All posts in Çocuk Gelişimi

Çocuklarla Drama Çalışmaları

Çocuklarla Drama Çalışmaları

Otistik Spektrum Bozukluğu içinde yer alan çocukların yaşadığı sosyal ve iletişim alanlarındaki sorunları aşmalarında, sürekli içinde bulundukları Özel Eğitim, Konuşma Terapisi ve benzeri eğitim süreçlerinin dışında, tamamlayıcı ve destekleyici olabilecek Drama Çalışmaları’na katılmaları yarar sağlayacaktır.
Kendisine verilen yönergeleri dinlemeyen, çevresindeki insanlarla göz teması kurmayan ve çevrede bağırarak koşan çocukların, sınıf içinde düzenlenen eğitim ortamlarına katılmaları güçtür. Bu durum, çocukların eğitim alanındaki performanslarını ve potansiyellerini olumsuz etkiler.

Drama Çalışmaları, Otizm tanısı almış çocuklar için basit ama etkili çözümler sunabilir. Örneğin göz teması kuramayan bir çocuk, Drama Çalışmaları çerçevesinde başka birini taklit ettiğinde ya da bir role girdiğinde kolaylıkla göz teması kurabilmektedir. Rol yapma gibi drama teknikleri aracılığıyla, çocukların Otizmden kaynaklanan iletişim sorunları çözülmekte ve sosyal becerileri geliştirilebilmektedir.

Genelde grup ortamında yürütülen Drama Çalışmaları’nda, uygun çocukların bir araya getirilip grupların belli bir denklikte oluşturulması için de ayrıca özen gösterilmelidir.

Çocuğunuza Drama Çalışmalarının bu türden yararlarını sunmak istiyorsanız, bu drama ortamının yapılandırılmış olduğundan ve aktivitelerin belli bir müfredat dahilinde ilerlediğinden emin olmalısınız. Drama Çalışmaları sürecinde herbir aktivite için belli öğrenme çıktısı hedef olarak belirlenmelidir. Bunun dışında Drama Çalışmaları, yukarıda değinildiği gibi Özel Eğitim ya da Konuşma Terapisinin yerine konabilecek alternatif bir program değil, bu eğitimleri destekleyen ve tamamlayan bir aktiviteler bütünü olarak değerlendirilmelidir. Genelde grup ortamında yürütülen Drama Çalışmaları’nda, uygun çocukların bir araya getirilip grupların belli bir denklikte oluşturulması için de ayrıca özen gösterilmelidir.

Çocuğunuza Drama Çalışmalarının bu türden yararlarını sunmak istiyorsanız, bu drama ortamının yapılandırılmış olduğundan ve aktivitelerin belli bir müfredat dahilinde ilerlediğinden emin olmalısınız.

Çocukİstanbul Aile Danışmanlık Merkezi’nin düzenlediği grup ve bireysel Drama Çalışmaları hakkında bilgi almak için ofisimizi arayabilirsiniz.

Ayrıntılar

Kadınlar ve Çocuklar

Kadınlar ve Çocuklar

Her yıl 8 Mart gününde dünyanın her yanında milyonlarca insan, kadınların başarılarını kutlamak ve onurlandırmak için bir araya geliyor. Kadınların toplum içindeki konumunun ve özgürlüklerinin daha da iyileştirilmesi gereken Türkiye gibi ülkelerde ise, kadın olmanın önemi, kadınların dünya tarihine yaptıkları ve genelde gözardı edilen katkıların daha da görünür kılınması gerekiyor. Bu nedenle, yılın tek bir günü de olsa, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü, bu konularda toplumsal bilinci arttırmak için bir fırsat olarak kullanabiliriz. Kadın olma durumunu, kadınların erkekler gibi toplumda her istediklerini gerçekleştirebileceğini çocuklarımıza aktarmak ise, ayrıca önemli bir konu. Sizinle, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde çocuklarınızla birlikte gerçekleştirebileceğiniz bazı aktiviteler paylaşmak istedik.

Çocuğunuzla birlikte bunlar ve benzeri etkinliklerle, toplumların derin yarası olan kadın sorununu, çocuğunuzun bu konulardaki bilinci henüz oluşurken çözebilirsiniz. Kadın-erkek eşitliğine inanan, kadının toplumda erkeklerle eşit haklara sahip olması gerektiğini içselleştirmiş bireyler yetiştirmek sizin elinizde!

Kağıttan Kadın Kuklaları
Çocuğunuz özellikle okul öncesi yaştaysa, birlikte kağıttan kadın figürleri çizip kesebilir ve bu kağıt kuklalar üzerinden çocuğunuzla birlikte tarihteki ünlü kadın karakterleri çalışabilirsiniz. Örneğin Frida Kahlo, Kleopatra ve Madam Curie gibi ünlü kadın karakterle başlayabilirsiniz. Çocuğunuzun sürece kolaylıkla dahil olabileceğini eğlenceli bir oyuna dönüşebilir!

Tartışma
Daha büyük yaş grubundan çocuklarla, dünyada kadın olma durumu, kadınları etkileyen olumsuz koşullar hakkında sohbet etmeye çalışabilirsiniz. Uluslararası kadın kuruluşları ve Türkiye’deki kadın STK’larının web sitelerinden tartışma için malzeme edinebilirsiniz.

Ünlü Bulmaca
Çocuğunuzla birlikte, yaşadığınız şehirde ya da kendi yakın çevrenizde ünlü ve başarılı kadınların bir listesiniz yapmayı deneyebilirsiniz.

Kart Yazma
Çocuğunuzun hayatında önemli olan bir kadın var mı? Bu bir servis görevlisi, anaokulu öğretmeni, alışveriş ettiğiniz mahalle bakkalı olabilir. Çocuğunuzla birlikte, çevresindeki bu kadınlar ve toplumda yerine getirdikleri görevler hakkında konuşabilirsiniz.

Çocuğunuzla birlikte bunlar ve benzeri etkinliklerle, toplumların derin yarası olan kadın sorununu, çocuğunuzun bu konulardaki bilinci henüz oluşurken çözebilirsiniz. Kadın-erkek eşitliğine inanan, kadının toplumda erkeklerle eşit haklara sahip olması gerektiğini içselleştirmiş bireyler yetiştirmek sizin elinizde!

Ayrıntılar

Çocuklarla Kitap Okumak

Çocuklarla Kitap Okumak

Birlikte kitap okumak, çocuğunuzla aranızdaki iletişimi başlatıp geliştirecek eşsiz bir etkinliktir. Kitap okumak, çocuğunuzun dil gelişimini ve etkin dinleme becerisini de olumlu yönde etkiler ve geliştirir. Yaygın Gelişimsel Bozukluk, çocuğun durumlara ve insanlara yönelik tutumunu, dünyaya ve çevresine bakışını da farklılaştırır.

Yaygın Gelişimsel Bozukluk tanısı alan çocuklar, insanlarla göz teması kurma, düşüncelerini sözcükler ve beden hareketleri ile ifade etmede zorluk yaşarlar. Kitap okuma sürecinde de, bazı çocukların dikkat süresinin çok kısa olduğu gözlemlenebilir. Gelişimsel anlamda farklı seyirde olan çocuklara kitap okurken, daha kısa metinleri seçebilirsiniz ve kitap okuduğunuz süreyi de kısa tutmayı tercih edebilirsiniz. Yaygın Gelişimsel Bozukluk ve Otizm tanısı almış kimi çocuklar da, özellikle ilgi gösterdikleri alanlarda okuma edimine büyük bir ilgi gösterebilirler. İlgi duydukları alanla ilgili ellerine geçen her metni okumak isterler. Okuma edimini eğlenceli hale getirerek, öğrenme süreçlerinde ve sosyal beceri alanında çocuklara destek olabiliriz.

Birlikte kitap okumak, çocuğunuzla aranızdaki iletişimi başlatıp geliştirecek eşsiz bir etkinliktir. Kitap okumak, çocuğunuzun dil gelişimini ve etkin dinleme becerisini de olumlu yönde etkiler ve geliştirir. Yaygın Gelişimsel Bozukluk, çocuğun durumlara ve insanlara yönelik tutumunu, dünyaya ve çevresine bakışını da farklılaştırır.

Çocuğunuz günlük hayatında rutinlerden hoşlanıyorsa, farklı aktiviteler arasında ona kitap okuyabilir, ya da birlikte bir okuma seansı düzenleyebilirsiniz. Örneğin öğe uykusundan ya da gece yatmadan önce, kısa bir kitap okuma aktivitesi, çocuğunuzu uyku moduna hazırlayacaktır. Bir etkinlik olarak okumanın çocuğunuzun gelişimine ve sosyal becerilerine nasıl katkı sağlayacağını öğrenmek için, Özel Eğitim öğretmenleri ve Gelişim Psikologları ile görüşebilirsiniz.

Çocuğunuzla birlikte kitap okuma programınızı kurgularken, başlangıçta okuma sürenizi birkaç dakika ile sınırlı tutun. Daha sonra birlikte okuma sürenizi uzatın.

Çocuğunuza kitap okurken, çocuğunuzun beyinsel gelişimini de olumlu etkilemiş ve desteklemiş olursunuz. Çocuklar, kendilerine yüksek sesle kitap okunduğunda sizin sesinizi duyar ve dinlerler. Bu, sözel dil becerilerinin gelişimi için de önemli bir süreçtir. Okuma aktivitesi sırasında ya da sonrasında, çocuğunuzun kafasında bazı sorular oluşabilir. Bu sorularını size yönelterek, çevresindeki dünyayı ve insanları da daha yakından tanımaya başlar.

Kitap okumayı çocuğunuz için hem eğlenceli hem de eğitici hale getirecek bazı öneriler:

– İçinde çocukların ve bebeklerin yüzlerini betimleyen resimlerin olduğu kitaplar seçin. Bu sayede, çocuğunuz duyguları öğrenecektir.
– Aynı öyküyü tekrar tekrar okuyun. Bu gibi tekrarlama süreçleri, çocuğun dilsel becerilerini geliştirir.
– Yüksek sesle okuyun. Metni okurken, resimler hakkında da sohbet etmeye çalışın.
– İçinde tekrarın bol olduğu kitaplar seçin. Kafiyeli metinler de okumaya çalışın. Metindeki kafiye ve ritim ile eşzamanlı olarak birlikte el çırpabilirsiniz.
– Üzerinde düğmeleri olan sesli kitaplar da, sözlü dil gelişimine katkı sağlayacaktır.

Sizin için küçük bir öneri listesi hazırladık. Aşağıdaki kitaplarla, çocuğunuz için eğlenceli ve öğretici okuma etkinlikleri düzenleyebilirsiniz:

Uğurböceği Sevecen ile Salyangoz Tomurcuk – Erika Bartos

Benekli Faremi Gördünüz Mü? – Feridun Oral

İçimdeki Aslan – Kristien Dieltiens

Yaramaz Fareler – Helga Bansch

Anais Çok Kızgın – Sophie Martel

Ayrıntılar

Otizmli Çocuklara Hediye Seçimi

Otizmli Çocuklara Hediye Seçimi

Yeni yılın yaklaşmasıyla, başlayacak yeni yılın umudunu ve yeni yıla ilişkin iyi dileklerimizi görünür kılmak adına, sevdiklerimize hediye düşünmeye ve hatta almaya başladığımız günlerdeyiz. Otizm tanısı almış bir çocuk ya da ergen için hediye seçimi zorlu bir süreç olabilir. Çocuklara hediye seçimimiz rastgele olmamalı. Doğru soruları sorup bilinçli bir biçimde seçeceğimiz hediyeler, çocukları yalnızca sevindirmekle kalmayacak, onlara somut yarar da sağlayacaktır.

Otizm tanısı almış çocuklara ve gençlere hediye seçerken, alacağımız hediyelerin farklı alanlarda çocuğa sağlayacağı yararları da düşünmeliyiz. Bu farklı alanlardaki oyuncaklar şu şekilde özetlenebilir: Duyusal bütünleme sağlayan oyuncaklar, neden-sonuç ilişkisi kurma becerisini geliştiren oyuncaklar, sosyal beceri alanındaki oyuncaklar, stres topları, hareket ve aktivite oyunları ve eğlenceli armağanlar.

Otizm tanısı almış bir çocuk ya da ergen için hediye seçimi zorlu bir süreç olabilir. Çocuklara hediye seçimimiz rastgele olmamalı. Doğru soruları sorup bilinçli bir biçimde seçeceğimiz hediyeler, çocukları yalnızca sevindirmekle kalmayacak, onlara somut yarar da sağlayacaktır.

Otizm tanısı almış bir çocuğa bir armağan seçerken, çocuğun gelişimsel düzeyini iyi değerlendirmek gerekir. Bu, hediye alacağınız çocuğun takvim yaşını değil, gelişimsel düzeyini dikkate almanız gerektiği anlamına gelir. Bu konuda emin değilseniz, çocuğun ebeveynleri ya da özel eğitim öğretmenleri ile görüşebilirsiniz. Örneğin eğer çocuğun dil ve sosyal becerilerinde sorunlar varsa, bu alandaki becerilerini geliştirebilecek oyuncaklar seçmeniz yerinde olacaktır. Bu sayede çocuk, oyun oynarken hem eğlenecek hem de eksik olduğu alanlarda bir ilerleme sağlayacaktır.

Spektrum içine giren çocuklar için sakinleştirici oyuncaklar almak da akıllıca olabilir. Otizm spektrumu içindeki çocuklar, sosyal iletişim ve dil becerileri alanıda zorluklar yaşadıkları için, kurdukları her türlü iletişim sürecinin stresten, gerginlikten ve kaygıdan uzak olması hedeflenmelidir. Bu nedenle çocuğu yatıştırıcı bir hediye, hem çocuk için hem de aile bireyleri için keyif verici olacaktır. Otizm tanısı almış çocukların birçoğu titreşimli yastıklar ve minderlerden hoşlanabilir. İçinde balıkların yavaş hareket ettiği oyuncak akvaryumlar ve yatıştırıcı paneller de düşünülebilir.

Hediye seçiminde çocuğunuzun yatkınlık duyduğu alanları da dikkate almanız gerekir.

Duyusal sorunları olan ve duyu bütünleme terapisi alan çocuklar için de, ağırlıklı battaniyeler, kucak minderleri ve ağırlıklı yelekler düşünülebilir. Bu oyuncaklar, çocuğu hem eğlendirecek hem de duyu bütünleme işlevi sağlayacaktır. Bu tür duyusal oyuncaklar, evde ya da ziyaretlerde çocuklar tarafından sevilerek kullanılır.

Hediye seçiminde çocuğunuzun yatkınlık duyduğu alanları da dikkate almanız gerekir. Çocuğunuzun görsel duyarlığı güçlü olabilir. Bu durumda ışıklı, hareket eden, dönme temalı görsel oyuncaklar seçebilirsiniz. Dokunma duyusu güçlü olan ve nesnelere dokunmaktan hoşlanan çocuklar için de, taktil, yani dokunma duyusu temelli oyuncaklar seçilmelidir.

Otizm tanısı almış bireylerin en çok zorlandığı alan olan sosyal iletişim becelerini geliştiren oyunlar ve oyuncaklar da dikkate alınmalıdır. Bu alanda yarar sağlayacak, sıra almalı, çoklu oyuncularla oynanan, problem çözme süreçlerini geliştiren birçok oyun bulabilirsiniz. Çocuklar bu oyunlarla hem sosyal iletişim becerilerini geliştirebilir, hem de grup içinde empati kurma alanında deneyim toplarlar.

Ayrıntılar

Otizm Nedir?

Otizm Nedir?

Otizm ile ilgili kafaları kurcalayan onlarca sorunun yanıtını sunmayı hedefleyen, “Otizm Nedir?” ya da “Otizm Hakkında” gibi başlıklar taşıyan yüzlerce yazı bulabiliriz. Kurumlar, uzmanlar, akademisyenler ve bu alanla ilgilenenler, gerek bir web sitesinde, gerek broşür, sunum gibi basılı metinlerde ya da makale ve kitaplarında, “Otizm Nedir?” türünden bir başlık mutlaka atarlar.

Çocukları otizm tanısı almış ebeveynlerin, otizm hakkında sağlıklı bir bakış açısı geliştirmeleri her zaman kolay olmamaktadır. Bu alanda yazılan ve söylenen onca şey arasında güvenilir ve doğru bilgiyi bulup ayıklamak kendi içinde zor bir süreçtir. Otizm durumunu kabullenme sürecinin ötesinde, bu duruma yönelik doğru tutumu geliştirme, doğru yaklaşımı belirleme, doğru terapistlerle ve doğru kurumlarla çalışma sürecini kurgulama, kendi içinde büyük zorluklardır. Aşağıdaki yazı, bütün bu süreçlerin başında işe yarayabilecek, otizme yönelik doğru bir seyir oluşturabilecek en temel bilgileri içeriyor. Yazarın kendisi, Aikido Shusekai, Otizm tanısı almış bir eğitimci, yazar, akademisyen ve dövüş sanatları uzmanıdır. California Institute of Integral Studies and Sofia Universitesi Psikoloji Bölümü’nde akademisyen olarak çalışıyor. Yazarın “Otizm Nedir?” başlıklı yazısını, kendisinin izniyle, sizin için derledik.
Otizm, insanda görülen genetik temelli bir nörolojik değişkendir. Otistik nörolojiyi, otistik olmayan nörolojiden ayıran karmaşık ve birbiriyle ilintili özellikler henüz tam olarak anlaşılmış değildir, fakat şu anda elimizde bulunan kanıtlar, otistik bireylerin beyinlerinin yüksek düzeydeki sinaptik bağlantı ve yanıt kapasitesi ile ayırt edilebildiğini göstermektedir. Sinaptik bağlantı ve tanıt kapasitesindeki bu farklılık, otistik bireylerin öznel deneyimlerinin, otistik olmayan bireylere göre çok daha yoğun olmasına neden olur. Duyu-motor ve bilişsel düzeylerde, otistik bireyler daha fazla bilgi kaydeder ve her bilgi parçasının etkisi de birey üzerindeki etkisi çok daha güçlü ve öngörülemez olur.

Otizm, insanda görülen genetik temelli bir nörolojik değişkendir. Otistik nörolojiyi, otistik olmayan nörolojiden ayıran karmaşık ve birbiriyle ilintili özellikler henüz tam olarak anlaşılmış değildir, fakat şu anda elimizde bulunan kanıtlar, otistik bireylerin beyinlerinin yüksek düzeydeki sinaptik bağlantı ve yanıt kapasitesi ile ayırt edilebildiğini göstermektedir.

Otizm, gelişimsel bir olgudur; diğer bir deyişle rahimde başlar ve gelişim üzerinde farklı düzeylerde yaygın ve yaşam boyu süren bir etki oluşturur. Otizm, düşünme, haraket, etkileşim, duyu ve bilişsel işleme süreçlerinde farklı ve atipik yaklaşımlara neden olur. Otistik bireyleri tanımlarken kullanılan yaygın bir benzetme, bu bireylerin otistik olmayan bireylerden daha farklı bir “işletim sistemi”ne sahip olduklarını söyler.

Otizm, gelişimsel bir olgudur; diğer bir deyişle rahimde başlar ve gelişim üzerinde farklı düzeylerde yaygın ve yaşam boyu süren bir etki oluşturur. Otizm, düşünme, haraket, etkileşim, duyu ve bilişsel işleme süreçlerinde farklı ve atipik yaklaşımlara neden olur.

En güncel tahminlere göre, dünya nüfusunun yüzde biri ve ikisi arasındaki bir bölümü otistik bireylerden oluşur. Son yirmi otuz yılda otizm tanısı almış bireylerin sayısında süregelen bir artış olmuştur. Yapılan araştırmalar, tanılamadaki bu artışı, otizmin prevalansında bir artıl olarak değerlendirmez. Görünürdeki bu artışın nedeni, genel nüfusta ve profesyoneller arasında otizme yönelik farkındalığın artıyor olmasıdır.

Altta yatan temel nörolojik ortaklıklara karşın, otistik bireyler birbirlerinden çok farklıdırlar. Bazı otistik bireyler sıradışı bilişsel yeteneklere sahiptirler. Fakat otistik olmayan bireylerin duyusal, bilişsel, gelişimsel ve sosyal gereksinimleri çevresinde tasarlanan bir dünyada, otistik bireyler hemen her zaman bir derecede yetersiz kalmaktadırlar – bazen çok belirgin bir biçimde, bazen daha az hissedilir derecede.

Sosyal etkileşim, otistik bireylerin yetersiz kaldığı alanlardan biridir. Otistik bir çocuğun dünyaya dönük duyusal algısı, otistik olmayan bir çocuğunkinden çok daha yoğun ve kaotiktir. Bu yoğun ve karmaşık deneyimi yönetmek ve işlemek, otistik çocuğun dikkatini ve enerjisini yoğun bir biçimde tüketir. Bunun sonucunda otistik çocuk, sosyal etkileşimin gerektirdiği inceliklere gerekli dikkati ve enerjiyi ayıramaz. Otistik olmayan bireylerin sosyal beklentilerini karşılayamayan otistik birey, sosyal dışlanmaya maruz kalır ve bu durum gelişimini daha da olumsuz etkiler. Bu nedenle otizm, temel olarak bir dizi “sosyal ve iletişimsel yetersizlik” çevresinde tanımlanagelmiştir. Oysa otistik bireylerin karşılaştığı sosyal güçlükler, bu bireylerin duyusal ve bilişsel deneyimlerindeki farklılıkların bir yan ürünüdür.

Otizm günümüzde hala bir “bozukluk” olarak görülmektedir, fakat son yıllarda ortaya atılmış olan “nöroçeşitlilik modeli”, otizmi bir hastalık olarak değerlendirmiyor. “Nöroçeşitlilik modeli”ne göre otizm ve diğer nörobilişsel değişkenler, etnisite ve farklı cinsel yönelimler gibi, insan biyoçeşitliliğinin doğal spektrumunun doğal bir parçasıdır.

(Yazı, Aikido Shusekai‘nin Neurocosmopolitanism adlı blogundan derlenmiştir.)

Ayrıntılar

Çocuklarla Neden Drama -II-

Çocuklarla Neden Drama -II-

Drama Çalışmaları’nın temelinde iki ana yaklaşım yatmaktadır. Drama Çalışmaları, bireyin hem zihinsel hem de bedensel düzlemde yaratıcı ve doğaçlama potansiyelini ortaya çıkarmayı amaçlar. Bireydeki bu potansiyel, öykü anlatma, doğaçlama, taklit, rol yapma, canlandırma, dans, hareket, ritim, ses, şarkı, müzik ve perküsyon gibi tekniklerle ortaya çıkartılır.

Drama Çalışmaları, bireyin hem zihinsel hem de bedensel düzlemde yaratıcı ve doğaçlama potansiyelini ortaya çıkarmayı amaçlar.

Drama Çalışmaları, özel olarak oluşturulan grup içindeki çocukların psikolojik gereksinimleri doğrultusunda özel olarak kurgulanır. Bu çalışmalar, yönlendirici olmayan, güvenli ve destekleyici bir ortamda yürütülür. Her grubun drama sürecine kattıkları birbirinden farklıdır.

Dramanın her insan üzerinde terapötik etkileri vardır. Otizm tanısı almış bireyler üzerinde de, psikolojik ve fiziksel bağlamda yarar sağlayan Drama Çalışmaları, çocuğun yaşayabileceği sosyal, iletişimsel ve akademik alanlardaki güçlükler aşmasında yardımcı olur.

Drama Çalışmaları’nın yarar sağladığı alanlar özetle şunlardır:
– Güvenli ilişkiler kurmak,
– Sözlü ve sözlü olmayan iletişim becerileri geliştirmek,
– Duyguların ifade edilmesi ve keşfedilmesi,
– Sıra alma, lider olma gibi sosyal etkileşim becerilerinin geliştirilmesi,
– Dinleme ve gözlem yapmak,
– Yaratıcı ve sanatsal beceriler geliştirme,
– Kendilik algısını iyileştirme ve kendine güveni arttırmka,
– Hayalgücünü kullanmak,
– Kendini ifade etme fırsatları ve becerileri yaratmak,
– Güvenli ve sınırları belli ortamlarda çalışmak.

Ayrıntılar

Otizm Gerçekten Artıyor mu?

Otizm Gerçekten Artıyor mu?

Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’nin tahminlerine göre Amerika’da her 68 çocuktan biri Otizm Spektrum Bozukluğu içinde yer almaktadır. 1970 yılında bu oran, 14.200 kişide birdi. Bazıları, bir tür otizm salgını yaşanıldığını düşünüyor. Fakat otizm tarihin her döneminde karşılaşılan bir insan deneyimi olagelmiştir. Steve Silberman, “Neurotribes: The Legacy of Autism and the Future of Neurodiversity” (Nörokabileler: Otizmin Mirası ve Nöroçeşitliliğin Geleceği) adlı kitabında, otizmin insanlık tarihindeki seyrinin izini sürüyor. Silberman, otizm hakkındaki farkındalığın henüz çok yakın bir zamanda arttığını belirtiyor. Teknolojinin kültür, ekonomi ve siyaset üzerindeki etkilerini ele alan aylık WIRED dergisinde, yazar ve araştırmacı Silberman ile, modern dünyanın otizmli bireylere yönelik tutumu ve otizmli bireylerin modern dünyayı nasıl biçimlendirdiği hakkında yapılan söyleşide, otizm tanılama süreci hakkında tarihsel bir bilgi sunuluyor.

Asperger’e göre otizmli bireyler kültür dokusu içinde gizli kalmış birer ilmektir ve insanlığın yaradılışından bu yana var olmuşlardır.

Otizm üzerine ilk çalışmaları, 1930’lu yıllarda bir çocuk doktoru olan Hans Asperger yapmıştır. Asperger’in otizm hakkındaki çalışmaları, yazar Silberman’a göre son derece öngörülüdür. Çünkü Asperger, otizmli bireyleri, bilimin ve teknolojinin evrimini ve gelişimini hızlandıran, insanlığın bir alt kümesi olarak değerlendirmiştir. Asperger’e göre otizmli bireyler kültür dokusu içinde gizli kalmış birer ilmektir ve insanlığın yaradılışından bu yana var olmuşlardır. Asperger, otizmi doğumdan ölüme devam eden bir koşullar bütünü olarak tanımlar. Başka bir deyişle otizm, Asperger’e göre yalnızca çocuklukta görünen bir gelişimsel bozukluk değildir. Fakat otizm durumunun tıp literatüründe yerini alması Asperger ile değil, 1943 yılında Leo Kanner’ın yazdığı bir makale ile olmuştur. Kanner’ın görüşü yaygın olarak kabul bulunca, Asperger’in adı dipnotlarda unutulmuştur.

Silberman’a göre Asperger ve Kanner’ın otizme bakış açıları birbirinden farklıdır. Kanner’ın otizme bakış açısı daha dardır: Kanner için otizm, ender rastlanılan bir çocukluk psikozudur. Kanner, çalışmaları sonucunda, 1948 yılında otizmin nedeni olarak ilgisiz ebeveynleri, buzdolabı anneleri, göstermiştir. Bu bakış açısı, otizmin tarihi ve toplumdaki algılanması üzerinde büyük bir etkiye sahip olmuştur. Otizm tanısı alan çocuklar, devletin onlar için açtığı özel kurumlara toplanmıştır. Bu kurumlarda, özel eğitimden ve gerekli destekten yoksun bırakılan otizmli bireylerin içine düştükleri durum, toplum içinde, otizme yönelik algıyı olumsuz etkilemiştir. İnsanlar için otizm, ölümden daha kötü bir yazgı olarak görülmeye başlanmıştır. Bu süreçte, otizmli bireyler görünmez olur – bunun nedeni yalnızca çocukların özel kurumlara kapatılması değil, ebeveynlerin de bu durumdan sorumlu tutulmuş olmasıdır.

Bugün, otizm tanısı koyma süreci son derece net tanımlanmış tanı kriterleri sayesinde konulabilmektedir. Tanılama sürecinin altyapısı sağlam bir biçimde kurgulanmıştır.

Kanner’ın bu katı ve haksız otizm tanımı, bu durumun toplumda çok ender rastlandığı izlenimini de yaratmıştır. Kanner, diğer klinisyenler tarafından ofisine otizm şüphesi ile gönderilen on çocuktan dokuzunu, tanı koymadan geri gönderdiği ile övünmüştür. Bugün, otizm tanısı koyma süreci son derece net tanımlanmış tanı kriterleri sayesinde konulabilmektedir. Tanılama sürecinin altyapısı sağlam bir biçimde kurgulanmıştır. Öğretmenler ve ebeveynler süreçlerin farkına varmaya başladılar. Toplumda, otizm ile ilgili farkındalık daha artmış durumda.

Tarihsel sürece baktığımızda, 1990’lı yıllarda otizm oranlarında bir artış görülür. Artık yalnızca otizmden değil, Asperger Sendromundan, Yaygın Gelişimse Bozukluktan ve Otizm Spektrumundan söz edilmeye başlanır.

1970’li yıllara gelindiğinde, Lorna Wing adlı bir bilişsel psikolog ve asistanı Judith Gould, 30 yıl önce yapılması gereken bir şeyi yaptılar ve genel popülasyon içinde otizmi araştırmaya başladılar. Londra’da Camberwell bölgesini karış karış gezerek otizmli çocukların peşine düştüler. Yaptıkları araştırma sonucunda, birbirinden farklı özellikler sergileyen çok geniş bir yelpazede otizmli olarak tanımlanabilecek çocuklar olduğunu gördüler. Bu araştırma, Kanner’ın otizm tanımının çok dar olduğunu ortaya koydu.  Wing daha sonra, Asperger’e gönderme yapan bir makale okur ve Asperger’in Almanca yazılmış orijinal yazısını eşine çevirtir. Asperger’in yazısında söyledikleri ve Wing’in Camberwell bölgesindeki çocuklarda bulguladıkları birebir örtüşmektedir. Bu çalışma sonucunda, Amerikan Psikiyatri Derneği ile birlikte yürütülen ortak çalışmada, tanı sürecinin otizmin geniş yelpazesini yansıtması için yeni düzenlemeler yapılır.

Otizmli bireylerin farklılıklarını anlamak için insan beynini bir işletim sistemi olarak düşünebiliriz. Bir bilgisayarda Windows işletim sistemi yerine başka bir işletim sistemi olabilir. Farklı bir işletim sisteminde de süreçler ve işlemler farklıdır.

Tarihsel sürece baktığımızda, 1990’lı yıllarda otizm oranlarında bir artış görülür. Artık yalnızca otizmden değil, Asperger Sendromundan, Yaygın Gelişimse Bozukluktan ve Otizm Spektrumundan söz edilmeye başlanır. Fakat tanı sürecindeki bu değişiklik ve tanımsal çerçevenin genişlemesi, otizm tanısında bir artış olarak algılanmış ve insanlar bir tür “otizm salgını”ndan bahsetmeye başlamıştır.

Otizmli bireylerin farklılıklarını anlamak için insan beynini bir işletim sistemi olarak düşünebiliriz. Bir bilgisayarda Windows işletim sistemi yerine başka bir işletim sistemi olabilir. Farklı bir işletim sisteminde de süreçler ve işlemler farklıdır. Otizmli bireyler sosyal işaretleri okumakta zorlanırlar, ama görsel görüntüleri bulgulamakta iyidirler. Sürpriz onlar için sevilen bir şey değildir, fakat dikkatlerini kişisel ilgi alanlarına yöneltip yoğunlaştırmakta başarılıdırlar. Bu nedenle otizmi bir hastalık olarak düşünmek yerine, otizmli bireylerin dünyaya daha farklı bir biçimde baktıklarını, iletişim süreçlerinin farklı işlediğini anımsayıp, onlara bu doğrultuda yardımcı olacak, kendi potansiyellerini geliştirebilecekleri ve toplum içindeki yaşantılarını kolaylaştıracak desteklerin kurgulanması gerekir.

Otizm tanısı almış bir çocuk ile doğru bir iletişim kanalının açılması gerekmektedir. Ancak bu şekilde çocuğun gereksinimleri, kendine özgü bakış açısı anlaşılabilir ve bu çocuğa yardım edilebilir.

Otizm spektrumunun en derinlerinde olabilecek ve hiç konuşamadığı için iletişim becerilerinden hemen hemen bütünüyle yoksun olan bireyler için bile, günümüz teknolojisinin yardımıyla farklı olanaklar kurgulanabilir. Öfke nöbeti geçiren bir otizmli birey, çoğunlukla kendisini rahatsız eden durumu dile getiremediği için, ya da kendisine rahatsızlık veren durumu ortadan kaldıracak iletişim ortamını kendisi kurgulayamadığı için bu duruma düşmektedir. Bu nedenle, öncelikle otizm tanısı almış bir çocuk ile doğru bir iletişim kanalının açılması gerekmektedir. Ancak bu şekilde çocuğun gereksinimleri, kendine özgü bakış açısı anlaşılabilir ve bu çocuğa yardım edilebilir.

Otizm tanısı almış çocuklarımıza, toplumda genel kabul görmüş normları dayatmak yerine, onların kişisel özelliklerini, becerilerini ön plana çıkarabilecekleri desteği sunmaya odaklanmalıyız. Otizmli bireylere yönelik destek ve eğitim de, bu bağlamda sezgisi ve deneyimi çok yüksek, önceden tanımlanmış ve sabitlenmiş eğitim modellerine dayanmadan her çocuğun bireysel gereksinimlerine göre bu bilgi ve deneyimini uyarlayabilen terapistlerle kurgulanmalıdır.

Otizmin bu tarihsel seyrinden de anlaşıldığı gibi, otizm bir hastalık değildir. Otizm tanısı almış bireylerin yaşadığı sosyal ve iletişimsel sorunların aşılması için, bu bireylerle doğru bir iletişim kanalının bulunması gerekir. Otizmli birey ancak kendisini ifade edebilmeye başladığı anda kendi bireysel potansiyelini, yeteneklerini ve becerilerini geliştirme ve üretime dönüştürme imkanı bulur. Otizm tanısı almış çocuklarımıza, toplumda genel kabul görmüş normları dayatmak yerine, onların kişisel özelliklerini, becerilerini ön plana çıkarabilecekleri desteği sunmaya odaklanmalıyız. Otizmli bireylere yönelik destek ve eğitim de, bu bağlamda sezgisi ve deneyimi çok yüksek, önceden tanımlanmış ve sabitlenmiş eğitim modellerine dayanmadan her çocuğun bireysel gereksinimlerine göre bu bilgi ve deneyimini uyarlayabilen terapistlerle kurgulanmalıdır.

(Yazı, Amerikan WIRED dergisinde Carl Zimmer’ın konuyla ilgili yaptığı röportajından derlenmiştir.)

 

 

Ayrıntılar

Otizm ve Okul

Otizm ve Okul

Farklı gelişim gösteren çocukların ebeveynleri için, okul sürecini kurgulamalarında ve yönetmelerinde işlerine yarayacak bir dizi öneri paylaşıyoruz.

Farklı gelişim gösteren çocukların aileleri, çocukları anaokuluna ya da ilkokula başladığında kaygılanırlar. Okul yönetimi çocuğumu okula kabul eder mi? Okuldaki öğretmenler çocuğumun farkılıklarıyla baş edebilecek mi? Çocuğum akranlarıyla arkadaşlık edebilecek mi?

Farklı gelişim gösteren çocukların ebeveynlerini düşündüren bunlar gibi birçok soyut ve belirsiz kaygı daha vardır: Öğretmenler benim sorumsuz bir ebeveyn olduğumu düşünür mü? Çocuğumu terapilerine götürmek için okuldan aldığımda ne düşünürler? Özel Eğitim gereksinimi içinde olan çocuğum okulda gerekli ilgiyi, anlayışı ve sabrı bulabilecek mi?

Bu soruları soran, farklı gelişim gösteren çocukların ebeveynleri için, okul sürecini kurgulamalarında ve yönetmelerinde işlerine yarayacak bir dizi öneri paylaşıyoruz:

1) Tanı almak, süreci kolaylaştırır.
Öğrenme güçlüğü çeken ya da otizm ile ilgili zorluklar yaşayan çocuğunuz için bir uzmandan alacağınız görüş ve tanı, okulda öğretmenlerle paylaşılmalı. Resmi bir tanı, sizin çocuğunuz için somut bir adım atmaya çalıştığınızı gösterir ve öğretmeninizi işbirliği konusunda yüreklendirir.

2) Sabırlı olun.
Özellikle okulun başladığı günlerde herkes bir koşturmaca içindedir ve bu durup süreci yaşayan öğrencileri, öğretmenleri ve aileleri strese sokabilir. Okulun başladığı bu dönemde, çocuğunuzun öğretmeni ile görüşmek istemeniz de son derece doğaldır. Fakat bu dönemin öğretmen için de yoğun bir dönem olduğunu düşünerek, çocuğunuzla ilgili görüşmeyi belki telefonda, ya da gün sonunda okul çıkışında yapmayı önerebilirsiniz. Öğretmenlerin zamanına ve gün içindeki iş akışına saygı duyulmalıdır. Öğretmeninize, ihtiyaç duyduğu her an size ulaşabileceğini belirtin ve süreç içinde desteğinizi eksik etmeyeceğiniz hissettirin.

3) İlgili taraflar arasında iletişimi sağlamlaştırın.
Çocuklarınızın okuldaki öğretmenlerini ve terapistlerini bir araya getirmeye çalışın. Bu her zaman kolay olmayabilir, ama en azından okul döneminin başında, her taraf için uygun olan bir gün ve zamanda, öğretmen, terapist ve ebeveyn bir araya gelmeli ve çocuğun durumunu ve okul ortamında yaşayabileceği güçlükleri birlikte tartışmalıdır. Bu yolla belirlenecek ortak bir strateji, çocuğun okul yaşamını destekleyecek ve kolaylaştıracaktır.

Çocuğunuzun okula başlaması onun için yeteri kadar zor bir süreçtir. Olabildiğince onun yanında olmaya çalışın.

4) Çocuğunuz için gerekli olanı talep edin ve anlatın.
Farklı gelişim gösteren çocuğunuzun okul ortamında rahat etmesi için, uyum göstermek zorunda olan tek taraf siz değilsiniz. Okul yönetiminin ve öğretmenlerin de bu bağlamda sorumlulukları olduğunu unutmayın. Çocuklarınızın gereksinimlerini, gerektiğinde terapistlerinizle birlikte, öğretmene açıklamalı ve bu konuda ortak neler yapılabileceğini belirlemelisiniz.

Çocuğunuzun okula başlaması onun için yeteri kadar zor bir süreçtir. Olabildiğince onun yanında olmaya çalışın. Beslenme çantasına en sevdiği yiyecekleri koyun. Haftasonlarını, çocuklarınızın sevdiği aktivitelerle keyifli hale getirin. Zorlu zamanlar elbette olacaktır, ama süreç içinde size yardımcı olacak ve yanınızda duracak doğru insanları bulacaksınız!

Ayrıntılar

Çocuğunuz Bir Ördekten Ne Öğrenebilir?

Çocuğunuz Bir Ördekten Ne Öğrenebilir?

 

Doğa, günlük koşturmacalarımızın içinde göremediğimiz yaşamın içsel dinamiklerini görmemizi sağlayan ve bunları bize öğreten en iyi araçtır. Yaşamın içsel enerjisi olarak doğayı yalnızca gözlemlemekle bile, birey olarak işlevselliğimizi en üst düzeye çıkarabiliriz. Çocuklarımız da birer bireydir ve onların da tıpkı bizim gibi zaman zaman yalnız başlarına kalmaları, doğayla baş başa bırakılmaları gerekir. Çocuk doğayı gözlemleyerek, onu kendince deneyimleyerek, yaşamı boyunca kullanacağı yararlı sezgisel bilgiler edinebilir.

Doğa ve kültür, insan yaşamını etkileyen iki ana unsurdur. İnsan uygarlığının gelişimiyle, doğa ve doğaya ait unsurlar kültürün gerisinde kalmıştır. Bu durum bireylerde birçok stres faktörünü de beraberinde getirmektedir. Günümüz  insanının yaşam biçimindeki birçok ruhsal ve fiziksel sorun, bireyin doğadan ve doğal olandan uzaklaşmasında yatmaktadır. Doğadan uzaklaşan birey, duygusal ve ruhsal anlamda uyum sağlama yetisini yitirmiş ve duygusal direncini de neredeyse kaybetmiştir.

Doğada mücadele yoktur! Doğa, en az direnç gösteren yolu seçer ve varlığını akışkan bir döngü içinde sürdürür.

Doğa insanlara birçok açıdan dersler verir. Irmaklar hep aşağı doğru akar. Taşların aralarındaki boşluklardan çiçekler çıkabilir. Doğa her zaman bir çıkar yol bulur ve kendini kolaylıkla var eder. Oysa insan, sürekli olarak  kendisini saran koşullarla mücadele eder. Bu nedenle de enerjimizi her zaman doğru biçimde ve en iyisi için kullanamayız. Yaşam gücümüzü, enerjimizi, mücadeleler verirken kaybederiz. Doğayı gözlemleyen çocuk, her şeyin belli sınırları olduğunu anlar. Bu sınırlar sayesinde çevresindeki değişimlere daha rahat uyum sağlar.

Sert ağaçlar rüzgarda kırılıp devrilebilir; esnek ağaçlar eğilir ama kırılmaz.

Doğa bize esnek olmayı öğretir. Güçlü ve bir bütün olarak varlığımızı sürdürmenin temel koşullarından biri, katı olup ödün vermemek değil, esnek olabilmektir. Karşımıza çıkan istenmeyen koşullara ve durumlara direnç göstermek, daha fazla soruna neden olabilir; oysa olup bitenleri “oluruna bırakmak”, doğayla uyumlanmak ve bu yolla güçlü kalabilmektir. Rüzgarda eğilen ağaçlar gibi esnek olabildiğimizde, karşımıza çıkan güçlükler karşısında kendi bütünlüğümüzü ve dengemizi bozmadan ayakta kalabiliriz. Yaşamın önümüze getirdikleri karşısında esnek ve açık olduğumuzda, fırtınalar ne kadar sert olursa olsun yıkılmadan yolumuza devam edebiliriz.

Doğa, olduğundan farklı bir şey olmaya çalışmaz.

Çocuğunuz hiç başka birisine bakıp onun yerinde olmak istiyor mu? Ya da başka birinin sahip olduğu bir şeye sahip olmak istiyor mu? Doğanın bize öğrettiği en önemli derslerden biri de, olmadığımız biri olmaya çalıştığımızda ya da başkalarının sahip olduğu bir şeye sahip olmaya çalıştığımızda olumlu bir şey yapmadığımızdır. Doğada, lale olmaya çalışan bir gül görebilir misiniz? Doğada nasıl her bir bitkinin ve hayvanın kendi değeri ve güzelliği varsa, her insanın da kendine özgü bir değeri ve güzelliği vardır. Doğayı, bitkileri ve hayvanları gözlemlemek, bunu görüp sezgisel bir bilgiye dönüştürmenin en iyi yoludur.

Doğayı gözlemleyen çocuk, çevresindeki kontrol edilmeyen koşullar için başkasını suçlamamayı öğrenir. Başkasını suçlamak ya da hoşuna gitmeyen durumları değiştirmek yerine, kendi aklıyla bu koşullara uyum sağlamaya çalışır.

Doğada bulunmak, doğayı gözlemlemek, çocuğunuzun duyusal farkındalığını arttırır, çünkü doğa, sesleri, görüntüleri, taktil duyuları, kokuları ve tatlarıyla bütüncül bir duyusal deneyim sunar. Buzun üzerinde yürümek, yağan kar tanelerinin tadına bakmak çocuğunuzun sinir sistemini yatıştıracak deneyimlerdendir. Çocuğunuzun dikkat sorunu olsun olmasın, bütün bu duyusal doğal ortamlar, onun dikkatini kesinlikle çekecektir.

Bu ve benzeri ipuçlarını doğada çocuğunuzla birlikte toplayabilirsiniz. Yavrularını yüzdüren bir ördeği izlemek, bir kuğunun çirkin yavrularını çocuğunuzla birlikte beslemek, bir gölün kenarında suya çakıl taşları atıp suyun nasıl dalgalandığını izlemek, birlikte gün doğumunu ya da gün batımını seyretmek ve bunun gibi onlarca etkinliği doğada çocuğunuzla birlikte gerçekleştirmek, hem sizin hem de çocuğunuz için sonsuz yararlar doğuracaktır. Çocuğunuz zaman zaman sizi zorlayabilir. Onunla baş edemediğinizi düşünebilirsiniz. Böyle anlarda doğanın, fırtınalı havalarda nasıl esnek olduğunu düşünün. Doğada her canlının nasıl kendisi olduğunu ve başka bir canlının yerine geçme çabası içinde olmadığını anımsayın.

 

Ayrıntılar

Otizm Tanısı Kapınızı Çaldığında!

Otizm Tanısı Kapınızı Çaldığında!

Çocuklarının Otizm Spektrum Bozukluğu tanısı alması, aileler için son derece travmatik ve stresli bir deneyimdir. Ebeveynler, tanı ilk alındığında umutsuzluğa düşmek yerine, hiç zaman kaybetmeden çocuklarının beceri anlamındaki eksikliklerini uzmanlarla birlikte belirlemelidir. Bu eksikliklerin sürecin başında doğru bir biçimde belirlenip üzerlerinde çalışılması, çocuğun aile, okul ve toplum içindeki katılımını güçlendirecektir.

Ebeveynler, tanı ilk alındığında umutsuzluğa düşmek yerine, hiç zaman kaybetmeden çocuklarının beceri anlamındaki eksikliklerini uzmanlarla birlikte belirlemelidir.

Otizm tanısı almış çocuğunuzun gelişimi için, zaman yitirmeden uzun soluklu bir plan yapmak gerekir. Özel Eğitim, Psiko-Eğitsel Destek, gerektiğinde Duyu Bütünleme ve Konuşma Terapisi ve müzik, drama ve resim gibi sanat aktivitelerini içeren bütüncül, çocuğu farklı alanlarda eşzamanlı olarak destekleyecek bir eğitim planı, hem ebeveynlerin kaygısını azaltacak hem de çocuğun gelişimini her yönden destekleyecektir.

Yeni tanı alan aileler, içgüdüsel olarak günümüzde çok gelişmiş bir bilgi kaynağına dönüşen internette, otizm ile ilgili araştırma yapmaya başlıyor. Öte yandan unutulmamalıdır ki, internet üzerinden elde edilen bilgilerin birçoğunun bilimsel dayanağı bulunmamaktadır.

Çocuğunuzun fiziksel gereksinimlerini değerlendirmek:

Çocukların genelinde görülebilen kabızlık, ishal ve uyku güçlüğü gibi fiziksel sorunlar, otizm tanısı almış çocuklarda da görülebilir. Amerika’da Otizm Derneği’nin verilerine göre, Otizm tanısı almış çocukların %60 il%80’inde sindirim sistemi sorunlarına rastlanmaktadır. Öncelikli olarak, çocuğun bedensel sağlığı açısından bu olası durumların ortadan kaldırılması önemlidir.

Çocuğunuzun eğitim gereksinimlerini değerlendirmek:

Otizm tanısı almış çocuklar, dilsel gelişim ve sosyal iletişim alanlarında akranlarından daha geri bir gelişim düzeyinde bulunabilirler. Araştırmalar, akranlarla bu türden gelişimsel farkların kapanması için, erken dönemde başlatılan yoğun davranışçı müdahalelerin ve Özel Eğitim’in yararını kanıtlamıştır.

Ailelerin birçoğu, çocuklarındaki gelişimsel sorunların biyomedikal ilaçlarla ve birkaç saatlik konuşma terapisi ile aşılabileceğini düşünmektedir. Birçok çocuk için, yoğun bir eğitim programı sunmayan bu yaklaşım, olumlu sonuçlar ve çözümler doğurmaz. Tıbbın olanaklarından yararlanmak adına, sürecin eğitim tarafını gözardı etmemelisiniz. Her iki tarafta da eşzamanlı olarak doğru olanı yapmak son derece önemlidir.

Çocuğunuz için, deneyimli uzmanlardan, bütüncül bir program çerçevesinde destek aldığınızdan emin olun. Birlikte çalıştığınız deneyimli uzmanlar, çocuğunuzun bireysel gereksinimlerini iyi belirleyebilmeli ve bu bireysel gereksinimler doğrultusunda yalnızca çocuğunuz için uygulanacak özel bir eğitim programı çıkartmalıdır.

Çocuğunuzun sahip olduğu ve olmadığı becerileri belirleyin. Bu becerilerin değerlendirilmesi testler aracılığıyla, uzmanlar tarafından yürütülmelidir. Çocuğunuzun gelişim değerlendirilmesi yapıldıktan sonra, çocuğunuza öğretilmesi gereken becerileri belirleyebilir ve bunları uzmanınızla ya da Özel Eğitim öğretmeninizle birlikte önceliklendirebilirsiniz.

Öğrenme süreçlerinin aktivitelerle kurgulandığından emin olun. Hepimiz yaparak öğreniriz. Çocuklar, birlikte vakit geçirmekten keyif aldıkları ve eğlendikleri insanlardan daha çok şey öğrenirler! Bu bağlamda, Özel Eğitim seanslarında ve psiko-eğitsel destek aldığı diğer zamanlarda, çocuğunuzun motivasyonunun yüksek olması önemlidir.

Öğrenme sürecinde kullanılan aktivitelerin çeşitlendirilmiş olması da gerekir. Gün içinde farklı becerilere yoğunlaşılmalıdır. Çeşitlendirilmiş bir öğrenme ortamı, çocuğunuzun ilgisini de canlı tutacaktır.

Ebeveynlerin, öngörülen bu yoğun eğitim programına etkin olarak katılım göstermeleri son derece önemlidir. Çocuğunuzun bütün gereksinimlerinin yalnızca birlikte çalıştığınız uzmanlar tarafından karşılanmasını beklemeyin. Ebeveynler de, becerilerin çocuklara nasıl öğretildiğini anlamalı ve bu süreçleri uygulayabilir hale gelmelidir.

Ayrıntılar