All posts in Drama

Otizm Terapilerinden Ne Beklemeli?

Otizm Terapilerinden Ne Beklemeli?

Çocukları otizm tanısı almış aileler, tanı sonrasında çocuklarını otizm tanısından çıkarmak ve bu durumun getirdiği zorlukları ortadan kaldırmak adına zorlu bir sürecin içine girer. Bu süreci zorlaştıran yalnızca çocuğun durumu değil, ailelerin çocukları için “en doğru” süreci kurgulamakta yaşadıkları güçlüklerdir. Otizm ve otizm durumu için sunulan tedavi, terapi yöntem ve süreçleri, alana ilişkin bilgisi olmayan birçok ailenin doğal olarak kafasını karıştırır. Bu yazı, otizm tanısı sonrasında süreci daha doğru ve etkin, çocuğun yararına kurgulayabilmek adına bazı temel konuları inceleyecektir. “Eğitim”, “Terapi” ve “Tedavi” gibi temel bazı kavramların neye işaret ettiğini bilmek, her çocuk için ayrı kurgulanması gereken tanı sonrası süreçte, ailelerin doğru adım atmalarına yardımcı olacaktır.
Tanı süreci kurgularken, farklı gelişim gösteren çocukların yaşadığı zorlukların olabildiğince aza indirgenmesi ve bu yolla günlük hayatlarının, akranlarıyla olan ilişkilerinin ve eğitim süreçlerinin rahatlatılması, desteklenmesi hedeflenmelidir. Bu zorlukları azaltmak için, çocuğunuzu “olabildiğince çabuk” tanıdan çıkartmayı hedefleyen, kesin sınırlarla belirlenmiş, genel “doğruluğu ve etkinliği” kanıtlanmış olsa da, her çocuk için yararlı olamayabilecek, kişiselleştirilmemiş süreçlerden uzak durmalısınız. Çocuğunuzun tanı sürecini kurgularken, onun bir ya da birkaç uzman tarafından bireysel olarak değerlendirilmesi ve sürecin çocuğun kendi gereksinimleri doğrultusunda kurgulanması gerekir. “Eğitim”, “Terapi” ve “”Tedavi” kavramları, tanı sonrası süreçte çocuğunuzu destekleyecek, yaşadığı zorlukları azaltacak, birbirini tamamlayan, ama birbirinin yerine geçemeyecek her biri kendi içinde değerli destek alanlarıdır.

“Eğitim”, “Terapi” ve “Tedavi” gibi temel bazı kavramların neye işaret ettiğini bilmek, her çocuk için ayrı kurgulanması gereken tanı sonrası süreçte, ailelerin doğru adım atmalarına yardımcı olacaktır.

Yaygın Gelişimsel Bozukluk ve Otizm gibi durumlarda, bu gibi özel gereksinimleri olan ve desteğe ihtiyaç duyan çocuklara dönük kurgulanan “Özel Eğitim” süreçleri büyük önem taşır. Çocuğunuz için öncelikle sağlam bir eğitim çerçevesi oluşturmanız gerekir. Burada Özel Eğitim sürecinin hangi eğitim yöntemleri ile kurgulandığı aile tarafından sorgulanmalıdır. Özel Eğitim süreçlerinde uygulanan farklı eğitim yöntemleri vardır. Bu süreci kurgulayan aile, özel eğitim uzmanının bu süreçte hangi eğitim yöntemlerini kullandığını sorgulamalı ya da bu eğitim yöntemleri hakkında kendisi bir araştırma yapmalıdır. Bunun nedeni, her eğitim yönteminin her çocuk için uygun olmayabileceğidir. Uygulamalı Davranış Analizi, TEACHH, İlişki-Temelli Yöntemler, Sosyal Öyküler ve Kolaylaştırılmış İletişim gibi farklı eğitim yöntemlerinin biri ya da birkaçı çocuğunuzun özel eğitim sürecinde yer almalıdır. Fakat bunların hangisinin ha da hangilerinin ne yoğunlukta kullanılması gerektiği, çocuğunuzun bireysel ihtiyaçlarının, deneyimli ve sezgisi güçlü bir uzman tarafından çok iyi okunması ile belirlenmelidir. Çoğu durumda, tek bir eğitim yönteminin değil, eklektik bir kurgu içinde, çocuğun bireysel özelliklerini dikkate alan, çoklu eğitim yöntemleri ile kurgulanmış bir eğitim süreci daha yararlı olacaktır.
“Terapi” ve “Tedavi” kavramları da çoğu ailenin kafasında net bir tanımı olmayan, birbiri yerine kullanılan kavramlardır. Oysa bu iki kavramın işaret ettikleri farklıdır. Çocuğunuz için sürecin doğru kurgulanması için, bu kavramları da iyi bilmek gerekir. “Terapi” sözcüğünün kökeni, Latince “Therapia”, Yunanca “therapeia” sözcüklerindedir. Her iki sözcük de “iyileştirme, şifa verme, hasta ile ilgilenme” gibi anlamlara sahiptir. Zaman içinde hemen hemen aynı kalan anlamı, yüzyıllar içinde “tıbbi tedavi” bağlamında yoğunlaşmıştır.
Farklı Gelişim Gösteren çocuklara “terapi” olarak sunulan birçok program ve etkinlikler bütünü, öncelikle kurgulanmış olması gereken “Eğitim” sürecini destekleyen programlar olmalı. Unutulmamalıdır ki, “terapiler” tek başlarına çocuğunuzu tanıdan çıkarmaya yetmez. Fakat doğru kurgulanmış, belli bir programı olan, öğrenme süreçleri ve öğrenme çıktıları sağlam ve ayrıntılı biçimde hazırlanmış terapi programlarının, çocuğunuzun eğitim sürecine dönük katkıları da gözardı edilemez. Çoğu durumda, iyi kurgulanmış sağlam terapi programları, özel eğitim sürecini destekler, özel eğitimdeki öğrenme çıktılarını çocuğunuzda kalıcı hale getirir ve geliştirir.

Çoğu durumda, tek bir eğitim yönteminin değil, eklektik bir kurgu içinde, çocuğun bireysel özelliklerini dikkate alan, çoklu eğitim yöntemleri ile kurgulanmış bir eğitim süreci daha yararlı olacaktır.

Peki aileler doğru terapileri nasıl ayırt edecekler? Günümüzde birçok kurum ve kişi, birçok farklı isim altında yaygın gelişimsel bozukluk gösteren çocuklara farklı “terapi programları” sunmaktadır. Doğru terapilerin seçilmesi için, ailelerin bazı temel soruları sormaları gerekir: Sunulan terapi programının bir içeriği ve müfredatı var mıdır? Terapi sürecinde ve sonrasında hedeflenen eğitim çıktıları nelerdir? Terapist, süreçte uygulayacağı etkinlikleri hangi eğitim yöntemi ve yaklaşımı doğrultusunda kurgulamıştır? Çocuğunuza sunulan terapi, onun için gerçekten yararlı olacak mı? Terapi programına başlamadan önce, çocuğunuz bireysel bir değerlendirmeden geçirildi mi? Örneğin müzik terapisi, sanat terapisi, at, köpek ve yunus gibi farklı hayvanlarla yapılan hayvan terapileri, aileler için çekici olabilmektedir. Fakat burada, terapinin çocuğa uygunluğu iyi düşünülmelidir. Örneğin duyusal açıdan seslere karşı aşırı hassasiyeti olan bir çocuğun, duyusal değerlendirilmesi yapılmadan bir müzik terapisi alması, çocuğun durumunu daha da kötüleştirecek, onu duyusal açıdan çok rahatsız edecektir. Ya da farklı kokularla terapi yaptığını ileri süren bir terapistin, kokulara karşı aşırı duyusal hassasiyeti olan bir çocuğu pek yararı olmayacaktır. Bu nedenle, sanat, müzik, drama, dans ve hayvanlarla terapi gibi farklı terapi alanlarından yararlanmak istiyorsanız, terapistinizden son derece ayrıntılı hazırlanmış bir müfredat, içerik, öğrenme hedefleri ve çıktıları, çocuğunuz için bireysel bir değerlendirme talep etmeniz çok gereklidir. Aksi takdirde, temel eğitim sürecini desteklemesi hedeflenen bu terapi süreçleri, çocuğunuza daha fazla zarar verecek ve onu eğitiminden geri bırakacaktır. Oysa sanat ve drama gibi terapi yöntemleri, iyi kurgulandığında, çocuğunuza inanılmaz yararlar sağlayabilir. Örneğin çocuğunuzun bireysel gereksinimleri doğrultusunda tiyatro eğitimi de almış uzmanlar tarafından kurgulanmış bir drama etkinlikler bütünü, çocuğunuzun sosyal iletişim becerilerini geliştirmede büyük yarar sağlayabilir. Benzer biçimde, sanat eğitimi almış bir terapistin kurguladığı bir sanat terapisi programı, çocuğunuzu eğitim, duyusal, sosyal beceri ve dilsel açıdan destekleyebilir.

Doğru terapilerin seçilmesi için, ailelerin bazı temel soruları sormaları gerekir: Sunulan terapi programının bir içeriği ve müfredatı var mıdır? Terapi sürecinde ve sonrasında hedeflenen eğitim çıktıları nelerdir? Terapist, süreçte uygulayacağı etkinlikleri hangi eğitim yöntemi ve yaklaşımı doğrultusunda kurgulamıştır? Çocuğunuza sunulan terapi, onun için gerçekten yararlı olacak mı? Terapi programına başlamadan önce, çocuğunuz bireysel bir değerlendirmeden geçirildi mi?

Eğitim ve terapiler dışında, “tedavi” olarak tanımlanan süreçler daha çok psikiyatrik tedavi yöntemlerini ve diğer destekleyici, alternatif yöntemleri işaret eder. Bazı çocukların uyku düzenlerini, heyecanlarını ve kaygılarını, öfke nöbetlerini kontrol etme amacıyla psikiyatrik ilaçlar kullanmak gerekebilir. Yine destekleyici olarak gluten ve kazein diyetleri, vitamin/mineral destekleri ve ağır metallerden arındırmayı hedefleyen tedaviler de uygulanabilmektedir.

Sanat ve drama gibi terapi yöntemleri, iyi kurgulandığında, çocuğunuza inanılmaz yararlar sağlayabilir.

Tanı sonrası sürecin kurgulanmasında, eğitim, terapi ve tedavi kavramlarının iyi bilinmesi önemlidir. Bunların her biri farklı alanları, farklı uygulamaları ve bakış açılarını kapsar. En ideal olanı, bütün bu farklı alanlardan, çocuğunuzun bireysel gereksinimleri doğrultusunda, eklektik biçimde yararlanabilmektedir. Nasıl her insan birbirinden farklıysa, her çocuk da birbirinden farklıdır. Bu açıdan, tanı sonrası süreçlerinden kurgulanmasından önce gerçekten deneyimli ve uzman kişilerden çocuğunuz için bireysel değerlendirme almalısınız. Hangi eğitim yöntemlerinin kullanıldığını sorgulamalısınız. Eğer farklı terapi alanlarından destek almak istiyorsanız, bu terapilerin salt resim yapmak, oyun oynamak ya da ata binmek gibi etkinlik düzeyinde kalmadığından, belli bir program dahilinde belli öğrenme çıktılarını hedefleyerek yürütüldüğünden emin olmalısınız. Elbette günün sonunda bir “tedavi” hedeflendiğinden, bu sürecin üst çatısı olarak, yine deneyimli ve alanda uzman bir psikiyatr ile süreci eşgüdümlü yürütmelisiniz. Tanı sonrası sürecin, aile, doktor, eğitimci, terapist ve çocuktan oluşan kalabalık bir ekip olduğunu unutmamalıyız.

Ayrıntılar

Otizmli Çocuklar ve Şaka

Otizmli Çocuklar ve Şaka

Otizm tanısı almış çocuklara “şaka” kavramını öğretmek, onların sosyal ve iletişimsel becerilerini geliştirmelerine yardımcı olabilir mi?

1 Nisan, birçoğumuzun aklına şaka kavramını getiren bir gün. Şaka, günlük sorunların içinde insanların gülmek ve güldürmek için kullandığı, muzipliğin ötesinde biraz da dünyanın ağırlığını tebessümle ve gülmeyle hafifletmek için kullandığı bir yöntem belki. Şaka genelde insanları güldürse de, büyük kalabalığın içinde herkesin şakalara verdiği tepkilerin de farklı olduğunu biliriz. Bunun temel nedeni, şakanın temel unsurları olan “mizah” ve “mecaz” olgularının son derece öznel kurgular olmasıdır. Temelinde soyutlama, benzetme, yer değiştirme gibi süreçlerin yattığı şaka, insanın somut dünya algısı ile oynayabilme, dünyaya farklı bakış açılarının da bulunduğunun farkında olması ile ilintilidir. Yaşantılarımızı ve en genelde hayatımızı dışarıdan, başka açılardan da izleyebileceğimiz ve değerlendirebildiğimiz sürece, tek bir algının ve bakış açısının içinde tutsak kalmayız. Oysa Otizm Spektrumu içinde tanılanmış çocukların, bu türden bir sabit algı çerçevesinden çıkamadıkları için, gündelik yaşamlarında, sosyal ve iletişim alanlarında birçok sorunla karşılaştıklarını biliyoruz. Peki Otizm tanısı almış çocuklara “şaka” kavramını öğretmek, onların sosyal ve iletişimsel becerilerini geliştirmelerine yardımcı olabilir mi?

Temelinde soyutlama, benzetme, yer değiştirme gibi süreçlerin yattığı şaka, insanın somut dünya algısı ile oynayabilme, dünyaya farklı bakış açılarının da bulunduğunun farkında olması ile ilintilidir.

Mizah, çocuk gelişiminde önemlidir!
Şakaları anlayabilmek, şaka yapabilmek ve akranları ile birlikte gülebilmek çocuklar için son derece önemlidir; bu sayede akranları ve çevrelerindeki diğer insanlarla birlikte sosyal etkileşimi girebilir ve arkadaşlıklar kurabilirler. Otizm tanısı almış çocukların, akranları ile karşılaştırıldığında daha az şaka yaptıkları, yapılan şakaları anlamadıkları gözlemlenmiştir. Bu durum, akran iletişimini ve grup etkinliklerine katılımı olumsuz etkiler. Bu durum da, sosyal ve iletişimsel anlamda daha büyük sorunlara yol açabvilir.

Yapılan çalışmalar, Otizm tanısı almış çocuklara şaka kavramının öğretilmesininin, sosyal ve iletişim becerilerinde gelişmeyi tetiklediğini ortaya koymuştur. Çocuklara şaka kavramını öğretirken, görsel materyallerden ve somut örneklerden yararlanabilirsiniz. Bu sayede, şakanın temel süreçleri ve öğeleri (mizah, soyutlama vb.) hakkında bilgi edinebilir, mecazları ve deyimleri daha rahat anlayabilir hale gelebilirler.

Çocuğunuza mizah ve şaka duygusunu kazandırmak için basit yöntemlerden yararlanabilirsiniz:

Mizahı görselleştirin: Resimli kitaplar, görsel malzemeler kullanarak, komik olanı çocuğunuzun gözünde somutlaştırabilirsiniz.
Birlikte birkaç şaka ezberleyin: Karşındakinin duygularını incitmeyen, içinde tekerleme unsuru da barındıran kısa şakalar üzerinde çalışılabilir,
Deyim öğrenme: Çocuklara aşamalı bir biçimde deyimler ve anlamları öğretilebilir. Video gibi görsel materyaller bu öğrenme sürecini destekleyebilir.
Çocuğunuza, kafası karıştığında soru sorması konusunda cesaret verin: Deyimler mecazlı deyişler olduğundan ve soyutlama içerdiğinde, anlaşılması zor olabilir. Otizm tanısı almış çocuklar bu süreçte daha da zorlanabilirler. Soru sormasını yüreklendirin.
Pratik yapın: Otizm tanısı almış çocukların mizahı, şakaları ve deyimleri anlaması, öğrenmesi uzun bir süreç gerektirebilir. Bu yüzden öğrenilen şakaların ve deyimlerin sürekli pratik edilmesi, tekrarlanması, birlikte kullanılması önemlidir.

Mizah duygusu gelişen çocuklar daha sosyal, arkadaş canlısı ve olumlu bireyler olur. Sosyal yaşamda karşılarına çıkabilecek güçlüklerle de daha rahat mücadele edebilirler.

Günlük etkinliklerinize mizah ve şaka öğeleri katarak, çocuğunuza şaka kavramını anlaması için yeni olanaklar ve ortamlar yaratabilirsiniz. Drama çalışmaları ve sanat etkinlikleri gibi süreçler, mizah ve şaka kavramının çocuklara öğretilmesi için ideal ve destekleyici olanaklar sunar. Şaka ve mizah duygusunun gelişmesi, çocuğunuzun yaşı ilerledikçe daha da önemli bir konu haline gelir. Mizah duygusu gelişen çocuklar daha sosyal, arkadaş canlısı ve olumlu bireyler olur. Sosyal yaşamda karşılarına çıkabilecek güçlüklerle de daha rahat mücadele edebilirler.

Ayrıntılar

Çocuklarla Drama Çalışmaları

Çocuklarla Drama Çalışmaları

Otistik Spektrum Bozukluğu içinde yer alan çocukların yaşadığı sosyal ve iletişim alanlarındaki sorunları aşmalarında, sürekli içinde bulundukları Özel Eğitim, Konuşma Terapisi ve benzeri eğitim süreçlerinin dışında, tamamlayıcı ve destekleyici olabilecek Drama Çalışmaları’na katılmaları yarar sağlayacaktır.
Kendisine verilen yönergeleri dinlemeyen, çevresindeki insanlarla göz teması kurmayan ve çevrede bağırarak koşan çocukların, sınıf içinde düzenlenen eğitim ortamlarına katılmaları güçtür. Bu durum, çocukların eğitim alanındaki performanslarını ve potansiyellerini olumsuz etkiler.

Drama Çalışmaları, Otizm tanısı almış çocuklar için basit ama etkili çözümler sunabilir. Örneğin göz teması kuramayan bir çocuk, Drama Çalışmaları çerçevesinde başka birini taklit ettiğinde ya da bir role girdiğinde kolaylıkla göz teması kurabilmektedir. Rol yapma gibi drama teknikleri aracılığıyla, çocukların Otizmden kaynaklanan iletişim sorunları çözülmekte ve sosyal becerileri geliştirilebilmektedir.

Genelde grup ortamında yürütülen Drama Çalışmaları’nda, uygun çocukların bir araya getirilip grupların belli bir denklikte oluşturulması için de ayrıca özen gösterilmelidir.

Çocuğunuza Drama Çalışmalarının bu türden yararlarını sunmak istiyorsanız, bu drama ortamının yapılandırılmış olduğundan ve aktivitelerin belli bir müfredat dahilinde ilerlediğinden emin olmalısınız. Drama Çalışmaları sürecinde herbir aktivite için belli öğrenme çıktısı hedef olarak belirlenmelidir. Bunun dışında Drama Çalışmaları, yukarıda değinildiği gibi Özel Eğitim ya da Konuşma Terapisinin yerine konabilecek alternatif bir program değil, bu eğitimleri destekleyen ve tamamlayan bir aktiviteler bütünü olarak değerlendirilmelidir. Genelde grup ortamında yürütülen Drama Çalışmaları’nda, uygun çocukların bir araya getirilip grupların belli bir denklikte oluşturulması için de ayrıca özen gösterilmelidir.

Çocuğunuza Drama Çalışmalarının bu türden yararlarını sunmak istiyorsanız, bu drama ortamının yapılandırılmış olduğundan ve aktivitelerin belli bir müfredat dahilinde ilerlediğinden emin olmalısınız.

Çocukİstanbul Aile Danışmanlık Merkezi’nin düzenlediği grup ve bireysel Drama Çalışmaları hakkında bilgi almak için ofisimizi arayabilirsiniz.

Ayrıntılar

Çocuklarla Neden Drama -II-

Çocuklarla Neden Drama -II-

Drama Çalışmaları’nın temelinde iki ana yaklaşım yatmaktadır. Drama Çalışmaları, bireyin hem zihinsel hem de bedensel düzlemde yaratıcı ve doğaçlama potansiyelini ortaya çıkarmayı amaçlar. Bireydeki bu potansiyel, öykü anlatma, doğaçlama, taklit, rol yapma, canlandırma, dans, hareket, ritim, ses, şarkı, müzik ve perküsyon gibi tekniklerle ortaya çıkartılır.

Drama Çalışmaları, bireyin hem zihinsel hem de bedensel düzlemde yaratıcı ve doğaçlama potansiyelini ortaya çıkarmayı amaçlar.

Drama Çalışmaları, özel olarak oluşturulan grup içindeki çocukların psikolojik gereksinimleri doğrultusunda özel olarak kurgulanır. Bu çalışmalar, yönlendirici olmayan, güvenli ve destekleyici bir ortamda yürütülür. Her grubun drama sürecine kattıkları birbirinden farklıdır.

Dramanın her insan üzerinde terapötik etkileri vardır. Otizm tanısı almış bireyler üzerinde de, psikolojik ve fiziksel bağlamda yarar sağlayan Drama Çalışmaları, çocuğun yaşayabileceği sosyal, iletişimsel ve akademik alanlardaki güçlükler aşmasında yardımcı olur.

Drama Çalışmaları’nın yarar sağladığı alanlar özetle şunlardır:
– Güvenli ilişkiler kurmak,
– Sözlü ve sözlü olmayan iletişim becerileri geliştirmek,
– Duyguların ifade edilmesi ve keşfedilmesi,
– Sıra alma, lider olma gibi sosyal etkileşim becerilerinin geliştirilmesi,
– Dinleme ve gözlem yapmak,
– Yaratıcı ve sanatsal beceriler geliştirme,
– Kendilik algısını iyileştirme ve kendine güveni arttırmka,
– Hayalgücünü kullanmak,
– Kendini ifade etme fırsatları ve becerileri yaratmak,
– Güvenli ve sınırları belli ortamlarda çalışmak.

Ayrıntılar

Çocuklarla Neden Drama -I-

Çocuklarla Neden Drama -I-

Özel Eğitim gereksinimi olan çocuklarla yapılan Drama Çalışmaları, kurgulanmış ortamlarda Drama alanında uzman eğitmenlerle gerçekleştirilir. Drama Çalışmaları’nın amacı, Otistik Spektrum içindeki çocukların gelişimsel ve sosyal alanlardaki yetersizliklerini en aza indirgemektir. Dramanın kendi dinamikleri ve özgün oyun kurgularıyla çocuğun hayalgüçlerini geliştirme, soyut düşünme becerilerini arttırmak, dolaylı ifadeleri ve mecazları zihinsel olarak işleyebilmelerini sağlamak, şaka ve espri yapma yöntemlerini sunmak, akranlarıyla iletişimlerini geliştirmek, yaratıcılıklarını somut ürünlere dönüştürmelerinde destek olmak, empati potansiyellerini arttırmak ve günlük hayatta kullanacakları bilgi ve becerileri arttırıp geliştirmek, Drama Çalışmalarının temel hedefleri arasındadır.

Drama seanslarında ve oyunlarda dinleme ve anımsama, kıskançlık duygusunu kontrol etme, sıra alma, kişisel mekan olgusunu fark etme, karşısındakini kucaklama, arkadaşına sıra vermek için ayağa kalkmak ve gerektiğinde bir iletişim sürecini bölerek kendini ifade etmek gibi hedefler belirlenebilir.

Çocuklarda bu amaçlar doğrultusunda somut sonuçlar elde etmek amacıyla, Drama Çalışmaları seanslarında, hedef öğrenmelere odaklanmış oyunlar kurgulanır. Drama seanslarında ve oyunlarda dinleme ve anımsamakıskançlık duygusunu kontrol etmesıra almakişisel mekan olgusunu fark etmekarşısındakini kucaklamaarkadaşına sıra vermek için ayağa kalkmak ve gerektiğinde bir iletişim sürecini bölerek kendini ifade etmek gibi hedefler belirlenebilir. Bu ve benzeri hedefler, çocukların akranları ile birlikte oldukları okul gibi ortamlarda gereksinim duydukları bilgi ve becerilerdir ve çocukların akademik başarılarını her düzeyde önemli ölçüde etkileyebilirler.

Bu ve benzeri hedefler, çocukların akranları ile birlikte oldukları okul gibi ortamlarda gereksinim duydukları bilgi ve becerilerdir ve çocukların akademik başarılarını her düzeyde önemli ölçüde etkileyebilirler.

Drama Çalışmaları’nın temel çerçevesi, çocukların keyif alabilecekleri kurgulanmış ortamlarda, drama sanatının insan duygulanımı üzerindeki doğal gücünden yararlanarak, çocuklara bilgi ve becerileri çabuk ve kolay edinebilecekleri ortamlar sağlamaktır.

Ayrıntılar

Otizm ve Yaratıcılık

Otizm ve Yaratıcılık

Otizm tanısı almış bireylerdeki sosyal iletişim alanındaki güçlükler ve empati kurmadaki yetersizlikler, özellike drama gibi sanatsal etkinlikler ve yaratıcılığı besleyen diğer sanat dalları ile azaltılabilir.

Yeni bir araştırma, otizm tanısı almış bireylerin daha yüksek bir yaratıcılık düzeyine sahip olduğunu göstermiştir. Otizmli bireylerde yaratıcılık odağında yürütülen çalışma, öğrenme güçlüğü yaşayan bireylere ilişkin birçok yerleşik düşünceyi ve önyargıyı da ortadan kaldırıyor.

Bilimadamları, gelişimsel farklılığı olan bireylerin sosyal anlamda yaşadıkları zorluklara rağmen, yaratıcılık gerektiren problemlerin çözümünde daha özgün bakış açıları geliştirdiklerini ileri sürüyor. Çalışmayı yürüten yazarlardan biri olan Stirling Üniversitesi’nden Dr. Catherine Best, 312 kişi, üzerinde yürütülen çalışmanın tek bir yaratıcılık sürecine odaklanmasına karşın, otistik özellikler ve özgün, yaratıcı fikirler arasında bir bağlantı olduğunu belirtiyor.

“Bunun nedeninin otistik bireylerin olaylara ve durumlara çok farklı yaklaşmaları olduğunu düşünüyoruz. Öğrenme sürecinde yaşadıkları güçlüklerle tanımlanan bireylerin bazı alanlarda üstün yaratıcılık göstermeleri de, bu çalışmanın önemli bulgularından biri.”

Daryl Hannah gibi bazı otizm tanısı almış bireylerin kendi deneyimleri ile ilgili açıklamaları toplumda sık duyulmuyor. Kendi otizm deneyimi hakkında konuşan ve bilgi paylaşam bireylerin söyledikleri, bu süreci anlamamızda yardımcı olmaktadır. Öğrenme güçlüğü olan bireylerin bazı becerileri öğrenmeleri için desteğe ihtiyacı vardır ve bu destek toplumsal yaşam içinde onlara her zaman sunulmadığından, bu bireylerin yaratıcı özellikleri de her zaman görünür olmuyor. Oysa tiyatro gibi sanat kurumlarında, farkındalığın arttırılmasıyla, drama alanında çok yetenekli olan ve sanatsal anlamda değerli iş çıkarabilecek otizmli bireyler desteklenebilir. Kendisi de otizm tanısı almış olan Amerikalı aktris Daryl Hannah bu konuda şunları söylüyor:

“Otizmli bireylerin öncelikle bir birey olarak görülmesi gerekmektedir. Öğrenme güçlüğü olmayan bireylere, benim onlardan farklı olmadığımı anlatmak istiyorum. Yine, öğrenme güçlüğü yaşayan bireylerin de, kendi yapabileceklerinin farkına vararak kendilerini iyi hissetmeleri en büyük arzum. Bu insanlar yalnız değiller.”

İngiltere’de National Theatre’da, Mark Haddon’ın ‘Süper İyi Günler’ adlı romanının tiyatro uyarlamasının sahnelenmesi sırasında, otizm danışmanı olarak çalışan Binchy, öğrenme güçlüğü çeken yetişkinlerle çalışan bir tiyatro olan ‘Access All Areas’ ile çalışmış. ‘Access All Areas’, İngiltere’de, öğrenme güçlüğü yaşayan bireylerle yaratıcı sanat çalışmaları yapan tek kurum olma özelliğini taşıyor.

‘Access All Areas’ta çalışan Patrick Collier bu konuda şu yorumu yapıyor: “Yapmaya çalıştığımız şey, otizm tanısı almış ya da Down Sendromlu birine Hamlet’i oynatmaya çalışmak değil – onlara kendi seslerini bulmalarında ve seslerini başkalarına duyurmalarında yardım ediyoruz. İnsanlar desteklenmeli ve yaratıcılık doğru yönlendirilmeli.”

Otizm, İngiltere’de 100 kişiden 1’ini etkileyen bir durum ve kişiden kişiye farklılıklar göstermekle birlikte, iletişim kurma ve dünyayı algılama biçimlerini derinden etkiliyor. Otizmle ilgili en büyük önyargılardan biri, otizmli bireylerin yaratıcı olmadıkları düşüncesidir.

Otizm tanısı almış bireylerdeki sosyal iletişim alanındaki güçlükler ve empati kurmadaki yetersizlikler, özellike drama gibi sanatsal etkinlikler ve yaratıcılığı besleyen diğer sanat dalları ile azaltılabilir.

(Yazı, İngiliz ‘The Guardian’ gazetesinden derlenmiştir.)

Ayrıntılar

Otizmde Resim, Drama ve Müzik

 

Otizotizm-sanatm tanısı almış veya öğrenme güçlüğü çeken çocuklarda sanat etkinlikleri çok değerlidir. Bu etkinlikler, çocuğun zihnine ve bedenine olumlu etkisi olan duyusal girdi ve uyaran sağlarlar. Müzik ve resim gibi sanatsal etkinlikler, çocuğun bazı becerileri yerine getirmesi için gerekli fiziksel ve zihinsel yoğunlaşmayı mümkün kılar. Öğrenme güçlüğü çeken çocuklarda müzik etkinliklerini ve müzik teknolojilerini uyarlayarak kullanan McCord’un 2008 yılında yürüttüğü çalışmasında da belirttiği gibi, müzik ve resim gibi etkinlikler çocuğun kendine güvenini arttırmakta, sosyal ve iletişim becerilerini geliştirmektedir.

Bu etkinlikler, çocuğun zihnine ve bedenine olumlu etkisi olan duyusal girdi ve uyaran sağlarlar.

Müzik, Resim ve Drama
Örneğin şarkı söylemek ve dans etmek, çocuğun sesini doğru kullanmasında, motor planlamasında ve kontrolünde, kaba ve ince motor becerilerinde olumlu etkiye sahiptir. Şarkı söylerken yapılan tekrarlamalar da, otizm tanısı almış ya da öğrenme güçlüğü çeken çocukların, sözcükleri, ritimleri ve kavramları öğrenmesinde yardımcı olur.

Resim ve drama gibi diğer sanat etkinlikleri, daha karmaşık düşünme ve problem çözme becerilerini gerektirir. Çocukların düşüncelerini ve duygularını yaratıcı biçimlerde ifade etmelerine olanak sağlayan resim, sözel olmayan iletişimi geliştirir. Bu bağlamda, otizm tanısı almış çocuklar belki başka bir biçimde ifade edemeyecekleri duygu ve düşüncelerini, sanatın evrensel diliyle ifade etme olanağı bulurlar.

Resim ağırlıklı etkinlikler de, çocuğun dil, kendini ifade etme, kendine güven, motor planlama ve ince motor becerilerinde çok olumlu etkilere sahiptir.

Yakın zamanlı bazı çalışmalar, otizm tanısı almış çocukların akranları ile karşılaştırıldığında, müzik dinlemeye daha yatkın olduğunu göstermiştir. Yapılan aynı çalışmalar, bu çocukların dinledikleri müzik parçalarındaki ses tonlarını akranlarından daha iyi ayırt edebildiklerini de ortaya koymuştur. Müzik ile zenginleştirilmiş dersler, çocuğun sabrını, gönüllü katılımını, belleğini, sosyal etkileşimini, göz kontağını arttırır ve öğrenme sürecinden keyif almasını sağlar (Evans; 2007).

Resim ağırlıklı etkinlikler de, çocuğun dil, kendini ifade etme, kendine güven, motor planlama ve ince motor becerilerinde çok olumlu etkilere sahiptir. Resim aracılığıyla çocuklar öfke, üzüntü, heyecan gibi duygularını ifade edebilirler. İyileştirici etkisi yanında, resim gibi sanat etkinlikleri çocukta bir başarı duygusu uyandırır ve çocuğun kendine güvenini sağlar.

Kaynaklar:
Bell, C.M. (2003). Music therapy for children with autistic spectrum disorder. Wessex Institute for Health Research and
Development, University of Southampton, 11. Abstract retrieved December 3, 2008, from National Library for Health: Learning
Disabilities Specialist Library.

Evans, R. (2007). The relationship between music and autism: Understanding the benefits. Retrieved on December 4, 2008,
from http://ezinearticles.com/?The-Relationship-Between-Music-and-Autism—Understanding-the-Benefits&id=643361

McCord, K. (n.d.). Adapting music technology for students with learning disabilities. University of Northern Colorado. Retrieved
on December 3, 2008, from http://music.utsa.edu/tdml/conf-IV/IV-McCord.html

Ayrıntılar

Otizm ve Edebiyat

otizm-edebiyat

Mark Haddon’ın ‘Süper İyi Günler’ adlı romanı, otizm olgusuna edebiyat penceresinden bakmamızı sağlıyor ve otizmli çocukların duygu durumlarına ve algılarına ışık tutuyor. İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yayınlanan “Süper İyi Günler”in ana karakteri Christopher, Asperger tanısı almış bir çocuktur. 2003 yılında yayınlanan roman, 15 yaşındaki Christopher’ın komşusunun köpeği Wellington’ın ölüsünü bulması ve bu ölümün ardındaki gizemi çözmeye karar vermesi ile başlıyor. Roman boyunca Chistopher’ın otizm tanısı almış bir çocuk olduğu bilgisi de, romanın İngilizce baskısındaki arka kapağında aktarılıyor.

 

Bu açıdan değerlendirildiğinde, otizm tanısı almış bir çocuğun, soyutlamanın temel olduğu bir edebi yapıta nasıl bir ana karakter olabileceği sorulabilir. Mark Haddon’ın romanı, otizm tanısı almış çocukların soyut düşünebilme yetisini, duyguları ve ifadeleri okuyabilme becerisini öğrenme yolculuğunu gözler önüne serer.

Romanın ana karakteri olan Christopher, kendisini “bazı davranışsal problemleri olan bir matematikçi” olarak tanımlıyor. Aspergerin Christopher’ı tanımlayan sıfatlar olmasının ötesinde, onun dünyaya ve insanlara farklı açılardan baktığını gösteren yol işaretleri yalnızca. Bu açıdan değerlendirildiğinde, otizm tanısı almış çocukların çevrelerini nasıl algıladıklarını anlamak adına, “Süper İyi Günler” okunması aydınlatıcı bir kitap. Roman, farklı olmak, toplumun dışında durmak, dünyayı şaşırtıcı ve ufuk açıcı farklı biçimlerde algılamak gibi ana temaların çevresinde gelişiyor.

Mark Haddon’ın romanı, otizm tanısı almış çocukların soyut düşünebilme yetisini, duyguları ve ifadeleri okuyabilme becerisini öğrenme yolculuğunu gözler önüne serer.

Romanda Christopher kendisi gibi çocukların gittiği okul ve ev arasında geçen hayatının nasıl bilinmezliğin içine girdiğini anlatılıyor. Tüm bu zorluklar Christopher’ı daha güçlü ve kendine güvenen birisi yapıyor. Roman, Christopher’ın “Ve bunu yapabileceğimi biliyorum, çünkü tek başıma Londra’ya gittim ve Wellington’ı kimin öldürdüğüne dair gizemi çözdüm ve annemi buldum ve cesur davrandım ve bir kitap yazdım ve bu, her şeyi yapabileceğim anlamına geliyor,” cümleleri ile bitiyor. Kendisi, toplum ve ailesi adına umut dolu bu bakış açısı aynı zamanda bir yol gösterici.

Bireylere yakıştırılan sıfatlar ve etiketler, o bireyler hakkında bilinmesi gereken her şeyi açıklamaz, tersine o bireyler hakkında çok az şey söylerler. Çoğunluktan farklı olanı kategorize etmeye hizmet eden bu sıfatların ardında, tüm farklılıkları ve derinliğiyle bir birey, bir insan yatar. Haddon’ın romanı bize bunu göstermektedir. Bir insanı gerçekten anlamak için, onu belli bir gruba ait olarak tanımlamak değil, onunla konuşmak ve onu dinlemek gerekmektedir.

Christopher’ın roman boyunca aktarılan bilişsel deneyimi, gelişimsel farklılığı olan bir ergenin, çevresindeki toplumu nasıl algıladığını, bu topluma ve içinde barındırdığı yaşama nasıl entegre olduğunu gösteriyor. Roman aynı zamanda, en genel çerçevede ‘otizm’ olarak tanımlanan yaygın gelişimsel bozukluk durumunun duygusal düzlemde bir çözümlemesini yaparak, bu bireylerin algılarına ışık tutuyor.

Yazar Mark Haddon’un da belirttiği gibi, romanı temel olarak Asperger’li ya da otizmli bir çocuğu anlamak için bir kılavuz olarak okumak çok doğru değil. Kitap öncelikle bir edebi eser, bir roman. Fakat işlediği konu ve geliştirdiği temalar nedeniyle, otizm tanısı almış bireyleri daha yakından tanımak ve onları anlamak adına da bir kılavuzluk sunuyor.

Ayrıntılar

Farklı Gelişim Gösteren Çocuklarda Drama Etkinlikleri

drama-otizm-yaygın-gelişimsel-bozukluk-iletişim

Grup içinde yapılan drama etkinlikleri, farklı gelişim gösteren çocuklarda iletişim becerilerini geliştirebilir mi? “Imagining Autism” (Otizmi Hayal Etmek) adlı bir pilot çalışmada, dramanın farklı gelişim gösteren çocukların iletişim becerileri üzerindeki etkileri incelenmiş.

Araştırmada yaşları 7 ve 12 arasında değişen 22 çocuk, haftada 45 dakikalık seanslara alınmış ve 10 hafta boyunca gözlenmiştir. İnceleme süresince çocuklar dört kişilik gruplar halinde, orman ya da uzay gibi kapalı ve temalı bir ortama alınmıştır. Bu ortamlar, ışık, ses, kukla ve interaktif dijital unsurların kullanılmasıyla, çocukların bütün duyularına eşzamanlı olarak hitap edecek biçimde tasarlanmıştır.

Drama alanında eğitim almış oyuncular, doğaçlama tekniklerini kullanarak çocukların bu ortamla ve birbirleri ile yaratıcı bir biçimde, hem fiziksel  hem de sözel olarak etkileşime geçmeleri için çalışmışlardır. Çalışmanın amacı, çocuklarda iletişim, sosyal etkileşim ve hayal etme becerilerini geliştirmek olmuştur. Bu üç alan zaten farklı gelişim gösteren çocukların en zorlandığı alanlar arasındadır.

Drama alanında eğitim almış oyuncular, doğaçlama tekniklerini kullanarak çocukların bu ortamla ve birbirleri ile yaratıcı bir biçimde, hem fiziksel  hem de sözel olarak etkileşime geçmeleri için çalışmışlardır.

Çocuklar çalışma öncesinde ve drama çalışmalarından iki ve altı hafta sonra değerlendirmeye alınmıştır. Araştırmacılar, otizm tanısına işaret eden davranışlar yanında, duygu okuma, taklit, IQ ve karşındakinin ne hissettiğini anlama gibi alanları da incelemişlerdir. Ebeveynlerden ve öğretmenlerden de öznel görüşler alınmıştır. Bir yıl sonrasında da takip çalışmaları yapılmıştır.

Erken dönem değerlendirmelerde, çocukların tümünde iyileşme gözlemlenmiştir. En büyük gelişme, çocukların anlayabildiği yüz ifadelerindeki artış olmuştur. Çocuklardan dokuzu yüz ifadelerini tanıma alanında gelişme gösterirken, altı tanesi de sosyal iletişim becerileri alanında gelişim göstermiştir. Bu gelişimlerin çoğunluğu, takip çalışmasında da gözlemlenmiştir.

University of Kent’te projede psikolog olarak çalışan David Wilkinson, “Bu gibi çalışmalara bakıp karşılaştırma yaptığınızda, çalışmanın etkisinin oldukça önemli olduğunu görüyorsunuz,” dedi.

University of Kent’te dramaturji alanında profeösr olan proje sorumlusu ve lideri Nicola Shaughnessy, “Imagining Autism” Projesi’nin sonuçlarını University of London’ın düzenlediği AISB50 Konferansı’nda 2014 yılında sunmuştur. Shaughnessy’ye göre projenin başarısı, çocukların bütün duyularına eşzamanlı olarak hitap edilmesinden gelmektedir. Shaughnessy, “Çocuklar aynı anda hareket ediyor, düşünüyor ve çevreleri ile etkileşime geçiyor”, diye belirtmiştir.

“Çocukların kendi hikayelerini serbest ve yabancı bir ortamda yaratmaları için bir fırsat,” diyen Wilkonson ise şu yorumu paylaşıyor: “Bu sayede kendilerini daha güçlü ve yetkin hissedebiliyorlar. Psikoloji literatürüne de bakarsanız, bu durumun bireyde dikkat ve iyi olma hali alanında olumlu etkileri olduğunu görürüz.”

Benzer çalışmalar dünyanın diğer ülkelerinde de yürütülmekte. Amerika’da Columbus’ta Ohio State Üniversitesi’nde de “Shakespeare ve Otizm” adlı bir proje aynı çerçevede yürütülmektedir. Bu projede de, Shakespeare’in oyunlarındaki beşli hece ölçüsünün ritminin otizm tanısı almış çocukların iletişim alanında kendilerini daha rahat ve güvende hissettirmesi çalışılmaktadır. Nashville, Tennessee’deki Vanderbilt Üniversitesi’nde de iki haftalık bir pilot çalışma yürütlmüş ve otizm tanısı almış çocuklarda bir yaz kampı sırasında, drama etkinlikleri ile duyusal ve duygusal alanlar üzerinde çalışılmıştır.

(Yazı, The Independent ve New Scientist’ten derlenmiştir.)

Ayrıntılar