All posts in Çocuk Gelişimi

Çocuklarla Neden Drama -I-

Çocuklarla Neden Drama -I-

Özel Eğitim gereksinimi olan çocuklarla yapılan Drama Çalışmaları, kurgulanmış ortamlarda Drama alanında uzman eğitmenlerle gerçekleştirilir. Drama Çalışmaları’nın amacı, Otistik Spektrum içindeki çocukların gelişimsel ve sosyal alanlardaki yetersizliklerini en aza indirgemektir. Dramanın kendi dinamikleri ve özgün oyun kurgularıyla çocuğun hayalgüçlerini geliştirme, soyut düşünme becerilerini arttırmak, dolaylı ifadeleri ve mecazları zihinsel olarak işleyebilmelerini sağlamak, şaka ve espri yapma yöntemlerini sunmak, akranlarıyla iletişimlerini geliştirmek, yaratıcılıklarını somut ürünlere dönüştürmelerinde destek olmak, empati potansiyellerini arttırmak ve günlük hayatta kullanacakları bilgi ve becerileri arttırıp geliştirmek, Drama Çalışmalarının temel hedefleri arasındadır.

Drama seanslarında ve oyunlarda dinleme ve anımsama, kıskançlık duygusunu kontrol etme, sıra alma, kişisel mekan olgusunu fark etme, karşısındakini kucaklama, arkadaşına sıra vermek için ayağa kalkmak ve gerektiğinde bir iletişim sürecini bölerek kendini ifade etmek gibi hedefler belirlenebilir.

Çocuklarda bu amaçlar doğrultusunda somut sonuçlar elde etmek amacıyla, Drama Çalışmaları seanslarında, hedef öğrenmelere odaklanmış oyunlar kurgulanır. Drama seanslarında ve oyunlarda dinleme ve anımsamakıskançlık duygusunu kontrol etmesıra almakişisel mekan olgusunu fark etmekarşısındakini kucaklamaarkadaşına sıra vermek için ayağa kalkmak ve gerektiğinde bir iletişim sürecini bölerek kendini ifade etmek gibi hedefler belirlenebilir. Bu ve benzeri hedefler, çocukların akranları ile birlikte oldukları okul gibi ortamlarda gereksinim duydukları bilgi ve becerilerdir ve çocukların akademik başarılarını her düzeyde önemli ölçüde etkileyebilirler.

Bu ve benzeri hedefler, çocukların akranları ile birlikte oldukları okul gibi ortamlarda gereksinim duydukları bilgi ve becerilerdir ve çocukların akademik başarılarını her düzeyde önemli ölçüde etkileyebilirler.

Drama Çalışmaları’nın temel çerçevesi, çocukların keyif alabilecekleri kurgulanmış ortamlarda, drama sanatının insan duygulanımı üzerindeki doğal gücünden yararlanarak, çocuklara bilgi ve becerileri çabuk ve kolay edinebilecekleri ortamlar sağlamaktır.

Ayrıntılar

Otizm ve Yaratıcılık

Otizm ve Yaratıcılık

Otizm tanısı almış bireylerdeki sosyal iletişim alanındaki güçlükler ve empati kurmadaki yetersizlikler, özellike drama gibi sanatsal etkinlikler ve yaratıcılığı besleyen diğer sanat dalları ile azaltılabilir.

Yeni bir araştırma, otizm tanısı almış bireylerin daha yüksek bir yaratıcılık düzeyine sahip olduğunu göstermiştir. Otizmli bireylerde yaratıcılık odağında yürütülen çalışma, öğrenme güçlüğü yaşayan bireylere ilişkin birçok yerleşik düşünceyi ve önyargıyı da ortadan kaldırıyor.

Bilimadamları, gelişimsel farklılığı olan bireylerin sosyal anlamda yaşadıkları zorluklara rağmen, yaratıcılık gerektiren problemlerin çözümünde daha özgün bakış açıları geliştirdiklerini ileri sürüyor. Çalışmayı yürüten yazarlardan biri olan Stirling Üniversitesi’nden Dr. Catherine Best, 312 kişi, üzerinde yürütülen çalışmanın tek bir yaratıcılık sürecine odaklanmasına karşın, otistik özellikler ve özgün, yaratıcı fikirler arasında bir bağlantı olduğunu belirtiyor.

“Bunun nedeninin otistik bireylerin olaylara ve durumlara çok farklı yaklaşmaları olduğunu düşünüyoruz. Öğrenme sürecinde yaşadıkları güçlüklerle tanımlanan bireylerin bazı alanlarda üstün yaratıcılık göstermeleri de, bu çalışmanın önemli bulgularından biri.”

Daryl Hannah gibi bazı otizm tanısı almış bireylerin kendi deneyimleri ile ilgili açıklamaları toplumda sık duyulmuyor. Kendi otizm deneyimi hakkında konuşan ve bilgi paylaşam bireylerin söyledikleri, bu süreci anlamamızda yardımcı olmaktadır. Öğrenme güçlüğü olan bireylerin bazı becerileri öğrenmeleri için desteğe ihtiyacı vardır ve bu destek toplumsal yaşam içinde onlara her zaman sunulmadığından, bu bireylerin yaratıcı özellikleri de her zaman görünür olmuyor. Oysa tiyatro gibi sanat kurumlarında, farkındalığın arttırılmasıyla, drama alanında çok yetenekli olan ve sanatsal anlamda değerli iş çıkarabilecek otizmli bireyler desteklenebilir. Kendisi de otizm tanısı almış olan Amerikalı aktris Daryl Hannah bu konuda şunları söylüyor:

“Otizmli bireylerin öncelikle bir birey olarak görülmesi gerekmektedir. Öğrenme güçlüğü olmayan bireylere, benim onlardan farklı olmadığımı anlatmak istiyorum. Yine, öğrenme güçlüğü yaşayan bireylerin de, kendi yapabileceklerinin farkına vararak kendilerini iyi hissetmeleri en büyük arzum. Bu insanlar yalnız değiller.”

İngiltere’de National Theatre’da, Mark Haddon’ın ‘Süper İyi Günler’ adlı romanının tiyatro uyarlamasının sahnelenmesi sırasında, otizm danışmanı olarak çalışan Binchy, öğrenme güçlüğü çeken yetişkinlerle çalışan bir tiyatro olan ‘Access All Areas’ ile çalışmış. ‘Access All Areas’, İngiltere’de, öğrenme güçlüğü yaşayan bireylerle yaratıcı sanat çalışmaları yapan tek kurum olma özelliğini taşıyor.

‘Access All Areas’ta çalışan Patrick Collier bu konuda şu yorumu yapıyor: “Yapmaya çalıştığımız şey, otizm tanısı almış ya da Down Sendromlu birine Hamlet’i oynatmaya çalışmak değil – onlara kendi seslerini bulmalarında ve seslerini başkalarına duyurmalarında yardım ediyoruz. İnsanlar desteklenmeli ve yaratıcılık doğru yönlendirilmeli.”

Otizm, İngiltere’de 100 kişiden 1’ini etkileyen bir durum ve kişiden kişiye farklılıklar göstermekle birlikte, iletişim kurma ve dünyayı algılama biçimlerini derinden etkiliyor. Otizmle ilgili en büyük önyargılardan biri, otizmli bireylerin yaratıcı olmadıkları düşüncesidir.

Otizm tanısı almış bireylerdeki sosyal iletişim alanındaki güçlükler ve empati kurmadaki yetersizlikler, özellike drama gibi sanatsal etkinlikler ve yaratıcılığı besleyen diğer sanat dalları ile azaltılabilir.

(Yazı, İngiliz ‘The Guardian’ gazetesinden derlenmiştir.)

Ayrıntılar

Otizm Tanısından Çıkmak

Otizm Tanısından Çıkmak

Otizm olgusuna yönelik tutumumuz, otizmin seyrini, otizmi yaşayan çocuğu ve bu durumdan etkilenmesinin yanında bu durumu yönetmeye çalışan ebeveynlerin deneyimlerini de etkilemektedir.

Otizm’den “kurtulmak”, “spektrumdan çıkmak”, “tanıdan çıkmak” ya da “otizmin iyileşmesi” gibi ifadeler, ailelerin otizm tanısı almış çocuklarına yönelik umutlarını belirtmekle birlikte, üzerinde düşünmemiz gereken ifadelerdir. Çünkü otizm olgusuna yönelik tutumumuz, otizmin seyrini, otizmi yaşayan çocuğu ve bu durumdan etkilenmesinin yanında bu durumu yönetmeye çalışan ebeveynlerin deneyimlerini de etkilemektedir.

1987 yılında, California Üniversitesi’nden psikolog Ole Ivar Lovaas, haftada en az 40 saat ABA terapisi alan çocukların yarısının, normal gelişim gösteren çocuklardan bir farkının kalmadığını bulgulamıştır. Lovaas’ın bu bulgusu, otizm tanısı almış çocuklar için “erken ve yoğun müdahale”nin önemini vurgulamıştır.

İlk defa 1960’larda otizm için bir terapi yöntemi olarak kullanılan ABA Terapisi, öğrenme kuramının ilkelerine dayanmaktadır. ABA terapisi, ödül ve ceza ile bireyde öğrenmenin önünde engel olan istenmeyen davranışları söndürme ve bu yolla öğrenmeyi destekleme mantığı ile yürütülmektedir. Otizm terapilerinin birçoğunda bu temel yaklaşım yeralmaktadır. Zaman içinde, başka yaklaşımlarla da zenginleştirilen ABA Terapisi, Özel Eğitim alanına giren başka yaklaşım ve terapi yöntemleriyle de desteklenip zenginleştirilerek, otizm tanısı almış çocuklar üzerinde uygulanagelmiştir.

Otizm tanısından kurtulmak söz konusu olduğunda, ailelere verilebilecek en iyi tavsiye, kafalarda “iyileşme” olarak kurgulanan sonuca değil, sürece odaklanmalarıdır.

Lovaas’ın, erken müdahale ve yoğun terapi sonrasında, otizm tanısı almış çocukların yarısının tanıdan çıktığına yönelik bulgusu daha sonra geçerliğini yitirmiştir. Otizm alanında yapılan güncel çalışmalar, tanı almış çocukların ancak yüzde 3 ile 25’inin tanıya neden olan semptomlardan kurtulduğunu göstermektedir. Erken müdahale ve yoğun özel eğitim, çocuklarda sosyal etkileşim ve iletişim alanındaki sorunlarını minimize edebilmekte ve otizmi tanımlayan davranış bozukluklarını ortadan kaldırabilmektedir.

Otizm tanısından kurtulmak söz konusu olduğunda, ailelere verilebilecek en iyi tavsiye, kafalarda “iyileşme” olarak kurgulanan sonuca değil, sürece odaklanmalarıdır. Otizm tanısı almış çocukları, normal gelişim gösteren yaşıtlarına yaklaştıracak ve onları toplumda işlevsel, üretken bireyelere dönüştürecek tek çözüm, tanı konulur konulmaz yoğun ve doğru kurgulanmış, çocuğun diğer eksikliği olduğu alanlarda desteklendiği terapilerle zenginleştirilmiş bir özel eğitim programına başlamaktır. Otizm tanısı almış çocuklar da, öğrenme süreçlerini olumsuz etkileyen davranışlardan kurtulup yeni davranışları öğrenebilir. Bunu sağlamanın en önemli yolu, ebeveynlerin yalnızca sonuca, yani “tanıdan çıkmaya” değil, sürece odaklanarak, çocuklarına “nasıl öğreneceklerini” öğrenmelerinde yardımcı olmaktır.

Ayrıntılar

Otizmli Çocuk Bize Ne Söyler?

Otizmli Çocuk Bize Ne Söyler?

Aileler, çocukları otizm tanısı aldığında kendilerini bir bilinmezin içine girmiş hissederler. Önlerinde duran bu gerçekle nasıl baş edeceklerini, bu duruma nasıl tepki vermeleri gerektiğini bilemezler. Bu durum, çocuklarının kendilerinden beklediği desteğin de gecikmesine ya da olması gerekenden daha zayıf kalmasına neden olabilir.

Ellen Notbohm’un 2010 yılında yayınlanan “Otizmli Bir Çocuğun Sizden Bilmesini İstediği On Şey” (“Ten Things Every Child with Autism Wishes You Knew”) adlı kitapta, otizmi çocukların ağzından, ebeveynlerinin bilmelerini istedikleri on ayrı gerçek aktarılmış.
Bu on mesajı sizin için özetledik. İşte otizmli çocukların bize söyledikleri:

Otizm, beni tanımlayan özelliklerden yalnızca bir tanesi, beni ben yapan bir nitelik değil. Herkes gibi ben de düşünceleri, duyguları, tercihleri, fikirleri, yetenekleri ve hayalleri olan biriyim.

1- Ben bir çocuğum.
Otizm, beni tanımlayan özelliklerden yalnızca bir tanesi, beni ben yapan bir nitelik değil. Herkes gibi ben de düşünceleri, duyguları, tercihleri, fikirleri, yetenekleri ve hayalleri olan biriyim.
Yetişkinlerden farklı olarak, henüz bir çocuk olduğum için kendimi tam olarak tanımlayamam ve neler yapabileceğimi bilemem. Beni yalnızca otizm ile tanımlarsanız, benim hayatta başarabileceklerime ilişkin çok düşük bir hedef koymuş olabilirsiniz. Ve bir çocuk olarak sizin bir şeyi yapamayacağımı düşündüğünüzü hissedersem, daha baştan denemekten bile vazgeçebilirim.

2- Duyularımı senkronize etmekte zorlanırım.
Sizin çoğu zaman fark bile etmediğiniz görüntüler, sesler, kokular ve dokunuşlar beni çok rahatsız edebilir. Çevremdeki birçok değişken beni rahatsız ettiği için, benim içine kapanık bir çocuk olduğumu düşünürsünüz, ama aslında ben kendimi korumaya çalışıyorumdur.
Duyduklarım, gördüklerim ve kokladıklarım, beynim için çok fazla gelebilir. Duyularım bu anlamda o kadar yoğundur ki, bedenimin mekanda bir yer kapladığını bile hissedemem.

3- ‘Yapmayacağım’ ve ‘Yapamam’ arasındaki farka dikkat edin.
Yönergeleri duyarım, ama bunları anlamakta güçlük çekerim. Odanın bir köşesinden bana seslendiğinizde, cızırtılı bir radyodan gelen ses gibi, söylediğinizi anlayamam. Bu yüzden yanıma gelin, dikkatimi çekin ve bana anlaşılır bir ses tonuyla seslenip, yönergelerinizi bu şekilde verin. Böylece daha rahat iletişim kurmuş oluruz.

4- Somut düşünürüm. Dili, sözcüğü sözcüğüne yorumlarım.
Deyimsel ifadeleri anlamam. Bir şeyin “çocuk oyunu” olduğunu söylediğinizde, ben bir oyun oynanacak diye düşünürüm, bunun çok kolay bir şey olduğunu anlamam. Deyimler, söz oyunları, nüanslar, mecazlar, göndermeler ve alaylı dil kullanımı anladığım şeyler değildir.

5- Farklı iletişim kurma biçimlerini gözlemleyin.
Duygularımı ifade etmekte zorlandığım için, ihtiyaç duyduklarımı çevremdekilere anlatmakta zorluk çekerim. Acıkmış, öfkeli, korkmuş ya da kafam karışmış olabilir, ama bunları ifade edecek doğru sözcükleri bulamadığım için kendimi anlatamam. Bu yüzden beden dilime dikkat edin.
Sözcükleri bilmediğim için sessiz kalmanın yanında, çevremde filmlerden, televizyondan duyup ezberlediğim kelimeleri ve cümleleri sat konuşmuş olmak için bağlam dışı kullanabilirim de.

6- Görsel düşünürüm.
Bir şey yapmamı istediğinizde bunu söylemeyin, resimlerle göstermeyi de deneyin. Bir defa değil, defalarca göstermeniz işe yarar. Benimle sabırlı olmalısınız.
Görsel desteklerle günümü daha rahat geçirebilirim. Böylece farklı aktiviteler arasındaki geçişim daha rahat olur ve bir sonraki adımda ne yapacağımı hatırlamama nedeniyle için strese girmem.

7- Yapamadıklarıma değil, yapabildiklerime odaklanın.
Diğer herkes gibi, yeteri kadar iyi olmadığımı düşündüren bir ortamda yeni bir şey öğrenmem çok zordur. Yalnızca eleştiri alacağımı biliyorsam, yeniş bir şeyi de asla denemem. Güçlü yanlarımı bulmaya çalışın. Bir şeyi yapmanın tek bir doğru yolu yoktur.

8- Sosyal etkileşim alanında bana yardım edin.
Belki diğer çocuklarla oyun oynama konusunda isteksiz görünebilirim; fakat kenarda durmamın asıl nedeni, biriyle bir konuşmaya ve iletişime girmenin nasıl başlatılacağını bilmiyor olmamdır. Bana, diğer çocuklarla nasıl oyun oynandığını öğretin.
Başı ve sonu belli olan yapılandırılmış oyunlarda performansım daha iyidir. Yüz ifadelerini, beden dilini ve duyguları okuyamadığım için, bu alanlarda da desteğe ihtiyacım vardır.

9- Öfke nöbetlerimi nelerin tetiklediğini bulun.
Geçirdiğim öfke nöbetlerinin benim üzerimdeki etkisi, sizin üzerinizdeki etkisinden çok daha kötüdür. Bu nöbetlerin nedeni, bir ya da birden fazla duyumun aşırı yük altında kalması, ya da sosyal becerilerimin kapasitesinin aşırı zorlanması olabilir. Öfke nöbetlerimin nedenlerini bilirseniz, bunları önleyebiliriz. Bunun için ara ara kayıt tutun; farklı ortamların, insanların ve aktivitelerin üzerimdeki etkilerini not edin.

10- Beni koşulsuz sevin.
“Keşke..” içeren cümlelerle düşünmeyin bu cümleleri kullanmayın. Siz de kendi ebeveynlerinizin sizden beklentilerini yüzde yüz gerçekleştirmiş bireyler değilsiniz. Otizmi ben seçmedim. Unutmayın ki otizm benim yaşadığım bir şey, sizin değil. Sizin desteğiniz olmadan benim de sağlıklı bir biçimde büyüyüp hayatta başarılı bir birey olma şansım azalır. Fakat sizin desteğiniz ve kılavuzluğunuz ile elde edeceğim şans gerçekten hayal ettiğinizden daha büyük.

İkimizin de üç sözcüğe ihtiyacımız var: Sabır. Sabır. Sabır.

Ayrıntılar

Otizmde Resim, Drama ve Müzik

 

Otizotizm-sanatm tanısı almış veya öğrenme güçlüğü çeken çocuklarda sanat etkinlikleri çok değerlidir. Bu etkinlikler, çocuğun zihnine ve bedenine olumlu etkisi olan duyusal girdi ve uyaran sağlarlar. Müzik ve resim gibi sanatsal etkinlikler, çocuğun bazı becerileri yerine getirmesi için gerekli fiziksel ve zihinsel yoğunlaşmayı mümkün kılar. Öğrenme güçlüğü çeken çocuklarda müzik etkinliklerini ve müzik teknolojilerini uyarlayarak kullanan McCord’un 2008 yılında yürüttüğü çalışmasında da belirttiği gibi, müzik ve resim gibi etkinlikler çocuğun kendine güvenini arttırmakta, sosyal ve iletişim becerilerini geliştirmektedir.

Bu etkinlikler, çocuğun zihnine ve bedenine olumlu etkisi olan duyusal girdi ve uyaran sağlarlar.

Müzik, Resim ve Drama
Örneğin şarkı söylemek ve dans etmek, çocuğun sesini doğru kullanmasında, motor planlamasında ve kontrolünde, kaba ve ince motor becerilerinde olumlu etkiye sahiptir. Şarkı söylerken yapılan tekrarlamalar da, otizm tanısı almış ya da öğrenme güçlüğü çeken çocukların, sözcükleri, ritimleri ve kavramları öğrenmesinde yardımcı olur.

Resim ve drama gibi diğer sanat etkinlikleri, daha karmaşık düşünme ve problem çözme becerilerini gerektirir. Çocukların düşüncelerini ve duygularını yaratıcı biçimlerde ifade etmelerine olanak sağlayan resim, sözel olmayan iletişimi geliştirir. Bu bağlamda, otizm tanısı almış çocuklar belki başka bir biçimde ifade edemeyecekleri duygu ve düşüncelerini, sanatın evrensel diliyle ifade etme olanağı bulurlar.

Resim ağırlıklı etkinlikler de, çocuğun dil, kendini ifade etme, kendine güven, motor planlama ve ince motor becerilerinde çok olumlu etkilere sahiptir.

Yakın zamanlı bazı çalışmalar, otizm tanısı almış çocukların akranları ile karşılaştırıldığında, müzik dinlemeye daha yatkın olduğunu göstermiştir. Yapılan aynı çalışmalar, bu çocukların dinledikleri müzik parçalarındaki ses tonlarını akranlarından daha iyi ayırt edebildiklerini de ortaya koymuştur. Müzik ile zenginleştirilmiş dersler, çocuğun sabrını, gönüllü katılımını, belleğini, sosyal etkileşimini, göz kontağını arttırır ve öğrenme sürecinden keyif almasını sağlar (Evans; 2007).

Resim ağırlıklı etkinlikler de, çocuğun dil, kendini ifade etme, kendine güven, motor planlama ve ince motor becerilerinde çok olumlu etkilere sahiptir. Resim aracılığıyla çocuklar öfke, üzüntü, heyecan gibi duygularını ifade edebilirler. İyileştirici etkisi yanında, resim gibi sanat etkinlikleri çocukta bir başarı duygusu uyandırır ve çocuğun kendine güvenini sağlar.

Kaynaklar:
Bell, C.M. (2003). Music therapy for children with autistic spectrum disorder. Wessex Institute for Health Research and
Development, University of Southampton, 11. Abstract retrieved December 3, 2008, from National Library for Health: Learning
Disabilities Specialist Library.

Evans, R. (2007). The relationship between music and autism: Understanding the benefits. Retrieved on December 4, 2008,
from http://ezinearticles.com/?The-Relationship-Between-Music-and-Autism—Understanding-the-Benefits&id=643361

McCord, K. (n.d.). Adapting music technology for students with learning disabilities. University of Northern Colorado. Retrieved
on December 3, 2008, from http://music.utsa.edu/tdml/conf-IV/IV-McCord.html

Ayrıntılar

Duyu Bütünleme Nedir?

Duyu Bütünleme Nedir?

duyu-bütünleme

Pepino Yayınları’ndan çıkan “Senkronize Olamayan Çocuk”, “Duyu Bütünleme Nedir?” sorusuna yanıt arayanların başvurabileceği bir kaynak kitap. Duyu bütünleme problemleri birçok bebeğin ve çocuğun emosyonel (duygusal), fiziksel ve zihinsel gelişimini etkiler. Fakat uzman bir terapist çocuğunuzu gözlemlemediyse, duyu bütünleme problemlerinin neler olduğunu bilmiyor olabilirsiniz. “Senkronize Olamayan Çocuk”, çocuklardaki duyusal işlev bozukluklarını tanıma ve tedavi etme alanlarında yayınlanmış en güncel kitaptır. Carol Stock Kranowitz’in duyu bütünleme alanında kısa sürede temel bir başvuru ve kaynak kitap haline gelen “Senkronize Olamayan Çocuk”, Pepino Yayınları tarafından 2014 yılında yayınlandı.

“Senkronize Olamayan Çocuk”, duyu bütünlemenin ne olduğunu açıklayarak başlıyor ve sonrasında bir çocukta görülebilecek duyu bütünleme problemlerini ayrıntılı olarak tanımlıyor. Kitap, çocukların vestibüler, taktil ve proprioseptif alanlarda yaşadıkları duyusal işlev bozuklukları, kitapta ayrıntılı bir biçimde tartışılıyor ve örneklendiriliyor. Kitapta aynı zamanda, çocuğunuzun bu alanlarda herhangi bir duyusal işlev bozukluğu olup olmadığını belirlemenizde yardımcı olacak checklist’er yer alıyor. Yazar Kranowitz, kitabında ebevynlerin ya da terapistlerin çocuklarla uygulayabilecekleri ve duyu bütünleme alanındaki sorunları minimize etmeye hedefleyen bir dizi egzersiz ve aktivite paylaşımında da bulunuyor. Ebeveynler, öğretmenler ve terapistler için, bu tanısal checklist’ler oldukça yararlı.

Kitabın yazarı duyu bütünleme uzmanı Kranowitz’e göre çocuklarda en sık karşılaşılan duyusal işlev bozukluklarının dokunma ve hareket gibi alanlarda gözlemlendiğini dile getiriyor. Örneğin çocuklarda taktil (dokunma ile ilgili) duyulara karşı aşırı bir duyarlılık varsa, dokunmaktan ve dokunulmaktan hoşlanmazlar ve bundan kaçınırlar. Bu durumda sonuç olarak çocukların belli oyunlardan uzak durmasına, çevrelerindeki insanlarla fiziksel iletişimden uzak durmalarına, bazı kumaş türlerine ve yiyeceklere karşı aşırı hassasiyet geliştirmelerine neden olur. Örneğin çocuklar harekete karşı aşırı duyarlı ya da savunmacıysa, ayaklarını yerden kaldırmayı hiç istemezler. Oyun alanlarından uzak dururlar ve arabaya ya da asansöre binmek istemezler. Yerdeyken kaldırılıp kucağa alınmak istemezler.

Kitabın yazarı duyu bütünleme uzmanı Kranowitz’e göre çocuklarda en sık karşılaşılan duyusal işlev bozukluklarının dokunma ve hareket gibi alanlarda gözlemlendiğini dile getiriyor.

Duyu bütünleme uzmanı Kranowitz, ebeveynlerin olası duyu bütünleme sorunlarına karşı, çocuklarını sürekli yakından izlemeleri gerektiğini belirtiyor. Kitapta açıklanan türde duyusal işlev bozuklukları gözlemlendiğinde, ebeveynlerin uzman duyu bütünleme terapistleri ile birlikte çalışmaları gerekiyor. “Senkronize Olamayan Çocuk” duyu bütünleme terapisi alanındaki olası sorunları tanımak, çocukların davranışlarını bu açıdan gözlemlemek ve duyu bütünleme terapisi almaya başlayacak aileler için kapsamlı ve nitelikli bir kılavuz kitap.

Ayrıntılar

Otizm ve Edebiyat

otizm-edebiyat

Mark Haddon’ın ‘Süper İyi Günler’ adlı romanı, otizm olgusuna edebiyat penceresinden bakmamızı sağlıyor ve otizmli çocukların duygu durumlarına ve algılarına ışık tutuyor. İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yayınlanan “Süper İyi Günler”in ana karakteri Christopher, Asperger tanısı almış bir çocuktur. 2003 yılında yayınlanan roman, 15 yaşındaki Christopher’ın komşusunun köpeği Wellington’ın ölüsünü bulması ve bu ölümün ardındaki gizemi çözmeye karar vermesi ile başlıyor. Roman boyunca Chistopher’ın otizm tanısı almış bir çocuk olduğu bilgisi de, romanın İngilizce baskısındaki arka kapağında aktarılıyor.

 

Bu açıdan değerlendirildiğinde, otizm tanısı almış bir çocuğun, soyutlamanın temel olduğu bir edebi yapıta nasıl bir ana karakter olabileceği sorulabilir. Mark Haddon’ın romanı, otizm tanısı almış çocukların soyut düşünebilme yetisini, duyguları ve ifadeleri okuyabilme becerisini öğrenme yolculuğunu gözler önüne serer.

Romanın ana karakteri olan Christopher, kendisini “bazı davranışsal problemleri olan bir matematikçi” olarak tanımlıyor. Aspergerin Christopher’ı tanımlayan sıfatlar olmasının ötesinde, onun dünyaya ve insanlara farklı açılardan baktığını gösteren yol işaretleri yalnızca. Bu açıdan değerlendirildiğinde, otizm tanısı almış çocukların çevrelerini nasıl algıladıklarını anlamak adına, “Süper İyi Günler” okunması aydınlatıcı bir kitap. Roman, farklı olmak, toplumun dışında durmak, dünyayı şaşırtıcı ve ufuk açıcı farklı biçimlerde algılamak gibi ana temaların çevresinde gelişiyor.

Mark Haddon’ın romanı, otizm tanısı almış çocukların soyut düşünebilme yetisini, duyguları ve ifadeleri okuyabilme becerisini öğrenme yolculuğunu gözler önüne serer.

Romanda Christopher kendisi gibi çocukların gittiği okul ve ev arasında geçen hayatının nasıl bilinmezliğin içine girdiğini anlatılıyor. Tüm bu zorluklar Christopher’ı daha güçlü ve kendine güvenen birisi yapıyor. Roman, Christopher’ın “Ve bunu yapabileceğimi biliyorum, çünkü tek başıma Londra’ya gittim ve Wellington’ı kimin öldürdüğüne dair gizemi çözdüm ve annemi buldum ve cesur davrandım ve bir kitap yazdım ve bu, her şeyi yapabileceğim anlamına geliyor,” cümleleri ile bitiyor. Kendisi, toplum ve ailesi adına umut dolu bu bakış açısı aynı zamanda bir yol gösterici.

Bireylere yakıştırılan sıfatlar ve etiketler, o bireyler hakkında bilinmesi gereken her şeyi açıklamaz, tersine o bireyler hakkında çok az şey söylerler. Çoğunluktan farklı olanı kategorize etmeye hizmet eden bu sıfatların ardında, tüm farklılıkları ve derinliğiyle bir birey, bir insan yatar. Haddon’ın romanı bize bunu göstermektedir. Bir insanı gerçekten anlamak için, onu belli bir gruba ait olarak tanımlamak değil, onunla konuşmak ve onu dinlemek gerekmektedir.

Christopher’ın roman boyunca aktarılan bilişsel deneyimi, gelişimsel farklılığı olan bir ergenin, çevresindeki toplumu nasıl algıladığını, bu topluma ve içinde barındırdığı yaşama nasıl entegre olduğunu gösteriyor. Roman aynı zamanda, en genel çerçevede ‘otizm’ olarak tanımlanan yaygın gelişimsel bozukluk durumunun duygusal düzlemde bir çözümlemesini yaparak, bu bireylerin algılarına ışık tutuyor.

Yazar Mark Haddon’un da belirttiği gibi, romanı temel olarak Asperger’li ya da otizmli bir çocuğu anlamak için bir kılavuz olarak okumak çok doğru değil. Kitap öncelikle bir edebi eser, bir roman. Fakat işlediği konu ve geliştirdiği temalar nedeniyle, otizm tanısı almış bireyleri daha yakından tanımak ve onları anlamak adına da bir kılavuzluk sunuyor.

Ayrıntılar

Yaygın Gelişimsel Bozukluk ve Destekleyici Olarak Sanat

yaygın-gelişimsel-bozukluk-sanat

Yaygın gelişimsel bozukluk (Otistik SpektrumBozukluğu) tanısı içinde yer alan çocuklarla çalışılırken çocuğun birden fazla gelişim alanında gelişme göstermesini hedefleriz. Bunlar öncelikle sosyal iletişim becerileridir. Sonrasında akademik beceriler, özbakım becerileri, kaba motor becerileri ve günlük yaşam becerileri sayılabilir. Peki, bu gelişimsel alanlar sanat yoluyla nasıl desteklenebilir?

Yaygın gelişimsel bozukluk, otizm, hiperaktivite, dikkat eksikliği gibi nedenlerden dolayı çocuklarımız farklı gelişim gösteriyor olabilir. Çocuklarımızın bağımsızlaşabilmesi için onlara akademik, sosyal, iletişim ve ince motor becerileri alanında birçok beceri öğretmeye çalışıyoruz. Bu öğretim sürecinde bilimsel yöntemlerin uygulanması öğretimin hızı ve kalıcılığı açısından son derece önemlidir. Hangi öğretim yöntemini kullanırsak kullanalım farklı gelişim gösteren çocuklarla çalışırken bol tekrar çoğu zaman şarttır. Bu nedenle öğretim süreçleri oldukça zorlu ve kimi zaman da çocuk açısından sıkıcı olabilmektedir. Bu amaçla sanat, eğitimi destekleyen bir araç olarak kullanılabilir.

Sanat becerileri ve öğrenme

Çocuklarımızın bize ihtiyaç duymadan yaşayabilmelerini, yeni bilgi ve beceriler edinmelerini istiyoruz. Bunu kolaylaştırmanın yolu nedir? Çocuklarımız nasıl öğrenir? Bizler duyularımız yoluyla çevremizi algılar, bu algımızı belleğimizdeki eski bilgilerle birleştirir ve yeni bağlantılar kurarız. Yeni oluşan bilgi ve deneyimlerimizi de çevremizdekilerle paylaşırız. Bu paylaşımlar sırasında sosyal iletişim kurar, yeni bilgiler öğrenir ve öğretiriz. Öğrendiklerimizi ya da algıladıklarımızı çoğu zaman zihnimizde dönüştürürüz. Notaları gözümüzle okuruz, ama piyano tuşlarına parmaklarımızla basarız. Ritmi kulağımızla duyarız ancak resimde bunu renklerle ifade ederiz. Reçeli dilimizle tadarız, fakat şiirde reçelin tadını sözcükler anlatır. Bu girdi ve çıktı süreçlerini ne kadar çeşitlendirebilirsek aslında öğrenme-algılama süreçlerini de o denli geliştirmiş oluruz. Sanat aktiviteleri bu süreçte öğrenme yolunu kolaylaştıran bir araç olarak bize destek olur.

Keyifli Öğrenme

Çocuklar ilgi duydukları ve keyif aldıkları zaman daha çabuk öğrenirler. Sanat becerileri çocukların ilgilerini uyandırmak için bir araç olabilir. Farklı duyu organlarının beraber kullanıldığı bu sanat etkinlikleri dışarıdan oyun gibi algılanabilir. Oysa ki bu sanat çalışmaları çocuk gelişiminde en elzem çalışmaların başında gelmektedir. Nasıl ki yüzünü rekor kırmak için her gün sadece yüzmekle yetinmiyor, aynı zamanda kısa mesafe koluyor, ağırlıkla çalışıyor ve beslenmesine dikkat ediyorsa, aynı şekilde matematik başarısını arttırmak için de her gün matematik çalışmanın yanı sıra benzer süreçleri içeren beceriler de çalışılmalıdır. Bu beceriler çoğu zaman sadece sanat becerileri ile çalışılabilmektedir. Çalışılan sanat becerileri çocuğun algılamasını destekleyeceği için amaç olan matematik becerisini öğrenme ve kavrama hızı da artacaktır. Sanat becerileri aynı zamanda serbest zaman (boş zaman) becerileridir. Unutulmaması gereken unsur, çocuğun boş zamanarında öncelikle keyifli uğraşılarla ilgilenmesi, fakat bunu yaparken de zamanın verimli kullanılmasıdır.

Sanat etkinliklerinin destek sağlayabileceği alanlar şu şekilde sıralanabilir: 

1. Yaygın gelişimsel bozukluk tanısı almış çocukların temel ihtiyaçları

2. Bireysel eğitim programında önceliklerin belirlenmesi

3. Soyut düşüncenin geliştirilmesi

4. Çocukların ince motor becerilerinin gelişimi

5. Çocukların kalem kullanma becerilerinin gelişimi

6. Yaratıcılığın ve soyut düşüncenin gelişimi

Özel eğitim sürecini destekleyen sanat etkinlikleri, aşağıdaki alanlara odaklanır: 

1. Doğa ve sanat

2. Yaratıcılıkta malzemenin önemi ve malzeme seçimi

3. Kil, alçı, plastik, ahşap, kâğıt, gibi malzemelerin kullanımı

4. Tasarım ve tasarımın temel ilkeleri

5. Tasarımda zıtlık ve ritim

6. Nesne mekân ilişkisi

Ayrıntılar

Otizmli Çocuklar Sosyalleşebilir!

otizm-sosyalleşme

Otizmli çocuklar sosyalleşebilir!

Otizm tanısı almış çocukların akranları ile bir araya geldiklerinde onlarla iletişime geçip sosyal ilişkiler kurma anlamında yaşadıkları güçlükler, ebeveynlerin de en çok kaygı duydukları alanlardan biridir. İletişim ve sosyal beceriler alanında destek almamış otizmli çocuklar, okulda sınıf ortamında ya da akranları ile bir araya geldikleri diğer topluluklarda, iletişim kurma ve sosyalleşme alanlarında ciddi sorunlar yaşayabilmekte ve bu durum çocukların diğer becerilerini göstermelerine engel olabilmektedir. Otizm tanısı almış ya da değişik alanlarda gelişimsel farklılık gösteren çocukların birey olarak kendi potansiyellerini tam olarak gerçekleştirmelerini engelleyen iletişim ve sosya beceriler, akran etkileşim gruplarında çocuklara kazandırılabilir.

İletişim ve sosyal beceriler alanında destek almamış otizmli çocuklar, okulda sınıf ortamında ya da akranları ile bir araya geldikleri diğer topluluklarda, iletişim kurma ve sosyalleşme alanlarında ciddi sorunlar yaşayabilmekte ve bu durum çocukların diğer becerilerini göstermelerine engel olabilmektedir.

Yakın geçmişte tamamlanmış dört yıllık bir çalışma, çocukların kendi yaşıtları ile bir araya geldiği grup derslerinde ve çalışmalarında, sosyal becerilerin otizm tanısı almış çoucklara kazandırılabildiğini göstermiştir. Kansas Üniversitesi’nden Debra Kamps, 1970’li yıllarda otizm tanısı almış çocukların sosyal ve iletişim becerileri üzerinde çalışmaya başlamış. ABD’de Eğitim Bakanlığı tarafından finanse edilen dört yıl süreli çalışmada, Otistik Spektrum Bozukluğu tanısı almış, Kansas ve Washington’daki 95 çocuk ile çalışılmıştır. Bu 95 çocuktan 56 tanesi, anaokul ve birinci sınıf arasındaki dönemde, tipik gelişim gösteren akranlarıyla iki üç kişilik grup çalışmalarına alınmış, kalan 39 çocuk da kontrol grubu olarak çalışmaya dahil edilmiştir.

Sosyal akran grubu, aktiviteler sırasında, birşey isteme, yorumda bulunma ve “Lütfen”, “Teşekkür ederim” gibi nezaket ifadelerini kullanma gibi farklı alanların öğretilmesine odaklanmıştır. Eğitmenler daha sonra, çocukların grup içinde öğrendiklerini grup dışında da kullanıp kullanmadıklarını takip ederek, öğrenimin kalıcılığını da sınamışlardır. Araştırmacılar, çocukların grup içinde öğrendiklerini genelleyerek, diğer akran grupları içinde, okulda sınıf ortamında da kullanmayı sürdürdüklerini berlitmişlerdir. Okul öğretmenleri de, grup etkinliklerine katılan çocukların daha sosyalleştiğini ve sınıf içinde davranışlarının düzeldiğini ifade etmişlerdir.

Okul öncesi çocukların bu gibi akran etkileşim gruplarına katılması, onların daha sonra okul ve sınıf ortamlarında kendilerini daha rahat ifade etmelerini, akranları ile uyumu bir sosyalleşme içine girebilmelerini sağlamakta ve genel anlamda iletişim becerilerini geliştirmektedir.

Bu gibi akran etkileşim grupları okullarda kaynak sıkıntısı nedeniyle elbette yoğun ve sürekli olarak oluşturulamamaktadır. Bu gibi gruplara katılacak çocukların da temel düzeyde sosyal ve iletişim becerilerine sahip olması beklenmektedir. Okul öncesi çocukların bu gibi akran etkileşim gruplarına katılması, onların daha sonra okul ve sınıf ortamlarında kendilerini daha rahat ifade etmelerini, akranları ile uyumu bir sosyalleşme içine girebilmelerini sağlamakta ve genel anlamda iletişim becerilerini geliştirmektedir.

Ayrıntılar

Otistik Spektrum Bozukluğunda Sosyal İletişim Güçlükleri

çocuklarda-iletişim-güçlüklerOtizm tanısı almış çocukların ebeveynleri, belki de en çok çocuklarının iletişim alanında yaşayabilecekleri güçlükler nedeniyle kaygılanmaktadır. Çocuğa iletişim alanında doğru desteği verebilmek için öncelikle iletişim sürecindeki dinamiklerin doğru anlaşılması gerekir. Bu sayede, Otistik Spektrum Bozukluğu tanısı almış çocuktaki tipik iletişim gelişimi ve gecikmiş ya da farklı iletişim gelişimi arasındaki farklılıklar değerlendirilebilir.

Çocuğa iletişim alanında doğru desteği verebilmek için öncelikle iletişim sürecindeki dinamiklerin doğru anlaşılması gerekir.

İletişim dendiğinde aklımıza ‘sözcükler’ ve ‘konuşma edimi’ gelir. İletişim için sözcüklere gereksinim duysak da, iletişim kavramı genel olarak değerlendirildiğinde sözcüklerin ötesinde daha geniş bir kavramdır. İletişim aynı zamanda sözel olmayan davranışları (gözler, yüz ifadeleri ve jestler) içerir. Hem sözel hem de sözel olmayan davranışlarla isteklerimizi bildirir, duygularımızı ifade eder, düşüncelerimizi ve fikirlerimizi paylaşır ve sorunlarımızı çözmeye çalışırız.

İletişim sürecinin başarısı yalnızca anlaşılır mesajlar aktarmak değil, aynı zamanda karşınızdaki insanın aktardığı mesajı anlayabilmekte yatar. İster sözel olsun ister olmasın, gerek sözcükler gerekse jest ve mimik gibi beden dilinin unsurları, anlaşılmaları için belli bir yorumu gerekli kılar. Birisi konuşurken beklemek ve dinlemek, daha sonra konuşmacının söyledikleriyle bir yorum ya da soru ile bir ilişkisellik kurmak, iletişim sürecinin temel dinamiklerindendir.

İletişim sürecinin başarısı yalnızca anlaşılır mesajlar aktarmak değil, aynı zamanda karşınızdaki insanın aktardığı mesajı anlayabilmekte yatar.

Çocukların genel gelişim süreci içinde baktığımızda, beş yaşındaki bir çocuğun yukarıda açıklandığı anlamda sosyal iletişim becerilerine sahip olması beklenir. Öte yandan bu gelişim birden ortaya çıkmaz. Çocuk doğduğu andan başlayan bir süreç içinde, sosyal iletişim becerileri yavaş yavaş oluşur. Erken süreçlerde bu sosyal ve iletişim alanındaki süreçleri bilmek, çocuğun sosyal ve iletişim becerilerini daha baştan gözlemleme şansını sunar.

1 Yaşına Kadar Sosyal İletişim:

Yaşamın ilk aylarında, çocuklar çevrelerinde gördükleri yüzlerden, özellikle annelerinin yüzünden çok etkilenirler. Bebeğin annesinişn yüzü ile ilgilenmesi, onun sosyal bir canlı olma yönünde attığı ilk adımdır. Bu sürecin ardında henüz sözcüklerin yer almadığı bir iletişim süreci başlar. Bebek, el çırpma gibi basit hareketleri ve sesleri taklit etmeye çalışır. Özellikle annesinin sesine duyarlı olan bebek, çoğunlukla annesinin sesini duymak ister. İlk yılın sonuna doğru, bebek daha sosyalleşir. Kendisine işaret edilen nesnelere bakar ve bazen ilk sözcüklerini söyler. Eğer çocuğunuz size bakmıyor ya da sesinize tepki vermiyorsa, sosyal iletişim anlamında bazı ilk gelişim noktalarını kaçırıyor olabilir.

1-2 Yaş Arası Sosyal İletişim:

İki yaşına basıp da henüz konuşmaya başlamamış çocuklar bile, beden dilleri ve jestleriyle net mesajlar aktarırlar. Ebeveynlerinin dikkatini çekmek için elleriyle bazı nesneleri tutup bunları onlara uzatırlar. “Hayır” ve “Güle güle” anlamına gelen baş ve el hareketlerini yapmaya başlarlar. Çocuk 14 aylık olduğunda istediği bir eşyayı işaret edebilir ve 16 aya gelindiğinde, ebeveynlerinin de bakmaları için eşyalara işeret ederler. Bu, ilgi duydukları birşeyi ebeveynleriyle paylaşma isteklerini gösterir. Bu işaret etme, aslında sözcüklerle iletişimin de ilk adımını oluşturur. Bebek zaman içinde işaret etmek yerine bazı sesler çıkarmaya başlar.

İkinci yılın sonunda, çocuklar genel olarak kelimelerle iletişim kurmaya başlarlar. Yaklaşık 300 sözcüklük bir repertuarlar, sorular sorar ve ilgi alanlarını yanındakilerle paylaşır.

Okul Öncesi Dönemde (3-5 yaş) Sosyal İletişim:

Okul öncesi dönemde çocukların sözcük haznesi 6000’e çıkar ve çocuklar daha uzun cümleler kurmaya başlar. Fakat bu yıllardaki en büyük değişiklik, çocukların konuştukları konulardadır. İletişimin kapsamı artık yalnızca burada ve şimdi ile sınırlı değildir. Okul öncesi çocuk, gelecekten, geçmişten ve problem çözümünü içeren konulardan konuşmaya başlamıştır. Diyalog kurmaya başlayan çocuk, iletişim sürecine yorum ve sorularını da eklemeye başlar.  Çocuğunuz bu dönemde konuşuyor olabilir. Düzgün ve uzun cümleler kuruyor olabilir. Fakat eğer iletişim süreci içinde karşısındaki kişinin söyledikleri ile bir bağ kuramıyor ve sorularıyla ya yada yorumlarıyla diyalog anlamında karşılıklı bir yapı kuramıyorsa, iletişim becerilerinin sosyal anlamda desteklenmesi gerekmektedir.

Ayrıntılar