ve ağır metallerden arındırmayı hedefleyen tedaviler de uygulanabilmektedir.

Sanat ve drama gibi terapi yöntemleri, iyi kurgulandığında, çocuğunuza inanılmaz yararlar sağlayabilir.

Tanı sonrası sürecin kurgulanmasında, eğitim, terapi ve tedavi kavramlarının iyi bilinmesi önemlidir. Bunların her biri farklı alanları, farklı uygulamaları ve bakış açılarını kapsar. En ideal olanı, bütün bu farklı alanlardan, çocuğunuzun bireysel gereksinimleri doğrultusunda, eklektik biçimde yararlanabilmektedir. Nasıl her insan birbirinden farklıysa, her çocuk da birbirinden farklıdır. Bu açıdan, tanı sonrası süreçlerinden kurgulanmasından önce gerçekten deneyimli ve uzman kişilerden çocuğunuz için bireysel değerlendirme almalısınız. Hangi eğitim yöntemlerinin kullanıldığını sorgulamalısınız. Eğer farklı terapi alanlarından destek almak istiyorsanız, bu terapilerin salt resim yapmak, oyun oynamak ya da ata binmek gibi etkinlik düzeyinde kalmadığından, belli bir program dahilinde belli öğrenme çıktılarını hedefleyerek yürütüldüğünden emin olmalısınız. Elbette günün sonunda bir “tedavi” hedeflendiğinden, bu sürecin üst çatısı olarak, yine deneyimli ve alanda uzman bir psikiyatr ile süreci eşgüdümlü yürütmelisiniz. Tanı sonrası sürecin, aile, doktor, eğitimci, terapist ve çocuktan oluşan kalabalık bir ekip olduğunu unutmamalıyız.

Ayrıntılar

Bahçede Otizm – I

Bahçede Otizm – I

Otizm tanısı almak, tanıyı alan her çocukta ve bu durumla yüzleşmek durumunda kalan her ailede farklı deneyimleri beraberinde getirir. Bu durumu tamamen yok saymak, bir an önce uyanma beklentisini doğuran kötü bir rüya olarak algılamak ya da eldeki bütün olanakları sonuna dek kullanarak tanıdan çıkma çabasına girmek, çocukları tanı almış ebeveynlerde sıklıkla gözlenen durumlardır. Otizm tanısını tabulaştırmak, hakkında konuşulması bile kötü, istenmeyen bir durum haline getirmek, ya da tanıdan çıkmayı yegane bir yaşam mücadelesine dönüştürmek, otizm ile karşı karşıya kalan bireyler için iki ayrı uç deneyimi imler aslında. Bu iki karşıt uç, otizm durumunu ‘gerçekten’ anlama, bu tanı içinde bulunan çocukla empati kurma açısından değerlendirildiğinde, aslında ideal durumlar değildir. Tanı almış çocuğun dünyayı algılama biçimini anlamaya çalışmak ve bu durum içinde karşılaştığı zorluklarda ona yardımcı olmak, ailelerin salt tanıdan kurtulma çabasına girmelerinden daha sağlıklı ve önerilen bir duruştur. Otizmi ve otizm ile yaşamak zorunda kalan çocuğu anlama çabası, beraberinde hem çocuk için hem de aile için daha rahat bir yaşamı da beraberinde getirecektir. Bu kısa yazıda, otizmli bireylerin karşılaştığı iletişim, sosyal beceri, motor işlevler ve duyusal alanlardaki zorlukları hafifletme adına uygulanabilecek ve kurgulanabilecek etkinliklerin ve süreçlerin birinden söz etmek isteriz: bahçecilik!
Otizm tanısı almış çocuklar, genellikle duyusal sorunlar da yaşarlar. Otizm spektrumu dışındaki ‘normal’ gelişim gösteren akranlarının yaşadığı dünya, onlar için çoğu zaman güçlüklerle doludur ve bu güçlüklerle baş edemedikleri için genellikle kendilerini geri çekip sessizleşebilir ya da tam tersi abartılı ve aşırı davranışlar ve tutumlar geliştirebilirler. İşte tam bu noktada, çocuğun bir bahçede, açık havada geçireceği zaman, ona değerli ve terapötik bir deneyim sunabilir.
Küçük bir bahçeyi, çocuğunu için açık havada kurgulanmış bir duyu bütünleme odasına dönüştürebilirsiniz. Minik çiçek tarhları, çieklerin ve bitkilerin arasında minik yollar, belki sağa sola konulmuş birkaç küçük havuz ya da çeşme ile elde ettiğiniz su sesi, bahçedeki bitkilerin ve çiçeklerin renkleri ve kokuları, çiçeklere gelen kelebekler ve sesler, çocuğunuza keşfedecek sınırsız deneyim sunar. Bir bahçe ortamı, tanı içindeki çocuğun kolaylıkla sakinleşebileceği bir alandır. Bahçeli bir evde yaşamayanlar ya da yeşil alanlara erişimi güç olanlar, minicik de olsa balkonlarını bile güvenli bir minik bahçeye dönüştürebilir. Hava güzel olduğunda çocuğunuzun yemeğini bahçede yemesi iyi bir fikir olabilir. Bahçe düzenlemesinde onun fikrini de alabilirsiniz. Bir bitkinin büyümesini, bir tomurcuğun çıkmasını ve bir çiçeğin açmasını, birlikte öyküleştirebilirsiniz.
Çocukların küçük de olsa bir bahçeden sağlayabilecekleri bu yararların birçoğu, elbette yetişkinler için de geçerli. Hepimiz günlük hayatın koşturmacasından bir bahçeye sığınmak istediğimiz de rahatlamış hissederiz. Aynı durum, tanı almış çocuklar için de geçerlidir.
“Bahçede Otizm” başlığı ile devam edecek bu minik yazı dizimizde, otizm tanısı almış çocuklarla bahçede birlikte gerçekleştirebileceğiniz etkinliklere de önümüzdeki yazılarda yer vereceğiz.

Ayrıntılar

Otizmli Çocuklar ve Şaka

Otizmli Çocuklar ve Şaka

Otizm tanısı almış çocuklara “şaka” kavramını öğretmek, onların sosyal ve iletişimsel becerilerini geliştirmelerine yardımcı olabilir mi?

1 Nisan, birçoğumuzun aklına şaka kavramını getiren bir gün. Şaka, günlük sorunların içinde insanların gülmek ve güldürmek için kullandığı, muzipliğin ötesinde biraz da dünyanın ağırlığını tebessümle ve gülmeyle hafifletmek için kullandığı bir yöntem belki. Şaka genelde insanları güldürse de, büyük kalabalığın içinde herkesin şakalara verdiği tepkilerin de farklı olduğunu biliriz. Bunun temel nedeni, şakanın temel unsurları olan “mizah” ve “mecaz” olgularının son derece öznel kurgular olmasıdır. Temelinde soyutlama, benzetme, yer değiştirme gibi süreçlerin yattığı şaka, insanın somut dünya algısı ile oynayabilme, dünyaya farklı bakış açılarının da bulunduğunun farkında olması ile ilintilidir. Yaşantılarımızı ve en genelde hayatımızı dışarıdan, başka açılardan da izleyebileceğimiz ve değerlendirebildiğimiz sürece, tek bir algının ve bakış açısının içinde tutsak kalmayız. Oysa Otizm Spektrumu içinde tanılanmış çocukların, bu türden bir sabit algı çerçevesinden çıkamadıkları için, gündelik yaşamlarında, sosyal ve iletişim alanlarında birçok sorunla karşılaştıklarını biliyoruz. Peki Otizm tanısı almış çocuklara “şaka” kavramını öğretmek, onların sosyal ve iletişimsel becerilerini geliştirmelerine yardımcı olabilir mi?

Temelinde soyutlama, benzetme, yer değiştirme gibi süreçlerin yattığı şaka, insanın somut dünya algısı ile oynayabilme, dünyaya farklı bakış açılarının da bulunduğunun farkında olması ile ilintilidir.

Mizah, çocuk gelişiminde önemlidir!
Şakaları anlayabilmek, şaka yapabilmek ve akranları ile birlikte gülebilmek çocuklar için son derece önemlidir; bu sayede akranları ve çevrelerindeki diğer insanlarla birlikte sosyal etkileşimi girebilir ve arkadaşlıklar kurabilirler. Otizm tanısı almış çocukların, akranları ile karşılaştırıldığında daha az şaka yaptıkları, yapılan şakaları anlamadıkları gözlemlenmiştir. Bu durum, akran iletişimini ve grup etkinliklerine katılımı olumsuz etkiler. Bu durum da, sosyal ve iletişimsel anlamda daha büyük sorunlara yol açabvilir.

Yapılan çalışmalar, Otizm tanısı almış çocuklara şaka kavramının öğretilmesininin, sosyal ve iletişim becerilerinde gelişmeyi tetiklediğini ortaya koymuştur. Çocuklara şaka kavramını öğretirken, görsel materyallerden ve somut örneklerden yararlanabilirsiniz. Bu sayede, şakanın temel süreçleri ve öğeleri (mizah, soyutlama vb.) hakkında bilgi edinebilir, mecazları ve deyimleri daha rahat anlayabilir hale gelebilirler.

Çocuğunuza mizah ve şaka duygusunu kazandırmak için basit yöntemlerden yararlanabilirsiniz:

Mizahı görselleştirin: Resimli kitaplar, görsel malzemeler kullanarak, komik olanı çocuğunuzun gözünde somutlaştırabilirsiniz.
Birlikte birkaç şaka ezberleyin: Karşındakinin duygularını incitmeyen, içinde tekerleme unsuru da barındıran kısa şakalar üzerinde çalışılabilir,
Deyim öğrenme: Çocuklara aşamalı bir biçimde deyimler ve anlamları öğretilebilir. Video gibi görsel materyaller bu öğrenme sürecini destekleyebilir.
Çocuğunuza, kafası karıştığında soru sorması konusunda cesaret verin: Deyimler mecazlı deyişler olduğundan ve soyutlama içerdiğinde, anlaşılması zor olabilir. Otizm tanısı almış çocuklar bu süreçte daha da zorlanabilirler. Soru sormasını yüreklendirin.
Pratik yapın: Otizm tanısı almış çocukların mizahı, şakaları ve deyimleri anlaması, öğrenmesi uzun bir süreç gerektirebilir. Bu yüzden öğrenilen şakaların ve deyimlerin sürekli pratik edilmesi, tekrarlanması, birlikte kullanılması önemlidir.

Mizah duygusu gelişen çocuklar daha sosyal, arkadaş canlısı ve olumlu bireyler olur. Sosyal yaşamda karşılarına çıkabilecek güçlüklerle de daha rahat mücadele edebilirler.

Günlük etkinliklerinize mizah ve şaka öğeleri katarak, çocuğunuza şaka kavramını anlaması için yeni olanaklar ve ortamlar yaratabilirsiniz. Drama çalışmaları ve sanat etkinlikleri gibi süreçler, mizah ve şaka kavramının çocuklara öğretilmesi için ideal ve destekleyici olanaklar sunar. Şaka ve mizah duygusunun gelişmesi, çocuğunuzun yaşı ilerledikçe daha da önemli bir konu haline gelir. Mizah duygusu gelişen çocuklar daha sosyal, arkadaş canlısı ve olumlu bireyler olur. Sosyal yaşamda karşılarına çıkabilecek güçlüklerle de daha rahat mücadele edebilirler.

Ayrıntılar