All posts in Duyu Bütünleme

Ergoterapi Nedir?

Ergoterapi Nedir?

Gökçe Özdağ

Ergoterapi temel olarak kişilerin (dezavantajlı bireyler veya onların aileleri, arkadaşları, iş arkadaşları)  yaşamlarındaki yapmayı istedikleri veya yaşamlarını sürdürebilmek amacıyla yapmak zorunda oldukları aktivitelere olabildiğince bağımsız bir şekilde katılımlarını destekleyen bir sağlık mesleğidir.

Ergoterapistlerin amacı kişileri bağımsız katılım seviyesine ulaştırmaktır. Bu amaç doğrultusunda; kişinin becerisini geliştirecek aktiviteler planlayarak ve/veya kişinin aktiviteyi yapabilmesi için çevreyi düzenleyerek katılımı arttırmak ergoterapistin temel görevidir.  Ergoterapistler sağlıklı ve iyi olma halini destekleyen diğer meslek gruplarıyla ( doktorlar, fizyoterapistler, psikologlar, öğretmenler, terapistler vb.)  işbirliği içerisinde ve kişi merkezliliği göz önünde bulundurarak çalışır.  Kişi merkezlilik ise aktivitenin kişinin istekleri doğrultusunda olup kişi için anlamlı ve katılımı arttırma amacına uygun olmalıdır.

Ergoterapi yurtdışında Occupational Therapy olarak bilinir. Burada occupation kelimesi iş, meslek, sanat, uğraş, meşgale, meşguliyet ve görev anlamlarına gelmektedir. Bu nedenle ergoterapi, İş ve Uğraşı Terapisi olarak da karşımıza çıkabilir. Ergoterapiyi anlamak için bazı kavramları da bilmek önemlidir.

Occupational Katılım (participation): Kişinin sosyokültürel şartlarının bir parçası olan ve kişinin iyi olabilmesi için talep edilen ya da gerekli olan iş, oyun ve günlük yaşam aktivitelerinin içinde olabilmektir.

Kişinin gereksinim duyduğu her alanda kişisel tercihine göre aktif ya da pasif olarak rol alması, yaşam performansı gösterebilmesi anlamına gelmektedir.

Katılım, aktiviteden farklı olarak bireysel boyutu değerlendirmekten çok sosyal boyutu değerlendirir. Ergoterapistin temel amacı katılımı arttırmak veya kişiyi olabildiğince bağımsızlaştırmaktır.

İş (occupation) Alanları: İnsanların rollerini yerine getirmek için yaşamları boyunca rutin olarak yapabilecekleri gözlemlenebilir eylemlerdir. Ergoterapistler kişileri bu alanlarda bağımsızlaştırmayı hedeflerler.  Bunlar alanlar:

*Günlük yaşam aktiviteleri                                            *İş

*Araçlar ile yapılan günlük yaşam aktiviteleri            *Oyun

*Uyku ve dinlenme                                                         *Boş zaman aktiviteleri

*Eğitim                                                                               *Sosyal katılım

 

Performans Kalıpları: İşlerin (occupation) gerçekleştirilme şekli olarak tanımlanır.                         

*Alışkanlıklar           *Roller

*Rutinler                 *Ritüeller

Performans Becerileri: Anlamlı eylemlerin gözlemlenebilir yapı taşları veya danışanların gerçekleştirdiği occupation birimleri olarak tanımlanır.

*Motor ve praksi becerileri

*Bilişsel beceriler

*İletişim becerileri

*Duyusal ve algısal beceriler

*Emosyonel regülasyon becerisi

Bağlam ve Çevre: İşlerin (occupation) nasıl yapıldığını etkileyebilecek iç ve dış faktörleri ve birbiriyle ilişkili koşulları içerir.  Bunlar: Kültürel çevre, bireyler, fiziksel çevre ve sosyal çevredir.

Aktivite Talepleri: Aktivitenin gerçekleştirilmesi için gereken çabanın türünü ve miktarını etkileyen ‘’aktivitenin kendine has özelliklerini ” vurgulamak için kullanılan terimdir.  Bunlar: Kullanılan nesneler, alan talepleri, sosyal talepler, zamanlama ve sıralama, gerekli hareketler, gerekli vücut fonksiyonları ve gerekli vücut yapılarıdır.

Danışan Faktörleri: Bu faktörler danışanın kişisel özellikleriyle ilgilidir.  Bunlar: Vücut fonksiyonları, vücut yapıları, kişinin değerleri ve kişinin inançlarıdır.

Ergoterapistler aktiviteler planlarken ve tedavi planı oluştururken tüm bu bileşenleri düşünerek kişilere özel programlar hazırlarlar. .

Ergoterapistlerin Çalışma Alanları

Ülkemizde 2014 yılında üniversitelerin Ergoterapi bölümünden mezun olanlar ağırlıklı olarak pediatrik bireylerde duyu bütünleme alanında ve psikiyatrik bozukluğu olan bireylerle çalışsalar da ergoterapistlerin çalıştığı gruplar bu alanların dışında da çeşitlilik gösterir. Bu alanlar:

-Pediatrik bireyler                                                      -Yetim ve kimsesiz bireyler

-Psikiyatrik bozukluğu olan bireyler                         -Hükümlü bireyler

-Fiziksel engelli bireyler                                              -İstismara uğramış bireyler

-Gelişimsel bozukluğu olan bireyler                         -LGBTIIQ bireyler

-Nörolojik bozukluğu olan bireyler                           -Afet durumlarındaki bireyler

-Geriatrik bireyler                                                       -Sağlıklı bireyler

-Down sendromlu bireyler                                         -Dezavantajlı bireylerin aileleri

-Onkolojik hastalığı olan bireyler

-Görme engelli bireyler

-Az gören bireyler

-İşitme engelli bireyler

 

 

 

 

Ayrıntılar

Duyu Bütünleme Nedir?

Duyu Bütünleme Nedir?

Duyu bütünleme, vücudumuzdan ve çevremizden aldığımız duyusal uyaranları adaptif (amaca yönelik) yanıt açığa çıkarabilmek için organize ettiğimiz nörolojik bir işlemlemedir. Duyu bütünleme anne karnında başlar ve nefes almak gibi bilinç dışı yaptığımız bir süreçtir.

Duyu bütünleme; kendi teorisi, değerlendirme ve müdahale yöntemi yöntemi olan, sinir sisteminde plastisiteyi (beynin şekillenebilirliği) destekleyen  bir yaklaşım modelidir. Bu model 1970’li yıllarda çalışmalarını psikoloji ve nörobilim üzerinde yoğunlaştırmış olup, hem araştırmacı hem klinisyen olan Amerikalı ergoterapist J.Ayres tarafından oluşturulmuştur. Teori; davranış ve öğrenme süreçlerinin duyusal işlemleme süreçlerinden etkilendiği, zayıf duyusal işlemlemenin öğrenme ve davranış üzerinde olumsuz etkileri olabileceği üzerinden yapılanmaktadır.

Başlıca 8 duyusal sistemimiz mevcuttur. Bunlar; görme, işitme, tat alma, koklama, dokunma, vestibuler (denge ve hareket), proprioseptif ( vücut farkındalığı), introseptif ( iç organlar üzerinden aldığımız duyular) duyulardır. Duyu Bütünleme Terapi Modeli  dokunma, vestibuler ve proprioseptif duyular üzerine inşa olmaktadır.

Duyu bütünleme bozuklukları farklı gelişen çocuklarda ve tamamen tipik gelişen çocuklarda görülebilmekle birlikte  duyusal reaktivite ( tepkisellik) ve zayıf duyusal algı olmak üzere temel olarak iki başlık altında toplanır.

1) Duyusal reaktivite zorlukları; çevreden ve vücudumuzdan aldığımız duyusal uyaranlara günlük yaşamı etkileyecek düzeyde aşırı (hiperreaktif) ya da eksik ( hiporeaktif) yanıt vermek şeklinde görülebilir. Duyusal reaktivite zorluklarına örnek olarak, saç/tırnak kestirememek, kum/oyu hamuru/parmak boyası/nemli nesneler/kirlenilecek oyun ve aktivitelerden kaçınmak, tercih etmemek gibi dokunsal hassasiyetler, herkesin kolaylıkla tolere edebileceği zil sesi, elektrik süpürgesi sesi, sifon sesi, motor sesi vb seslere karşı işitsel hassasiyet , ayakların yerden kesildiği ,zeminin instabilleştiği, yüksekte olma gibi durumlardan tedirginlikle karakterize denge ve hareket sistemi ( vestibuler) hassasiyetleri verilebilir.

2) Zayıf duyusal algı zorlukları;  Birden çok duyusal sistemde duyusal bilginin tanınması, ayırt edilmesi ve yorumlanmasındaki zorlukları. Bu zorluklar belli kalıplar şeklinde gruplanmakta olup bu kalıplar; visuodispraksi ( görsel işlemleme kaynaklı), vestibuler-bilateral integrasyon defisitleri ( vestibuler kaynaklı)  ve Somatodispraksi ( dokunma ve proprioseptif kaynaklı) şeklindedir. Bu zorluklar sonucu etkilenen işlevlere, yazı yazma, çizme, boyama zorlukları, lego/blok gibi inşa gerektiren ya da puzzle  oyunlarında zorlanma,  makasla kesme, pedal çevirme, yüzme vb vücudun her iki tarafının koordineli kullanımının gerektiği aktivitelerde zorlanma, uzun süre dik durmada yada uzun süre oturmada zorlanma, dominant el tercihi seçiminin gecikmesi ya da olmayışı, sağ-sol tarafı karıştırma,  giyinme-soyunma aktiviteleri gibi kendine bakım becerilerinde zorlanma, özellikle vücut pozisyonu ve taklit gerektiren spor ve hareket aktivitelerinde ( dans,futbol vb) zayıf performans, sınırlı oyub becerileri, oyuncaklarla sembolik oyun oynamakta zorluk  örnek verilebilir.

Değerlendirme ve Müdahale:

Lisans sonrası “ Duyu Bütünleme Terapisi” alanında uluslararası standartlardaki sertifikasyon eğitimlerini tamamlamış ergoterapist, fizyoterapist ve dil/konuşma terapistleri tarafından değerlendirme ve terapi programları yürütülür.

Değerlendirme; detaylı hikaye, occupational profil değerlendirmesi ( zayıf ve güçlü yanlar, günlük yaşam/sosyal/toplumsal katılım vb.), duyusal işlemlemeyi ölçümleyen anketler, yapılandırılmış/yapılandırılmamış klinik gözlem, standardize testler ( SIPT/Sensory Integration Praksis Tests, EASI/Evaluation in Ayres Sensory Integration) ve gerekiyorsa disfonksiyona bağlı spesifik  testleri içermektedir.

Yapılan değerlendirme sonucu oluşturulan hipoteze göre terapist terapi programını şekillendirir. Terapi, bu terapi modeline özgü materyaller ile güvenli, zengin duyusal-motor ortamda oyun yolu ile gerçekleştirilir. Terapi çocuk merkezlidir ve çocuğun aktif katılımı esasına dayanmaktadır.

Ayrıntılar

İtalya’da Otizm

İtalya’da Otizm

İtalya hepimizin tatille, keyifli ve tatlı bir yaşam düşü ile özdeşleştirdiğimiz, kültürel, tarihi ve sanatsal zenginlikleri ile aklımızda yer alan bir ülke. Elbette belki de yalnızca tatil bağlamında düşündüğümüz bir ülkenin, tatil ve eğlence dışında, oradaki günlük yaşamın gerçekleri ile değerlendirilmesi bize farklı bakış açıları sunabilir. Özellikle, Özel Eğitim gereksinimi olan, farklı gelişen çocuklar bağlamında bu farklılıklar ayrı bir önem kazanır. Farklı bir ülkede yeni bir yaşam kurmak isteyen, fakat farklı gelişim gösteren çocuklara sahip ailelerin, bu gibi planlarını değerlendirirken belki iki kat daha fazla düşünmeleri gerekmektedir. Çocukİstanbul Aile Danışmanlık Merkezi’nin kurucu ortaklarından, Özel Eğitim Uzmanı ve ABA Terapisti Adem Ünlü, Eylül 2016 tarihinde, merkezi İtalya’nın Floransa şehrinde bulunan AutismService kuruluşunun yöneticisi ABA Terapisti Loredana Lembo ile biraraya geldi ve İtalya’da farklı gelişim gösteren çocuklara verilen Özel Eğitimi ve Otizmi konuştu.

Loredana Lembo ile yaptığımız görüşmede, İtalya’da farklı gelişim gösteren çocukların eğitimi bağlamında temel bazı sorunların olduğunu anlıyoruz. Bu sorunların başında birçok ülkede olduğu gibi ekonomik sorunlar ve yeterli yetişmiş ve deneyimli uzmanın bulunmaması geliyor. Bunun dışında, bu gerçekler sonucu ortaya çıkan sistem, İtalya’da çocukların birebir Özel Eğitim hizmetlerinden yararlanmasını da güçleştiriyor.

Çocukİstanbul Aile Danışmanlık Merkezi’nin kurucu ortaklarından, Özel Eğitim Uzmanı ve ABA Terapisti Adem Ünlü, Eylül 2016 tarihinde, merkezi İtalya’nın Floransa şehrinde bulunan AutismService kuruluşunun yöneticisi ABA Terapisti Loredana Lembo ile biraraya geldi ve İtalya’da farklı gelişim gösteren çocuklara verilen Özel Eğitimi ve Otizmi konuştu.

İtalya’da, devletin aileleri destekleme süreci şu biçimde işliyor: tanı alan çocukların öncelikle bir kuruma başvurmaları gerekiyor. Yardım doğrudan ailelere değil, kurumlara yapılıyor. Bunun nedeni, ailelerin devletten aldıkları Özel Eğitim desteğini başka amaçlar için kullanabiliyor olmaları. Başvurulan kurum da, alınan yardımla çocuklara ancak dolaylı olarak Özel Eğitim hizmeti sunabiliyor. Bunun nedeni, çocuklarla birebir eğitim ve terapi yapacak yeterli sayıda uzmanın bulunmaması. Sonuç olarak, az sayıdaki uzman, örgün eğitim kurumlarındaki öğretmenlere, Özel Eğitim gereksinimi olan çocuklara nasıl destek olabilecekleri yönünde danışmanlık hizmeti veriyor. Bu kişiler aynı zamanda, okullarda yürütülen birebir Özel Eğitim programlarını oluşturuyor, düzenli aralıklarla işleyişini takip ediyor. Bir anlamda, uzman eksikliği, varolan deneyimli uzmanların ve terapistlerin daha fazla süpervizyon ve danışmanlık sunması ile telafi edilmeye çalışılıyor.

İtalya’nın son dönemde ekonomik güçlükler yaşaması, Akdeniz’e kıyısı olması nedeniyle sınırlarının mülteci hareketlerine açık olması ve her gün ülkeye binlerce mültecinin girmesinin getirdiği güçlükler, Özel Eğitim alanını da olumsuz etkiliyor. ABA terapisti Loredana Lembo, bu zoruklar nedeniyle kurumunun şu anda aktif olmadığını, kendisinin bireysel olarak ailelere ve okullara danışmanlık verdiğini belirtiyor. Loredana Lembo gibi uzmanlar aynı zamanda, devletin ailelere yaptığı maddi yardımın yerinde kullanılıp kullanılmadığını da kontrol etme görevini üstleniyorlar.

Loredana Lembo, İtalya’da ABA terapisinin ve Özel Eğitim uygulamalarının ancak son yirmi yılda gelişmeye başladığını belirtiyor. İtalyan devletinin bu konudaki yaklaşımı da, bireysel eğitimden çok, çocukları örgün eğitim içine dahil etmek farklı gelişen çocukları, profilleri ne olursa olsun, örgün eğtime entegre etmek. Özel gereksinimli çocukların okul yaşantısına kaynaştırmanın öncelikli hedef olarak belirlendiği İtalya’da, okullar fiziksel anlamda da gerekli donanımları ve sistemleri tesis etmekle yükümlü. Aileler, devletin kurduğu bu sistemin dışında da, elbette, maddi olanakları ölçüsünde, çocuklarına bireysel Özel Eğitim hizmeti alabiliyorlar.

Floransa ‘da görüştüğümüz ABA terapisti Loredana Lembo, kendisinin ABA temelli bir eğitim aldığını, ancak süreç içinde Duyu Bütünleme, Oyun Terapisi ve sanat aktiviteleri gibi sosyal iletişim becerilerini geliştiren farklı yaklaşımları eklektik bir biçimde bir arada kullanmayı tercih ettiğini vurguladı.

Lerodana Lembo ile yaptığımız görüşmede, İtalya’da Özel Eğitim ve farklı gelişen çocukların eğitimi alanlarında temel bazı sorunların olduğunu gördük. Bunun dışında, İtalyan devletinin önemsediği ve vurguladığı okula ‘kaynaştırma’ kavramının önemsenmesini olumlu bulduk. Elbette, farklı gelişen çocukları okul yaşamına entegre ederken, öğretmenlere süreçte destek verecek danışmanlar ve belki de gölge öğretmenler önem kazanıyor. Burada da, bu desteği sürekli olarak sunacak uzman kişilerin yeterli sayıda olması sorunu ortaya çıkıyor.

Floransa ‘da görüştüğümüz ABA terapisti Loredana Lembo, kendisinin ABA temelli bir eğitim aldığını, ancak süreç içinde Duyu Bütünleme, Oyun Terapisi ve sanat aktiviteleri gibi sosyal iletişim becerilerini geliştiren farklı yaklaşımları eklektik bir biçimde bir arada kullanmayı tercih ettiğini vurguladı. Çocukİstanbul Aile Danışmanlık Merkezi kurucu ortaklarından Adem Ünlü ve Floransa’da AutismService’in kurucusu Loredana Lembo, her çocuğun gereksinimlerinin kişisel olarak belirlenmesi ve her çocuk için sürecin, çocukların bireysel gereksinimleri doğrultusunda ayrı olarak kurgulanması gerektiği konusunda hemfikir bir biçimde görüşmelerini sonlandırdılar.

Ayrıntılar

Otizm Terapilerinden Ne Beklemeli?

Otizm Terapilerinden Ne Beklemeli?

Çocukları otizm tanısı almış aileler, tanı sonrasında çocuklarını otizm tanısından çıkarmak ve bu durumun getirdiği zorlukları ortadan kaldırmak adına zorlu bir sürecin içine girer. Bu süreci zorlaştıran yalnızca çocuğun durumu değil, ailelerin çocukları için “en doğru” süreci kurgulamakta yaşadıkları güçlüklerdir. Otizm ve otizm durumu için sunulan tedavi, terapi yöntem ve süreçleri, alana ilişkin bilgisi olmayan birçok ailenin doğal olarak kafasını karıştırır. Bu yazı, otizm tanısı sonrasında süreci daha doğru ve etkin, çocuğun yararına kurgulayabilmek adına bazı temel konuları inceleyecektir. “Eğitim”, “Terapi” ve “Tedavi” gibi temel bazı kavramların neye işaret ettiğini bilmek, her çocuk için ayrı kurgulanması gereken tanı sonrası süreçte, ailelerin doğru adım atmalarına yardımcı olacaktır.
Tanı süreci kurgularken, farklı gelişim gösteren çocukların yaşadığı zorlukların olabildiğince aza indirgenmesi ve bu yolla günlük hayatlarının, akranlarıyla olan ilişkilerinin ve eğitim süreçlerinin rahatlatılması, desteklenmesi hedeflenmelidir. Bu zorlukları azaltmak için, çocuğunuzu “olabildiğince çabuk” tanıdan çıkartmayı hedefleyen, kesin sınırlarla belirlenmiş, genel “doğruluğu ve etkinliği” kanıtlanmış olsa da, her çocuk için yararlı olamayabilecek, kişiselleştirilmemiş süreçlerden uzak durmalısınız. Çocuğunuzun tanı sürecini kurgularken, onun bir ya da birkaç uzman tarafından bireysel olarak değerlendirilmesi ve sürecin çocuğun kendi gereksinimleri doğrultusunda kurgulanması gerekir. “Eğitim”, “Terapi” ve “”Tedavi” kavramları, tanı sonrası süreçte çocuğunuzu destekleyecek, yaşadığı zorlukları azaltacak, birbirini tamamlayan, ama birbirinin yerine geçemeyecek her biri kendi içinde değerli destek alanlarıdır.

“Eğitim”, “Terapi” ve “Tedavi” gibi temel bazı kavramların neye işaret ettiğini bilmek, her çocuk için ayrı kurgulanması gereken tanı sonrası süreçte, ailelerin doğru adım atmalarına yardımcı olacaktır.

Yaygın Gelişimsel Bozukluk ve Otizm gibi durumlarda, bu gibi özel gereksinimleri olan ve desteğe ihtiyaç duyan çocuklara dönük kurgulanan “Özel Eğitim” süreçleri büyük önem taşır. Çocuğunuz için öncelikle sağlam bir eğitim çerçevesi oluşturmanız gerekir. Burada Özel Eğitim sürecinin hangi eğitim yöntemleri ile kurgulandığı aile tarafından sorgulanmalıdır. Özel Eğitim süreçlerinde uygulanan farklı eğitim yöntemleri vardır. Bu süreci kurgulayan aile, özel eğitim uzmanının bu süreçte hangi eğitim yöntemlerini kullandığını sorgulamalı ya da bu eğitim yöntemleri hakkında kendisi bir araştırma yapmalıdır. Bunun nedeni, her eğitim yönteminin her çocuk için uygun olmayabileceğidir. Uygulamalı Davranış Analizi, TEACHH, İlişki-Temelli Yöntemler, Sosyal Öyküler ve Kolaylaştırılmış İletişim gibi farklı eğitim yöntemlerinin biri ya da birkaçı çocuğunuzun özel eğitim sürecinde yer almalıdır. Fakat bunların hangisinin ha da hangilerinin ne yoğunlukta kullanılması gerektiği, çocuğunuzun bireysel ihtiyaçlarının, deneyimli ve sezgisi güçlü bir uzman tarafından çok iyi okunması ile belirlenmelidir. Çoğu durumda, tek bir eğitim yönteminin değil, eklektik bir kurgu içinde, çocuğun bireysel özelliklerini dikkate alan, çoklu eğitim yöntemleri ile kurgulanmış bir eğitim süreci daha yararlı olacaktır.
“Terapi” ve “Tedavi” kavramları da çoğu ailenin kafasında net bir tanımı olmayan, birbiri yerine kullanılan kavramlardır. Oysa bu iki kavramın işaret ettikleri farklıdır. Çocuğunuz için sürecin doğru kurgulanması için, bu kavramları da iyi bilmek gerekir. “Terapi” sözcüğünün kökeni, Latince “Therapia”, Yunanca “therapeia” sözcüklerindedir. Her iki sözcük de “iyileştirme, şifa verme, hasta ile ilgilenme” gibi anlamlara sahiptir. Zaman içinde hemen hemen aynı kalan anlamı, yüzyıllar içinde “tıbbi tedavi” bağlamında yoğunlaşmıştır.
Farklı Gelişim Gösteren çocuklara “terapi” olarak sunulan birçok program ve etkinlikler bütünü, öncelikle kurgulanmış olması gereken “Eğitim” sürecini destekleyen programlar olmalı. Unutulmamalıdır ki, “terapiler” tek başlarına çocuğunuzu tanıdan çıkarmaya yetmez. Fakat doğru kurgulanmış, belli bir programı olan, öğrenme süreçleri ve öğrenme çıktıları sağlam ve ayrıntılı biçimde hazırlanmış terapi programlarının, çocuğunuzun eğitim sürecine dönük katkıları da gözardı edilemez. Çoğu durumda, iyi kurgulanmış sağlam terapi programları, özel eğitim sürecini destekler, özel eğitimdeki öğrenme çıktılarını çocuğunuzda kalıcı hale getirir ve geliştirir.

Çoğu durumda, tek bir eğitim yönteminin değil, eklektik bir kurgu içinde, çocuğun bireysel özelliklerini dikkate alan, çoklu eğitim yöntemleri ile kurgulanmış bir eğitim süreci daha yararlı olacaktır.

Peki aileler doğru terapileri nasıl ayırt edecekler? Günümüzde birçok kurum ve kişi, birçok farklı isim altında yaygın gelişimsel bozukluk gösteren çocuklara farklı “terapi programları” sunmaktadır. Doğru terapilerin seçilmesi için, ailelerin bazı temel soruları sormaları gerekir: Sunulan terapi programının bir içeriği ve müfredatı var mıdır? Terapi sürecinde ve sonrasında hedeflenen eğitim çıktıları nelerdir? Terapist, süreçte uygulayacağı etkinlikleri hangi eğitim yöntemi ve yaklaşımı doğrultusunda kurgulamıştır? Çocuğunuza sunulan terapi, onun için gerçekten yararlı olacak mı? Terapi programına başlamadan önce, çocuğunuz bireysel bir değerlendirmeden geçirildi mi? Örneğin müzik terapisi, sanat terapisi, at, köpek ve yunus gibi farklı hayvanlarla yapılan hayvan terapileri, aileler için çekici olabilmektedir. Fakat burada, terapinin çocuğa uygunluğu iyi düşünülmelidir. Örneğin duyusal açıdan seslere karşı aşırı hassasiyeti olan bir çocuğun, duyusal değerlendirilmesi yapılmadan bir müzik terapisi alması, çocuğun durumunu daha da kötüleştirecek, onu duyusal açıdan çok rahatsız edecektir. Ya da farklı kokularla terapi yaptığını ileri süren bir terapistin, kokulara karşı aşırı duyusal hassasiyeti olan bir çocuğu pek yararı olmayacaktır. Bu nedenle, sanat, müzik, drama, dans ve hayvanlarla terapi gibi farklı terapi alanlarından yararlanmak istiyorsanız, terapistinizden son derece ayrıntılı hazırlanmış bir müfredat, içerik, öğrenme hedefleri ve çıktıları, çocuğunuz için bireysel bir değerlendirme talep etmeniz çok gereklidir. Aksi takdirde, temel eğitim sürecini desteklemesi hedeflenen bu terapi süreçleri, çocuğunuza daha fazla zarar verecek ve onu eğitiminden geri bırakacaktır. Oysa sanat ve drama gibi terapi yöntemleri, iyi kurgulandığında, çocuğunuza inanılmaz yararlar sağlayabilir. Örneğin çocuğunuzun bireysel gereksinimleri doğrultusunda tiyatro eğitimi de almış uzmanlar tarafından kurgulanmış bir drama etkinlikler bütünü, çocuğunuzun sosyal iletişim becerilerini geliştirmede büyük yarar sağlayabilir. Benzer biçimde, sanat eğitimi almış bir terapistin kurguladığı bir sanat terapisi programı, çocuğunuzu eğitim, duyusal, sosyal beceri ve dilsel açıdan destekleyebilir.

Doğru terapilerin seçilmesi için, ailelerin bazı temel soruları sormaları gerekir: Sunulan terapi programının bir içeriği ve müfredatı var mıdır? Terapi sürecinde ve sonrasında hedeflenen eğitim çıktıları nelerdir? Terapist, süreçte uygulayacağı etkinlikleri hangi eğitim yöntemi ve yaklaşımı doğrultusunda kurgulamıştır? Çocuğunuza sunulan terapi, onun için gerçekten yararlı olacak mı? Terapi programına başlamadan önce, çocuğunuz bireysel bir değerlendirmeden geçirildi mi?

Eğitim ve terapiler dışında, “tedavi” olarak tanımlanan süreçler daha çok psikiyatrik tedavi yöntemlerini ve diğer destekleyici, alternatif yöntemleri işaret eder. Bazı çocukların uyku düzenlerini, heyecanlarını ve kaygılarını, öfke nöbetlerini kontrol etme amacıyla psikiyatrik ilaçlar kullanmak gerekebilir. Yine destekleyici olarak gluten ve kazein diyetleri, vitamin/mineral destekleri ve ağır metallerden arındırmayı hedefleyen tedaviler de uygulanabilmektedir.

Sanat ve drama gibi terapi yöntemleri, iyi kurgulandığında, çocuğunuza inanılmaz yararlar sağlayabilir.

Tanı sonrası sürecin kurgulanmasında, eğitim, terapi ve tedavi kavramlarının iyi bilinmesi önemlidir. Bunların her biri farklı alanları, farklı uygulamaları ve bakış açılarını kapsar. En ideal olanı, bütün bu farklı alanlardan, çocuğunuzun bireysel gereksinimleri doğrultusunda, eklektik biçimde yararlanabilmektedir. Nasıl her insan birbirinden farklıysa, her çocuk da birbirinden farklıdır. Bu açıdan, tanı sonrası süreçlerinden kurgulanmasından önce gerçekten deneyimli ve uzman kişilerden çocuğunuz için bireysel değerlendirme almalısınız. Hangi eğitim yöntemlerinin kullanıldığını sorgulamalısınız. Eğer farklı terapi alanlarından destek almak istiyorsanız, bu terapilerin salt resim yapmak, oyun oynamak ya da ata binmek gibi etkinlik düzeyinde kalmadığından, belli bir program dahilinde belli öğrenme çıktılarını hedefleyerek yürütüldüğünden emin olmalısınız. Elbette günün sonunda bir “tedavi” hedeflendiğinden, bu sürecin üst çatısı olarak, yine deneyimli ve alanda uzman bir psikiyatr ile süreci eşgüdümlü yürütmelisiniz. Tanı sonrası sürecin, aile, doktor, eğitimci, terapist ve çocuktan oluşan kalabalık bir ekip olduğunu unutmamalıyız.

Ayrıntılar

Otizmli Çocuklara Hediye Seçimi

Otizmli Çocuklara Hediye Seçimi

Yeni yılın yaklaşmasıyla, başlayacak yeni yılın umudunu ve yeni yıla ilişkin iyi dileklerimizi görünür kılmak adına, sevdiklerimize hediye düşünmeye ve hatta almaya başladığımız günlerdeyiz. Otizm tanısı almış bir çocuk ya da ergen için hediye seçimi zorlu bir süreç olabilir. Çocuklara hediye seçimimiz rastgele olmamalı. Doğru soruları sorup bilinçli bir biçimde seçeceğimiz hediyeler, çocukları yalnızca sevindirmekle kalmayacak, onlara somut yarar da sağlayacaktır.

Otizm tanısı almış çocuklara ve gençlere hediye seçerken, alacağımız hediyelerin farklı alanlarda çocuğa sağlayacağı yararları da düşünmeliyiz. Bu farklı alanlardaki oyuncaklar şu şekilde özetlenebilir: Duyusal bütünleme sağlayan oyuncaklar, neden-sonuç ilişkisi kurma becerisini geliştiren oyuncaklar, sosyal beceri alanındaki oyuncaklar, stres topları, hareket ve aktivite oyunları ve eğlenceli armağanlar.

Otizm tanısı almış bir çocuk ya da ergen için hediye seçimi zorlu bir süreç olabilir. Çocuklara hediye seçimimiz rastgele olmamalı. Doğru soruları sorup bilinçli bir biçimde seçeceğimiz hediyeler, çocukları yalnızca sevindirmekle kalmayacak, onlara somut yarar da sağlayacaktır.

Otizm tanısı almış bir çocuğa bir armağan seçerken, çocuğun gelişimsel düzeyini iyi değerlendirmek gerekir. Bu, hediye alacağınız çocuğun takvim yaşını değil, gelişimsel düzeyini dikkate almanız gerektiği anlamına gelir. Bu konuda emin değilseniz, çocuğun ebeveynleri ya da özel eğitim öğretmenleri ile görüşebilirsiniz. Örneğin eğer çocuğun dil ve sosyal becerilerinde sorunlar varsa, bu alandaki becerilerini geliştirebilecek oyuncaklar seçmeniz yerinde olacaktır. Bu sayede çocuk, oyun oynarken hem eğlenecek hem de eksik olduğu alanlarda bir ilerleme sağlayacaktır.

Spektrum içine giren çocuklar için sakinleştirici oyuncaklar almak da akıllıca olabilir. Otizm spektrumu içindeki çocuklar, sosyal iletişim ve dil becerileri alanıda zorluklar yaşadıkları için, kurdukları her türlü iletişim sürecinin stresten, gerginlikten ve kaygıdan uzak olması hedeflenmelidir. Bu nedenle çocuğu yatıştırıcı bir hediye, hem çocuk için hem de aile bireyleri için keyif verici olacaktır. Otizm tanısı almış çocukların birçoğu titreşimli yastıklar ve minderlerden hoşlanabilir. İçinde balıkların yavaş hareket ettiği oyuncak akvaryumlar ve yatıştırıcı paneller de düşünülebilir.

Hediye seçiminde çocuğunuzun yatkınlık duyduğu alanları da dikkate almanız gerekir.

Duyusal sorunları olan ve duyu bütünleme terapisi alan çocuklar için de, ağırlıklı battaniyeler, kucak minderleri ve ağırlıklı yelekler düşünülebilir. Bu oyuncaklar, çocuğu hem eğlendirecek hem de duyu bütünleme işlevi sağlayacaktır. Bu tür duyusal oyuncaklar, evde ya da ziyaretlerde çocuklar tarafından sevilerek kullanılır.

Hediye seçiminde çocuğunuzun yatkınlık duyduğu alanları da dikkate almanız gerekir. Çocuğunuzun görsel duyarlığı güçlü olabilir. Bu durumda ışıklı, hareket eden, dönme temalı görsel oyuncaklar seçebilirsiniz. Dokunma duyusu güçlü olan ve nesnelere dokunmaktan hoşlanan çocuklar için de, taktil, yani dokunma duyusu temelli oyuncaklar seçilmelidir.

Otizm tanısı almış bireylerin en çok zorlandığı alan olan sosyal iletişim becelerini geliştiren oyunlar ve oyuncaklar da dikkate alınmalıdır. Bu alanda yarar sağlayacak, sıra almalı, çoklu oyuncularla oynanan, problem çözme süreçlerini geliştiren birçok oyun bulabilirsiniz. Çocuklar bu oyunlarla hem sosyal iletişim becerilerini geliştirebilir, hem de grup içinde empati kurma alanında deneyim toplarlar.

Ayrıntılar

Duyu Bütünleme Nedir?

Duyu Bütünleme Nedir?

duyu-bütünleme

Pepino Yayınları’ndan çıkan “Senkronize Olamayan Çocuk”, “Duyu Bütünleme Nedir?” sorusuna yanıt arayanların başvurabileceği bir kaynak kitap. Duyu bütünleme problemleri birçok bebeğin ve çocuğun emosyonel (duygusal), fiziksel ve zihinsel gelişimini etkiler. Fakat uzman bir terapist çocuğunuzu gözlemlemediyse, duyu bütünleme problemlerinin neler olduğunu bilmiyor olabilirsiniz. “Senkronize Olamayan Çocuk”, çocuklardaki duyusal işlev bozukluklarını tanıma ve tedavi etme alanlarında yayınlanmış en güncel kitaptır. Carol Stock Kranowitz’in duyu bütünleme alanında kısa sürede temel bir başvuru ve kaynak kitap haline gelen “Senkronize Olamayan Çocuk”, Pepino Yayınları tarafından 2014 yılında yayınlandı.

“Senkronize Olamayan Çocuk”, duyu bütünlemenin ne olduğunu açıklayarak başlıyor ve sonrasında bir çocukta görülebilecek duyu bütünleme problemlerini ayrıntılı olarak tanımlıyor. Kitap, çocukların vestibüler, taktil ve proprioseptif alanlarda yaşadıkları duyusal işlev bozuklukları, kitapta ayrıntılı bir biçimde tartışılıyor ve örneklendiriliyor. Kitapta aynı zamanda, çocuğunuzun bu alanlarda herhangi bir duyusal işlev bozukluğu olup olmadığını belirlemenizde yardımcı olacak checklist’er yer alıyor. Yazar Kranowitz, kitabında ebevynlerin ya da terapistlerin çocuklarla uygulayabilecekleri ve duyu bütünleme alanındaki sorunları minimize etmeye hedefleyen bir dizi egzersiz ve aktivite paylaşımında da bulunuyor. Ebeveynler, öğretmenler ve terapistler için, bu tanısal checklist’ler oldukça yararlı.

Kitabın yazarı duyu bütünleme uzmanı Kranowitz’e göre çocuklarda en sık karşılaşılan duyusal işlev bozukluklarının dokunma ve hareket gibi alanlarda gözlemlendiğini dile getiriyor. Örneğin çocuklarda taktil (dokunma ile ilgili) duyulara karşı aşırı bir duyarlılık varsa, dokunmaktan ve dokunulmaktan hoşlanmazlar ve bundan kaçınırlar. Bu durumda sonuç olarak çocukların belli oyunlardan uzak durmasına, çevrelerindeki insanlarla fiziksel iletişimden uzak durmalarına, bazı kumaş türlerine ve yiyeceklere karşı aşırı hassasiyet geliştirmelerine neden olur. Örneğin çocuklar harekete karşı aşırı duyarlı ya da savunmacıysa, ayaklarını yerden kaldırmayı hiç istemezler. Oyun alanlarından uzak dururlar ve arabaya ya da asansöre binmek istemezler. Yerdeyken kaldırılıp kucağa alınmak istemezler.

Kitabın yazarı duyu bütünleme uzmanı Kranowitz’e göre çocuklarda en sık karşılaşılan duyusal işlev bozukluklarının dokunma ve hareket gibi alanlarda gözlemlendiğini dile getiriyor.

Duyu bütünleme uzmanı Kranowitz, ebeveynlerin olası duyu bütünleme sorunlarına karşı, çocuklarını sürekli yakından izlemeleri gerektiğini belirtiyor. Kitapta açıklanan türde duyusal işlev bozuklukları gözlemlendiğinde, ebeveynlerin uzman duyu bütünleme terapistleri ile birlikte çalışmaları gerekiyor. “Senkronize Olamayan Çocuk” duyu bütünleme terapisi alanındaki olası sorunları tanımak, çocukların davranışlarını bu açıdan gözlemlemek ve duyu bütünleme terapisi almaya başlayacak aileler için kapsamlı ve nitelikli bir kılavuz kitap.

Ayrıntılar