All posts in Özel Eğitim

Otizm Farkındalık Günü

Otizm Farkındalık Günü

Nisan ayı Birleşmiş Milletler tarafından ‘’Otizm Farkındalık Ayı’’, 2  Nisan ise ‘’Otizm Farkındalık Günü’’ olarak kabul edilmektedir. 2001 yılında her 250 doğumda  1,  2013 yılında 88 doğumda 1 görülen Otizm günümüzde her 68 çocukta 1 görülmektedir.

Doğuştan gelen ve 0-36 ay arasında tanılanan, özellikle sosyal-iletişim alanını belirgin şekilde etkileyen otizm, nörolojik kökenli gelişimsel bir farklılıktır.  Otizm spektrumu altındaki bireyler dış dünyayı algılamakta, çevreden gelen uyaranları yorumlamakta güçlük yaşayabilir ya da farklı şekilde algılayabilir. Bunun sonucu olarak da kendilerini güvende hissetmek ya da sakinleştirmek için, dışarıdan atipik olarak görülen tepkilerde bulunabilirler. Bu tepkilerin bulundukları alan içerisindeki uyaranların sonucu olarak ortaya çıktığını bilmek, otizmli bireylerin bu tepkilerinin nedenleri hakkında bilgi sahibi olmak ve böyle bir durumda onlara yardımcı olabilecek uyarlamaları yapmak,  bu alandaki en büyük farkındalıklardan biri olacaktır.

Siz de otizmli bir birey ile iletişime geçerken basit ve kolay anlaşılır cümleler kurarak, duygusunu ifade etmelerine sözel olarak yardımcı olarak, bulunduğunuz ortamdaki yüksek ses ve koku gibi rahatsız olabilecekleri uyaranları olabildiğince aza indirgeyerek, görme alanları içerisinde kalıp kendinizi ifade ederek otizmli bireylerin günlük yaşam içerisine daha fazla katılımını sağlayabilir, yüzlerindeki tebessümü görebilirsiniz.

2 Nisan Otizm Farkındalık gününde mavi giyerek çevrenizdeki insanları bu farkındalığa davet edebilirsiniz.

Serdar Alan

Özel Eğitim Öğretmeni

 

Ayrıntılar

Otizm Açısından Özel Eğitimin Önemi

Otizm Açısından Özel Eğitimin Önemi

“Özel Eğitim”, anne babalar için genellikle, çocuklarının gelişimsel bir farklılığı olması nedeniyle gereksinim duyulan bir eğitim çerçevesi olarak bilinir. “Özel Eğitim”in adını duymak bile, aileleri kaygı ve panik duygularına itebilir. Özel Eğitimin bir meslek alanı olarak tanınması, Otizm ve Asperger gibi öykülerde öteki terapiler içindeki yeri ve önemini bilmek, ailelerin süreç içindeki yaklaşımını doğru konumlayacak ve terapi/eğitim sürecini de daha sağlıklı hale getirecektir. Çocukİstanbul Aile Danışmanlık Merkezi kurucu ortaklarından, Özel Eğitim Uzmanı ve ABA Terapisti Adem Ünlü, 2000 yılında mezun olduğu Anadolu Üniversitesi Özel Eğitim Bölümü’ne, 2017’nin ilk gününde bir ziyaret yaptı. Bu yazıda da, Özel Eğitim hakkında bilgilerimizi tazelemeyi, alan hakkında genel bir bilgi vermeyi amaçlıyoruz.
Özel Eğitim, özel eğitimsel gereksinimleri olan çocukları, kişisel farklılıkları ve gereksinimleri doğrultusunda bireyselleştirilmiş eğitim programları çerçevesinde eğitme sürecini tanımlar. Özel Eğitim süreçleri, bireysel olarak planlanan ve sistematik olarak takibi yapılan öğretme süreçlerinden oluşur. Süreç içinde, çocuk için uyarlanmış ekipmanlar, malzemeler kullanılır ve erişilebilir hale getirilen ortamlarda çalışılır. Özel Eğitimin amacı, özel gereksinimleri olan çocukların kendi potansiyellerini maksimum düzeyde gerçekleştirmelerini, okul, aile ve toplum içinde kendilerine yeten bireyler olmalarını sağlamaktır.

Özel Eğitim, özel eğitimsel gereksinimleri olan çocukları, kişisel farklılıkları ve gereksinimleri doğrultusunda bireyselleştirilmiş eğitim programları çerçevesinde eğitme sürecini tanımlar. Özel Eğitim süreçleri, bireysel olarak planlanan ve sistematik olarak takibi yapılan öğretme süreçlerinden oluşur.

Özel Eğitim, öğrenme, iletişim, duygusal, davranışsal, fiziksel ve gelişimsel alanlarda desteğe ihtiyaç duyan çocuklara yarar sağlayacak eğitim ve terapi süreçlerinin kurgulanmasında kilit bir rol oynar. Gelişimsel farklılık gösteren çocuklara sunulan terapi alternatiflerinin düzenlenmesi, bir Özel Eğitim uzmanının değerlendirmesi ile yapıldığında daha etkin sonuçlar alınır. Bunun nedeni Özel Eğitim uzmanının, aldığı lisans eğitimi çerçevesinde, çocuk gelişimi, gelişimsel farklılıklar, eğitim süreçleri ve farklı gelişen çocukların akranlarının içinde bulunduğu eğitim süreçlerine entegre olabilmesi için gerekenleri (kaynaştırma eğitimi) en iyi bilen kişi olmasıdır.
Yine, spesifik alanlara yoğunlaşıp bu alanlardaki sorunları çözmeyi hedefleyen diğer terapilerden faklı olarak (konuşma terapisi, duyu bütünleme, Floortime vb.) Özel Eğitim, çocuğun bireysel gereksinimlerinin daha ayrıntılı gözlendiği ve öğretim yöntemlerinin çocuğa özel olarak kurgulandığı bir çerçeve içinde yapılmalıdır. Başka bir deyişle Özel Eğitim uzmanı, her çocuğu ayrı bir birey olarak okuyabilen, yaşadığı güçlükleri ve özel gereksinimleri dikkatli bir gözlem gücüyle gün yüzüne çıkarabilen biri olmalıdır. Özel Eğitim uzmanın içgörüsü, çocuğun bireysel gereksinimlerini değerlendirme ve okuma becerisi, gözlem gücü ve deneyimi, terapi ve eğitim sürecinin sağlıklı yürütülmesinde kilit rol oynar.

Gelişimsel farklılık gösteren çocuklara sunulan terapi alternatiflerinin düzenlenmesi, bir Özel Eğitim uzmanının değerlendirmesi ile yapıldığında daha etkin sonuçlar alınır.

Türkiye’de Özel Eğitim alanında açılan ilk bölümlerden biri de Anadolu Üniversitesi’ndedir. Anadolu Üniversitesi özel eğitim öğretmeni yetiştirme programı ilk olarak 1983 yılında açılmıştır. Bu program, 1989 yılından bu yana Eğitim Fakültesi’nde Özel Eğitim Bölümü içerisinde sürdürülmektedir. Bölümün Zihin Engelliler Öğretmenliği ile İşitme Engelliler Öğretmenliği programlarında lisans eğitimi verilmektedir. Buna ek olarak Zihin Engelliler, İşitme Engelliler, Üstün Zekâlılar Öğretmenliği, Erken Çocuklukta Özel Eğitim ve Gelişimsel Yetersizlikleri Olan Çocukların Öğretmenliği (II. Öğretim-Uzaktan Eğitim) alanlarında yüksek lisans programları; Zihin Engelliler, İşitme Engelliler ve Üstün Zekâlılar Öğretmenliği alanlarında doktora programları bulunmaktadır. Sosyal Bilimler Enstitüsü bünyesinde ise Uygulama Davranış Analizi lisansüstü programı sürdürülmektedir. Özel Eğitim Bölümünden mezun olan özel eğitim öğretmenleri, Türkiye’de Millî Eğitim Bakanlığına bağlı devlet veya özel özel eğitim kurumlarında çalışabilmekteler.

Ayrıntılar

Herkesin Otizmi Kendine

Herkesin Otizmi Kendine

 

Yapılan yeni genetik araştırmalar, otizm durumunun her bireyi diğerinden daha farklı biçimlerde etkilediğini ortaya koyuyor. Otizm neredeyse her bireyde tamamen farklı ve özgün bir profil çizdiği için, otizmin neden olduğu zorlukları ortadan kaldırmaya yönelik Özel Eğitim süreçlerinin ve diğer destekleyici terapilerin de kişiselleştirilmesi büyük önem kazanmaktadır.

AutismSpeaks ve Google’ın ortak yürüttüğü MSSNG projesi kapsamında, 7000 genomun sekanslaması yapılıyor ve insan genomundaki 3.2 milyar harften oluşan bu genetik kod aracılığıyla, otizmin altında yatan mekanizmalara ilişkin daha “bütüncül” bir bakış açısı hedefleniyor. MSSNG projesi, Google ve Autism Speaks platformu işbirliğinde, otizm alanında dünyanın en büyük genomik veritabınını oluşturuyor. Çalışmada, otizmden etkilenen 10,000’den fazla ailenin DNA’sının sekanslaması yapılıyor. Google Cloud platformu da, bu çalışmanın verilerini, dünyanın her yerindeki araştırmacılara ücretsiz olarak erişilebilir hale getirecek.

Otizm neredeyse her bireyde tamamen farklı ve özgün bir profil çizdiği için, otizmin neden olduğu zorlukları ortadan kaldırmaya yönelik Özel Eğitim süreçlerinin ve diğer destekleyici terapilerin de kişiselleştirilmesi büyük önem kazanmaktadır.

Yürütülen çalışma, otizm durumunun genetik mekanizmalarının, bugüne dek düşünüldüğünden çok daha karmaşık olduğunu ortaya koydu. Fakat şu ana dek elde edilen en önemli sonuçlarından biri belki de, otizmin her bireyde farklı bir profil sergilediğidiydi. Otizm tanısı almış ikizlerde bile, otizmin farklı özellikler gösterdiği ve bu çocuklara yönelik eğitim ve terapi süreçlerinin de, söz konusu çocuğun yaşadığı güçlüklerin bireysel olarak değerlendirilmesi ve ayrı ayrı kurgulanması gerektiği ortaya çıktı. Çalışma bir anlamda, otizmin her bireyde aynı özellikleri gösteren genel geçer bir durum olmadığı, bu nedenle bir ‘durum’ olarak değil, bir ‘spektrum’ olarak tanımlanması gerektiğinin altını yeniden çizmiştir.

Bu çerçevede, otizm tanısı almış bir çocuğun yalnızca Özel Eğitim ve diğer destekleyici terapileri alıyor olması yeterli değildir. Anne babaların, çocuklarına verilen tüm Özel Eğitim ve destekleyicisi terapi süreçlerinin çocukları için ne kadar kişiselleştirildiğinden ve özelleştirildiğinden emin olmalıdırlar. Sürecin aşamalarından, kurgusundan, hedeflerinden ve elde edilen öğrenme ve gelişme sonuçlarından da düzenli olarak haberdar edilmelidirler.

 

Ayrıntılar

Otizm Terapilerinden Ne Beklemeli?

Otizm Terapilerinden Ne Beklemeli?

Çocukları otizm tanısı almış aileler, tanı sonrasında çocuklarını otizm tanısından çıkarmak ve bu durumun getirdiği zorlukları ortadan kaldırmak adına zorlu bir sürecin içine girer. Bu süreci zorlaştıran yalnızca çocuğun durumu değil, ailelerin çocukları için “en doğru” süreci kurgulamakta yaşadıkları güçlüklerdir. Otizm ve otizm durumu için sunulan tedavi, terapi yöntem ve süreçleri, alana ilişkin bilgisi olmayan birçok ailenin doğal olarak kafasını karıştırır. Bu yazı, otizm tanısı sonrasında süreci daha doğru ve etkin, çocuğun yararına kurgulayabilmek adına bazı temel konuları inceleyecektir. “Eğitim”, “Terapi” ve “Tedavi” gibi temel bazı kavramların neye işaret ettiğini bilmek, her çocuk için ayrı kurgulanması gereken tanı sonrası süreçte, ailelerin doğru adım atmalarına yardımcı olacaktır.
Tanı süreci kurgularken, farklı gelişim gösteren çocukların yaşadığı zorlukların olabildiğince aza indirgenmesi ve bu yolla günlük hayatlarının, akranlarıyla olan ilişkilerinin ve eğitim süreçlerinin rahatlatılması, desteklenmesi hedeflenmelidir. Bu zorlukları azaltmak için, çocuğunuzu “olabildiğince çabuk” tanıdan çıkartmayı hedefleyen, kesin sınırlarla belirlenmiş, genel “doğruluğu ve etkinliği” kanıtlanmış olsa da, her çocuk için yararlı olamayabilecek, kişiselleştirilmemiş süreçlerden uzak durmalısınız. Çocuğunuzun tanı sürecini kurgularken, onun bir ya da birkaç uzman tarafından bireysel olarak değerlendirilmesi ve sürecin çocuğun kendi gereksinimleri doğrultusunda kurgulanması gerekir. “Eğitim”, “Terapi” ve “”Tedavi” kavramları, tanı sonrası süreçte çocuğunuzu destekleyecek, yaşadığı zorlukları azaltacak, birbirini tamamlayan, ama birbirinin yerine geçemeyecek her biri kendi içinde değerli destek alanlarıdır.

“Eğitim”, “Terapi” ve “Tedavi” gibi temel bazı kavramların neye işaret ettiğini bilmek, her çocuk için ayrı kurgulanması gereken tanı sonrası süreçte, ailelerin doğru adım atmalarına yardımcı olacaktır.

Yaygın Gelişimsel Bozukluk ve Otizm gibi durumlarda, bu gibi özel gereksinimleri olan ve desteğe ihtiyaç duyan çocuklara dönük kurgulanan “Özel Eğitim” süreçleri büyük önem taşır. Çocuğunuz için öncelikle sağlam bir eğitim çerçevesi oluşturmanız gerekir. Burada Özel Eğitim sürecinin hangi eğitim yöntemleri ile kurgulandığı aile tarafından sorgulanmalıdır. Özel Eğitim süreçlerinde uygulanan farklı eğitim yöntemleri vardır. Bu süreci kurgulayan aile, özel eğitim uzmanının bu süreçte hangi eğitim yöntemlerini kullandığını sorgulamalı ya da bu eğitim yöntemleri hakkında kendisi bir araştırma yapmalıdır. Bunun nedeni, her eğitim yönteminin her çocuk için uygun olmayabileceğidir. Uygulamalı Davranış Analizi, TEACHH, İlişki-Temelli Yöntemler, Sosyal Öyküler ve Kolaylaştırılmış İletişim gibi farklı eğitim yöntemlerinin biri ya da birkaçı çocuğunuzun özel eğitim sürecinde yer almalıdır. Fakat bunların hangisinin ha da hangilerinin ne yoğunlukta kullanılması gerektiği, çocuğunuzun bireysel ihtiyaçlarının, deneyimli ve sezgisi güçlü bir uzman tarafından çok iyi okunması ile belirlenmelidir. Çoğu durumda, tek bir eğitim yönteminin değil, eklektik bir kurgu içinde, çocuğun bireysel özelliklerini dikkate alan, çoklu eğitim yöntemleri ile kurgulanmış bir eğitim süreci daha yararlı olacaktır.
“Terapi” ve “Tedavi” kavramları da çoğu ailenin kafasında net bir tanımı olmayan, birbiri yerine kullanılan kavramlardır. Oysa bu iki kavramın işaret ettikleri farklıdır. Çocuğunuz için sürecin doğru kurgulanması için, bu kavramları da iyi bilmek gerekir. “Terapi” sözcüğünün kökeni, Latince “Therapia”, Yunanca “therapeia” sözcüklerindedir. Her iki sözcük de “iyileştirme, şifa verme, hasta ile ilgilenme” gibi anlamlara sahiptir. Zaman içinde hemen hemen aynı kalan anlamı, yüzyıllar içinde “tıbbi tedavi” bağlamında yoğunlaşmıştır.
Farklı Gelişim Gösteren çocuklara “terapi” olarak sunulan birçok program ve etkinlikler bütünü, öncelikle kurgulanmış olması gereken “Eğitim” sürecini destekleyen programlar olmalı. Unutulmamalıdır ki, “terapiler” tek başlarına çocuğunuzu tanıdan çıkarmaya yetmez. Fakat doğru kurgulanmış, belli bir programı olan, öğrenme süreçleri ve öğrenme çıktıları sağlam ve ayrıntılı biçimde hazırlanmış terapi programlarının, çocuğunuzun eğitim sürecine dönük katkıları da gözardı edilemez. Çoğu durumda, iyi kurgulanmış sağlam terapi programları, özel eğitim sürecini destekler, özel eğitimdeki öğrenme çıktılarını çocuğunuzda kalıcı hale getirir ve geliştirir.

Çoğu durumda, tek bir eğitim yönteminin değil, eklektik bir kurgu içinde, çocuğun bireysel özelliklerini dikkate alan, çoklu eğitim yöntemleri ile kurgulanmış bir eğitim süreci daha yararlı olacaktır.

Peki aileler doğru terapileri nasıl ayırt edecekler? Günümüzde birçok kurum ve kişi, birçok farklı isim altında yaygın gelişimsel bozukluk gösteren çocuklara farklı “terapi programları” sunmaktadır. Doğru terapilerin seçilmesi için, ailelerin bazı temel soruları sormaları gerekir: Sunulan terapi programının bir içeriği ve müfredatı var mıdır? Terapi sürecinde ve sonrasında hedeflenen eğitim çıktıları nelerdir? Terapist, süreçte uygulayacağı etkinlikleri hangi eğitim yöntemi ve yaklaşımı doğrultusunda kurgulamıştır? Çocuğunuza sunulan terapi, onun için gerçekten yararlı olacak mı? Terapi programına başlamadan önce, çocuğunuz bireysel bir değerlendirmeden geçirildi mi? Örneğin müzik terapisi, sanat terapisi, at, köpek ve yunus gibi farklı hayvanlarla yapılan hayvan terapileri, aileler için çekici olabilmektedir. Fakat burada, terapinin çocuğa uygunluğu iyi düşünülmelidir. Örneğin duyusal açıdan seslere karşı aşırı hassasiyeti olan bir çocuğun, duyusal değerlendirilmesi yapılmadan bir müzik terapisi alması, çocuğun durumunu daha da kötüleştirecek, onu duyusal açıdan çok rahatsız edecektir. Ya da farklı kokularla terapi yaptığını ileri süren bir terapistin, kokulara karşı aşırı duyusal hassasiyeti olan bir çocuğu pek yararı olmayacaktır. Bu nedenle, sanat, müzik, drama, dans ve hayvanlarla terapi gibi farklı terapi alanlarından yararlanmak istiyorsanız, terapistinizden son derece ayrıntılı hazırlanmış bir müfredat, içerik, öğrenme hedefleri ve çıktıları, çocuğunuz için bireysel bir değerlendirme talep etmeniz çok gereklidir. Aksi takdirde, temel eğitim sürecini desteklemesi hedeflenen bu terapi süreçleri, çocuğunuza daha fazla zarar verecek ve onu eğitiminden geri bırakacaktır. Oysa sanat ve drama gibi terapi yöntemleri, iyi kurgulandığında, çocuğunuza inanılmaz yararlar sağlayabilir. Örneğin çocuğunuzun bireysel gereksinimleri doğrultusunda tiyatro eğitimi de almış uzmanlar tarafından kurgulanmış bir drama etkinlikler bütünü, çocuğunuzun sosyal iletişim becerilerini geliştirmede büyük yarar sağlayabilir. Benzer biçimde, sanat eğitimi almış bir terapistin kurguladığı bir sanat terapisi programı, çocuğunuzu eğitim, duyusal, sosyal beceri ve dilsel açıdan destekleyebilir.

Doğru terapilerin seçilmesi için, ailelerin bazı temel soruları sormaları gerekir: Sunulan terapi programının bir içeriği ve müfredatı var mıdır? Terapi sürecinde ve sonrasında hedeflenen eğitim çıktıları nelerdir? Terapist, süreçte uygulayacağı etkinlikleri hangi eğitim yöntemi ve yaklaşımı doğrultusunda kurgulamıştır? Çocuğunuza sunulan terapi, onun için gerçekten yararlı olacak mı? Terapi programına başlamadan önce, çocuğunuz bireysel bir değerlendirmeden geçirildi mi?

Eğitim ve terapiler dışında, “tedavi” olarak tanımlanan süreçler daha çok psikiyatrik tedavi yöntemlerini ve diğer destekleyici, alternatif yöntemleri işaret eder. Bazı çocukların uyku düzenlerini, heyecanlarını ve kaygılarını, öfke nöbetlerini kontrol etme amacıyla psikiyatrik ilaçlar kullanmak gerekebilir. Yine destekleyici olarak gluten ve kazein diyetleri, vitamin/mineral destekleri ve ağır metallerden arındırmayı hedefleyen tedaviler de uygulanabilmektedir.

Sanat ve drama gibi terapi yöntemleri, iyi kurgulandığında, çocuğunuza inanılmaz yararlar sağlayabilir.

Tanı sonrası sürecin kurgulanmasında, eğitim, terapi ve tedavi kavramlarının iyi bilinmesi önemlidir. Bunların her biri farklı alanları, farklı uygulamaları ve bakış açılarını kapsar. En ideal olanı, bütün bu farklı alanlardan, çocuğunuzun bireysel gereksinimleri doğrultusunda, eklektik biçimde yararlanabilmektedir. Nasıl her insan birbirinden farklıysa, her çocuk da birbirinden farklıdır. Bu açıdan, tanı sonrası süreçlerinden kurgulanmasından önce gerçekten deneyimli ve uzman kişilerden çocuğunuz için bireysel değerlendirme almalısınız. Hangi eğitim yöntemlerinin kullanıldığını sorgulamalısınız. Eğer farklı terapi alanlarından destek almak istiyorsanız, bu terapilerin salt resim yapmak, oyun oynamak ya da ata binmek gibi etkinlik düzeyinde kalmadığından, belli bir program dahilinde belli öğrenme çıktılarını hedefleyerek yürütüldüğünden emin olmalısınız. Elbette günün sonunda bir “tedavi” hedeflendiğinden, bu sürecin üst çatısı olarak, yine deneyimli ve alanda uzman bir psikiyatr ile süreci eşgüdümlü yürütmelisiniz. Tanı sonrası sürecin, aile, doktor, eğitimci, terapist ve çocuktan oluşan kalabalık bir ekip olduğunu unutmamalıyız.

Ayrıntılar

Bahçede Otizm – I

Bahçede Otizm – I

Otizm tanısı almak, tanıyı alan her çocukta ve bu durumla yüzleşmek durumunda kalan her ailede farklı deneyimleri beraberinde getirir. Bu durumu tamamen yok saymak, bir an önce uyanma beklentisini doğuran kötü bir rüya olarak algılamak ya da eldeki bütün olanakları sonuna dek kullanarak tanıdan çıkma çabasına girmek, çocukları tanı almış ebeveynlerde sıklıkla gözlenen durumlardır. Otizm tanısını tabulaştırmak, hakkında konuşulması bile kötü, istenmeyen bir durum haline getirmek, ya da tanıdan çıkmayı yegane bir yaşam mücadelesine dönüştürmek, otizm ile karşı karşıya kalan bireyler için iki ayrı uç deneyimi imler aslında. Bu iki karşıt uç, otizm durumunu ‘gerçekten’ anlama, bu tanı içinde bulunan çocukla empati kurma açısından değerlendirildiğinde, aslında ideal durumlar değildir. Tanı almış çocuğun dünyayı algılama biçimini anlamaya çalışmak ve bu durum içinde karşılaştığı zorluklarda ona yardımcı olmak, ailelerin salt tanıdan kurtulma çabasına girmelerinden daha sağlıklı ve önerilen bir duruştur. Otizmi ve otizm ile yaşamak zorunda kalan çocuğu anlama çabası, beraberinde hem çocuk için hem de aile için daha rahat bir yaşamı da beraberinde getirecektir. Bu kısa yazıda, otizmli bireylerin karşılaştığı iletişim, sosyal beceri, motor işlevler ve duyusal alanlardaki zorlukları hafifletme adına uygulanabilecek ve kurgulanabilecek etkinliklerin ve süreçlerin birinden söz etmek isteriz: bahçecilik!
Otizm tanısı almış çocuklar, genellikle duyusal sorunlar da yaşarlar. Otizm spektrumu dışındaki ‘normal’ gelişim gösteren akranlarının yaşadığı dünya, onlar için çoğu zaman güçlüklerle doludur ve bu güçlüklerle baş edemedikleri için genellikle kendilerini geri çekip sessizleşebilir ya da tam tersi abartılı ve aşırı davranışlar ve tutumlar geliştirebilirler. İşte tam bu noktada, çocuğun bir bahçede, açık havada geçireceği zaman, ona değerli ve terapötik bir deneyim sunabilir.
Küçük bir bahçeyi, çocuğunu için açık havada kurgulanmış bir duyu bütünleme odasına dönüştürebilirsiniz. Minik çiçek tarhları, çieklerin ve bitkilerin arasında minik yollar, belki sağa sola konulmuş birkaç küçük havuz ya da çeşme ile elde ettiğiniz su sesi, bahçedeki bitkilerin ve çiçeklerin renkleri ve kokuları, çiçeklere gelen kelebekler ve sesler, çocuğunuza keşfedecek sınırsız deneyim sunar. Bir bahçe ortamı, tanı içindeki çocuğun kolaylıkla sakinleşebileceği bir alandır. Bahçeli bir evde yaşamayanlar ya da yeşil alanlara erişimi güç olanlar, minicik de olsa balkonlarını bile güvenli bir minik bahçeye dönüştürebilir. Hava güzel olduğunda çocuğunuzun yemeğini bahçede yemesi iyi bir fikir olabilir. Bahçe düzenlemesinde onun fikrini de alabilirsiniz. Bir bitkinin büyümesini, bir tomurcuğun çıkmasını ve bir çiçeğin açmasını, birlikte öyküleştirebilirsiniz.
Çocukların küçük de olsa bir bahçeden sağlayabilecekleri bu yararların birçoğu, elbette yetişkinler için de geçerli. Hepimiz günlük hayatın koşturmacasından bir bahçeye sığınmak istediğimiz de rahatlamış hissederiz. Aynı durum, tanı almış çocuklar için de geçerlidir.
“Bahçede Otizm” başlığı ile devam edecek bu minik yazı dizimizde, otizm tanısı almış çocuklarla bahçede birlikte gerçekleştirebileceğiniz etkinliklere de önümüzdeki yazılarda yer vereceğiz.

Ayrıntılar

Çocuklarla Kitap Okumak

Çocuklarla Kitap Okumak

Birlikte kitap okumak, çocuğunuzla aranızdaki iletişimi başlatıp geliştirecek eşsiz bir etkinliktir. Kitap okumak, çocuğunuzun dil gelişimini ve etkin dinleme becerisini de olumlu yönde etkiler ve geliştirir. Yaygın Gelişimsel Bozukluk, çocuğun durumlara ve insanlara yönelik tutumunu, dünyaya ve çevresine bakışını da farklılaştırır.

Yaygın Gelişimsel Bozukluk tanısı alan çocuklar, insanlarla göz teması kurma, düşüncelerini sözcükler ve beden hareketleri ile ifade etmede zorluk yaşarlar. Kitap okuma sürecinde de, bazı çocukların dikkat süresinin çok kısa olduğu gözlemlenebilir. Gelişimsel anlamda farklı seyirde olan çocuklara kitap okurken, daha kısa metinleri seçebilirsiniz ve kitap okuduğunuz süreyi de kısa tutmayı tercih edebilirsiniz. Yaygın Gelişimsel Bozukluk ve Otizm tanısı almış kimi çocuklar da, özellikle ilgi gösterdikleri alanlarda okuma edimine büyük bir ilgi gösterebilirler. İlgi duydukları alanla ilgili ellerine geçen her metni okumak isterler. Okuma edimini eğlenceli hale getirerek, öğrenme süreçlerinde ve sosyal beceri alanında çocuklara destek olabiliriz.

Birlikte kitap okumak, çocuğunuzla aranızdaki iletişimi başlatıp geliştirecek eşsiz bir etkinliktir. Kitap okumak, çocuğunuzun dil gelişimini ve etkin dinleme becerisini de olumlu yönde etkiler ve geliştirir. Yaygın Gelişimsel Bozukluk, çocuğun durumlara ve insanlara yönelik tutumunu, dünyaya ve çevresine bakışını da farklılaştırır.

Çocuğunuz günlük hayatında rutinlerden hoşlanıyorsa, farklı aktiviteler arasında ona kitap okuyabilir, ya da birlikte bir okuma seansı düzenleyebilirsiniz. Örneğin öğe uykusundan ya da gece yatmadan önce, kısa bir kitap okuma aktivitesi, çocuğunuzu uyku moduna hazırlayacaktır. Bir etkinlik olarak okumanın çocuğunuzun gelişimine ve sosyal becerilerine nasıl katkı sağlayacağını öğrenmek için, Özel Eğitim öğretmenleri ve Gelişim Psikologları ile görüşebilirsiniz.

Çocuğunuzla birlikte kitap okuma programınızı kurgularken, başlangıçta okuma sürenizi birkaç dakika ile sınırlı tutun. Daha sonra birlikte okuma sürenizi uzatın.

Çocuğunuza kitap okurken, çocuğunuzun beyinsel gelişimini de olumlu etkilemiş ve desteklemiş olursunuz. Çocuklar, kendilerine yüksek sesle kitap okunduğunda sizin sesinizi duyar ve dinlerler. Bu, sözel dil becerilerinin gelişimi için de önemli bir süreçtir. Okuma aktivitesi sırasında ya da sonrasında, çocuğunuzun kafasında bazı sorular oluşabilir. Bu sorularını size yönelterek, çevresindeki dünyayı ve insanları da daha yakından tanımaya başlar.

Kitap okumayı çocuğunuz için hem eğlenceli hem de eğitici hale getirecek bazı öneriler:

– İçinde çocukların ve bebeklerin yüzlerini betimleyen resimlerin olduğu kitaplar seçin. Bu sayede, çocuğunuz duyguları öğrenecektir.
– Aynı öyküyü tekrar tekrar okuyun. Bu gibi tekrarlama süreçleri, çocuğun dilsel becerilerini geliştirir.
– Yüksek sesle okuyun. Metni okurken, resimler hakkında da sohbet etmeye çalışın.
– İçinde tekrarın bol olduğu kitaplar seçin. Kafiyeli metinler de okumaya çalışın. Metindeki kafiye ve ritim ile eşzamanlı olarak birlikte el çırpabilirsiniz.
– Üzerinde düğmeleri olan sesli kitaplar da, sözlü dil gelişimine katkı sağlayacaktır.

Sizin için küçük bir öneri listesi hazırladık. Aşağıdaki kitaplarla, çocuğunuz için eğlenceli ve öğretici okuma etkinlikleri düzenleyebilirsiniz:

Uğurböceği Sevecen ile Salyangoz Tomurcuk – Erika Bartos

Benekli Faremi Gördünüz Mü? – Feridun Oral

İçimdeki Aslan – Kristien Dieltiens

Yaramaz Fareler – Helga Bansch

Anais Çok Kızgın – Sophie Martel

Ayrıntılar

Otizm Tanısından Çıkmak

Otizm Tanısından Çıkmak

Otizm olgusuna yönelik tutumumuz, otizmin seyrini, otizmi yaşayan çocuğu ve bu durumdan etkilenmesinin yanında bu durumu yönetmeye çalışan ebeveynlerin deneyimlerini de etkilemektedir.

Otizm’den “kurtulmak”, “spektrumdan çıkmak”, “tanıdan çıkmak” ya da “otizmin iyileşmesi” gibi ifadeler, ailelerin otizm tanısı almış çocuklarına yönelik umutlarını belirtmekle birlikte, üzerinde düşünmemiz gereken ifadelerdir. Çünkü otizm olgusuna yönelik tutumumuz, otizmin seyrini, otizmi yaşayan çocuğu ve bu durumdan etkilenmesinin yanında bu durumu yönetmeye çalışan ebeveynlerin deneyimlerini de etkilemektedir.

1987 yılında, California Üniversitesi’nden psikolog Ole Ivar Lovaas, haftada en az 40 saat ABA terapisi alan çocukların yarısının, normal gelişim gösteren çocuklardan bir farkının kalmadığını bulgulamıştır. Lovaas’ın bu bulgusu, otizm tanısı almış çocuklar için “erken ve yoğun müdahale”nin önemini vurgulamıştır.

İlk defa 1960’larda otizm için bir terapi yöntemi olarak kullanılan ABA Terapisi, öğrenme kuramının ilkelerine dayanmaktadır. ABA terapisi, ödül ve ceza ile bireyde öğrenmenin önünde engel olan istenmeyen davranışları söndürme ve bu yolla öğrenmeyi destekleme mantığı ile yürütülmektedir. Otizm terapilerinin birçoğunda bu temel yaklaşım yeralmaktadır. Zaman içinde, başka yaklaşımlarla da zenginleştirilen ABA Terapisi, Özel Eğitim alanına giren başka yaklaşım ve terapi yöntemleriyle de desteklenip zenginleştirilerek, otizm tanısı almış çocuklar üzerinde uygulanagelmiştir.

Otizm tanısından kurtulmak söz konusu olduğunda, ailelere verilebilecek en iyi tavsiye, kafalarda “iyileşme” olarak kurgulanan sonuca değil, sürece odaklanmalarıdır.

Lovaas’ın, erken müdahale ve yoğun terapi sonrasında, otizm tanısı almış çocukların yarısının tanıdan çıktığına yönelik bulgusu daha sonra geçerliğini yitirmiştir. Otizm alanında yapılan güncel çalışmalar, tanı almış çocukların ancak yüzde 3 ile 25’inin tanıya neden olan semptomlardan kurtulduğunu göstermektedir. Erken müdahale ve yoğun özel eğitim, çocuklarda sosyal etkileşim ve iletişim alanındaki sorunlarını minimize edebilmekte ve otizmi tanımlayan davranış bozukluklarını ortadan kaldırabilmektedir.

Otizm tanısından kurtulmak söz konusu olduğunda, ailelere verilebilecek en iyi tavsiye, kafalarda “iyileşme” olarak kurgulanan sonuca değil, sürece odaklanmalarıdır. Otizm tanısı almış çocukları, normal gelişim gösteren yaşıtlarına yaklaştıracak ve onları toplumda işlevsel, üretken bireyelere dönüştürecek tek çözüm, tanı konulur konulmaz yoğun ve doğru kurgulanmış, çocuğun diğer eksikliği olduğu alanlarda desteklendiği terapilerle zenginleştirilmiş bir özel eğitim programına başlamaktır. Otizm tanısı almış çocuklar da, öğrenme süreçlerini olumsuz etkileyen davranışlardan kurtulup yeni davranışları öğrenebilir. Bunu sağlamanın en önemli yolu, ebeveynlerin yalnızca sonuca, yani “tanıdan çıkmaya” değil, sürece odaklanarak, çocuklarına “nasıl öğreneceklerini” öğrenmelerinde yardımcı olmaktır.

Ayrıntılar

Otizmli Çocuk Bize Ne Söyler?

Otizmli Çocuk Bize Ne Söyler?

Aileler, çocukları otizm tanısı aldığında kendilerini bir bilinmezin içine girmiş hissederler. Önlerinde duran bu gerçekle nasıl baş edeceklerini, bu duruma nasıl tepki vermeleri gerektiğini bilemezler. Bu durum, çocuklarının kendilerinden beklediği desteğin de gecikmesine ya da olması gerekenden daha zayıf kalmasına neden olabilir.

Ellen Notbohm’un 2010 yılında yayınlanan “Otizmli Bir Çocuğun Sizden Bilmesini İstediği On Şey” (“Ten Things Every Child with Autism Wishes You Knew”) adlı kitapta, otizmi çocukların ağzından, ebeveynlerinin bilmelerini istedikleri on ayrı gerçek aktarılmış.
Bu on mesajı sizin için özetledik. İşte otizmli çocukların bize söyledikleri:

Otizm, beni tanımlayan özelliklerden yalnızca bir tanesi, beni ben yapan bir nitelik değil. Herkes gibi ben de düşünceleri, duyguları, tercihleri, fikirleri, yetenekleri ve hayalleri olan biriyim.

1- Ben bir çocuğum.
Otizm, beni tanımlayan özelliklerden yalnızca bir tanesi, beni ben yapan bir nitelik değil. Herkes gibi ben de düşünceleri, duyguları, tercihleri, fikirleri, yetenekleri ve hayalleri olan biriyim.
Yetişkinlerden farklı olarak, henüz bir çocuk olduğum için kendimi tam olarak tanımlayamam ve neler yapabileceğimi bilemem. Beni yalnızca otizm ile tanımlarsanız, benim hayatta başarabileceklerime ilişkin çok düşük bir hedef koymuş olabilirsiniz. Ve bir çocuk olarak sizin bir şeyi yapamayacağımı düşündüğünüzü hissedersem, daha baştan denemekten bile vazgeçebilirim.

2- Duyularımı senkronize etmekte zorlanırım.
Sizin çoğu zaman fark bile etmediğiniz görüntüler, sesler, kokular ve dokunuşlar beni çok rahatsız edebilir. Çevremdeki birçok değişken beni rahatsız ettiği için, benim içine kapanık bir çocuk olduğumu düşünürsünüz, ama aslında ben kendimi korumaya çalışıyorumdur.
Duyduklarım, gördüklerim ve kokladıklarım, beynim için çok fazla gelebilir. Duyularım bu anlamda o kadar yoğundur ki, bedenimin mekanda bir yer kapladığını bile hissedemem.

3- ‘Yapmayacağım’ ve ‘Yapamam’ arasındaki farka dikkat edin.
Yönergeleri duyarım, ama bunları anlamakta güçlük çekerim. Odanın bir köşesinden bana seslendiğinizde, cızırtılı bir radyodan gelen ses gibi, söylediğinizi anlayamam. Bu yüzden yanıma gelin, dikkatimi çekin ve bana anlaşılır bir ses tonuyla seslenip, yönergelerinizi bu şekilde verin. Böylece daha rahat iletişim kurmuş oluruz.

4- Somut düşünürüm. Dili, sözcüğü sözcüğüne yorumlarım.
Deyimsel ifadeleri anlamam. Bir şeyin “çocuk oyunu” olduğunu söylediğinizde, ben bir oyun oynanacak diye düşünürüm, bunun çok kolay bir şey olduğunu anlamam. Deyimler, söz oyunları, nüanslar, mecazlar, göndermeler ve alaylı dil kullanımı anladığım şeyler değildir.

5- Farklı iletişim kurma biçimlerini gözlemleyin.
Duygularımı ifade etmekte zorlandığım için, ihtiyaç duyduklarımı çevremdekilere anlatmakta zorluk çekerim. Acıkmış, öfkeli, korkmuş ya da kafam karışmış olabilir, ama bunları ifade edecek doğru sözcükleri bulamadığım için kendimi anlatamam. Bu yüzden beden dilime dikkat edin.
Sözcükleri bilmediğim için sessiz kalmanın yanında, çevremde filmlerden, televizyondan duyup ezberlediğim kelimeleri ve cümleleri sat konuşmuş olmak için bağlam dışı kullanabilirim de.

6- Görsel düşünürüm.
Bir şey yapmamı istediğinizde bunu söylemeyin, resimlerle göstermeyi de deneyin. Bir defa değil, defalarca göstermeniz işe yarar. Benimle sabırlı olmalısınız.
Görsel desteklerle günümü daha rahat geçirebilirim. Böylece farklı aktiviteler arasındaki geçişim daha rahat olur ve bir sonraki adımda ne yapacağımı hatırlamama nedeniyle için strese girmem.

7- Yapamadıklarıma değil, yapabildiklerime odaklanın.
Diğer herkes gibi, yeteri kadar iyi olmadığımı düşündüren bir ortamda yeni bir şey öğrenmem çok zordur. Yalnızca eleştiri alacağımı biliyorsam, yeniş bir şeyi de asla denemem. Güçlü yanlarımı bulmaya çalışın. Bir şeyi yapmanın tek bir doğru yolu yoktur.

8- Sosyal etkileşim alanında bana yardım edin.
Belki diğer çocuklarla oyun oynama konusunda isteksiz görünebilirim; fakat kenarda durmamın asıl nedeni, biriyle bir konuşmaya ve iletişime girmenin nasıl başlatılacağını bilmiyor olmamdır. Bana, diğer çocuklarla nasıl oyun oynandığını öğretin.
Başı ve sonu belli olan yapılandırılmış oyunlarda performansım daha iyidir. Yüz ifadelerini, beden dilini ve duyguları okuyamadığım için, bu alanlarda da desteğe ihtiyacım vardır.

9- Öfke nöbetlerimi nelerin tetiklediğini bulun.
Geçirdiğim öfke nöbetlerinin benim üzerimdeki etkisi, sizin üzerinizdeki etkisinden çok daha kötüdür. Bu nöbetlerin nedeni, bir ya da birden fazla duyumun aşırı yük altında kalması, ya da sosyal becerilerimin kapasitesinin aşırı zorlanması olabilir. Öfke nöbetlerimin nedenlerini bilirseniz, bunları önleyebiliriz. Bunun için ara ara kayıt tutun; farklı ortamların, insanların ve aktivitelerin üzerimdeki etkilerini not edin.

10- Beni koşulsuz sevin.
“Keşke..” içeren cümlelerle düşünmeyin bu cümleleri kullanmayın. Siz de kendi ebeveynlerinizin sizden beklentilerini yüzde yüz gerçekleştirmiş bireyler değilsiniz. Otizmi ben seçmedim. Unutmayın ki otizm benim yaşadığım bir şey, sizin değil. Sizin desteğiniz olmadan benim de sağlıklı bir biçimde büyüyüp hayatta başarılı bir birey olma şansım azalır. Fakat sizin desteğiniz ve kılavuzluğunuz ile elde edeceğim şans gerçekten hayal ettiğinizden daha büyük.

İkimizin de üç sözcüğe ihtiyacımız var: Sabır. Sabır. Sabır.

Ayrıntılar

Otizmde Resim, Drama ve Müzik

 

Otizotizm-sanatm tanısı almış veya öğrenme güçlüğü çeken çocuklarda sanat etkinlikleri çok değerlidir. Bu etkinlikler, çocuğun zihnine ve bedenine olumlu etkisi olan duyusal girdi ve uyaran sağlarlar. Müzik ve resim gibi sanatsal etkinlikler, çocuğun bazı becerileri yerine getirmesi için gerekli fiziksel ve zihinsel yoğunlaşmayı mümkün kılar. Öğrenme güçlüğü çeken çocuklarda müzik etkinliklerini ve müzik teknolojilerini uyarlayarak kullanan McCord’un 2008 yılında yürüttüğü çalışmasında da belirttiği gibi, müzik ve resim gibi etkinlikler çocuğun kendine güvenini arttırmakta, sosyal ve iletişim becerilerini geliştirmektedir.

Bu etkinlikler, çocuğun zihnine ve bedenine olumlu etkisi olan duyusal girdi ve uyaran sağlarlar.

Müzik, Resim ve Drama
Örneğin şarkı söylemek ve dans etmek, çocuğun sesini doğru kullanmasında, motor planlamasında ve kontrolünde, kaba ve ince motor becerilerinde olumlu etkiye sahiptir. Şarkı söylerken yapılan tekrarlamalar da, otizm tanısı almış ya da öğrenme güçlüğü çeken çocukların, sözcükleri, ritimleri ve kavramları öğrenmesinde yardımcı olur.

Resim ve drama gibi diğer sanat etkinlikleri, daha karmaşık düşünme ve problem çözme becerilerini gerektirir. Çocukların düşüncelerini ve duygularını yaratıcı biçimlerde ifade etmelerine olanak sağlayan resim, sözel olmayan iletişimi geliştirir. Bu bağlamda, otizm tanısı almış çocuklar belki başka bir biçimde ifade edemeyecekleri duygu ve düşüncelerini, sanatın evrensel diliyle ifade etme olanağı bulurlar.

Resim ağırlıklı etkinlikler de, çocuğun dil, kendini ifade etme, kendine güven, motor planlama ve ince motor becerilerinde çok olumlu etkilere sahiptir.

Yakın zamanlı bazı çalışmalar, otizm tanısı almış çocukların akranları ile karşılaştırıldığında, müzik dinlemeye daha yatkın olduğunu göstermiştir. Yapılan aynı çalışmalar, bu çocukların dinledikleri müzik parçalarındaki ses tonlarını akranlarından daha iyi ayırt edebildiklerini de ortaya koymuştur. Müzik ile zenginleştirilmiş dersler, çocuğun sabrını, gönüllü katılımını, belleğini, sosyal etkileşimini, göz kontağını arttırır ve öğrenme sürecinden keyif almasını sağlar (Evans; 2007).

Resim ağırlıklı etkinlikler de, çocuğun dil, kendini ifade etme, kendine güven, motor planlama ve ince motor becerilerinde çok olumlu etkilere sahiptir. Resim aracılığıyla çocuklar öfke, üzüntü, heyecan gibi duygularını ifade edebilirler. İyileştirici etkisi yanında, resim gibi sanat etkinlikleri çocukta bir başarı duygusu uyandırır ve çocuğun kendine güvenini sağlar.

Kaynaklar:
Bell, C.M. (2003). Music therapy for children with autistic spectrum disorder. Wessex Institute for Health Research and
Development, University of Southampton, 11. Abstract retrieved December 3, 2008, from National Library for Health: Learning
Disabilities Specialist Library.

Evans, R. (2007). The relationship between music and autism: Understanding the benefits. Retrieved on December 4, 2008,
from http://ezinearticles.com/?The-Relationship-Between-Music-and-Autism—Understanding-the-Benefits&id=643361

McCord, K. (n.d.). Adapting music technology for students with learning disabilities. University of Northern Colorado. Retrieved
on December 3, 2008, from http://music.utsa.edu/tdml/conf-IV/IV-McCord.html

Ayrıntılar

Otizm ve Edebiyat

otizm-edebiyat

Mark Haddon’ın ‘Süper İyi Günler’ adlı romanı, otizm olgusuna edebiyat penceresinden bakmamızı sağlıyor ve otizmli çocukların duygu durumlarına ve algılarına ışık tutuyor. İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yayınlanan “Süper İyi Günler”in ana karakteri Christopher, Asperger tanısı almış bir çocuktur. 2003 yılında yayınlanan roman, 15 yaşındaki Christopher’ın komşusunun köpeği Wellington’ın ölüsünü bulması ve bu ölümün ardındaki gizemi çözmeye karar vermesi ile başlıyor. Roman boyunca Chistopher’ın otizm tanısı almış bir çocuk olduğu bilgisi de, romanın İngilizce baskısındaki arka kapağında aktarılıyor.

 

Bu açıdan değerlendirildiğinde, otizm tanısı almış bir çocuğun, soyutlamanın temel olduğu bir edebi yapıta nasıl bir ana karakter olabileceği sorulabilir. Mark Haddon’ın romanı, otizm tanısı almış çocukların soyut düşünebilme yetisini, duyguları ve ifadeleri okuyabilme becerisini öğrenme yolculuğunu gözler önüne serer.

Romanın ana karakteri olan Christopher, kendisini “bazı davranışsal problemleri olan bir matematikçi” olarak tanımlıyor. Aspergerin Christopher’ı tanımlayan sıfatlar olmasının ötesinde, onun dünyaya ve insanlara farklı açılardan baktığını gösteren yol işaretleri yalnızca. Bu açıdan değerlendirildiğinde, otizm tanısı almış çocukların çevrelerini nasıl algıladıklarını anlamak adına, “Süper İyi Günler” okunması aydınlatıcı bir kitap. Roman, farklı olmak, toplumun dışında durmak, dünyayı şaşırtıcı ve ufuk açıcı farklı biçimlerde algılamak gibi ana temaların çevresinde gelişiyor.

Mark Haddon’ın romanı, otizm tanısı almış çocukların soyut düşünebilme yetisini, duyguları ve ifadeleri okuyabilme becerisini öğrenme yolculuğunu gözler önüne serer.

Romanda Christopher kendisi gibi çocukların gittiği okul ve ev arasında geçen hayatının nasıl bilinmezliğin içine girdiğini anlatılıyor. Tüm bu zorluklar Christopher’ı daha güçlü ve kendine güvenen birisi yapıyor. Roman, Christopher’ın “Ve bunu yapabileceğimi biliyorum, çünkü tek başıma Londra’ya gittim ve Wellington’ı kimin öldürdüğüne dair gizemi çözdüm ve annemi buldum ve cesur davrandım ve bir kitap yazdım ve bu, her şeyi yapabileceğim anlamına geliyor,” cümleleri ile bitiyor. Kendisi, toplum ve ailesi adına umut dolu bu bakış açısı aynı zamanda bir yol gösterici.

Bireylere yakıştırılan sıfatlar ve etiketler, o bireyler hakkında bilinmesi gereken her şeyi açıklamaz, tersine o bireyler hakkında çok az şey söylerler. Çoğunluktan farklı olanı kategorize etmeye hizmet eden bu sıfatların ardında, tüm farklılıkları ve derinliğiyle bir birey, bir insan yatar. Haddon’ın romanı bize bunu göstermektedir. Bir insanı gerçekten anlamak için, onu belli bir gruba ait olarak tanımlamak değil, onunla konuşmak ve onu dinlemek gerekmektedir.

Christopher’ın roman boyunca aktarılan bilişsel deneyimi, gelişimsel farklılığı olan bir ergenin, çevresindeki toplumu nasıl algıladığını, bu topluma ve içinde barındırdığı yaşama nasıl entegre olduğunu gösteriyor. Roman aynı zamanda, en genel çerçevede ‘otizm’ olarak tanımlanan yaygın gelişimsel bozukluk durumunun duygusal düzlemde bir çözümlemesini yaparak, bu bireylerin algılarına ışık tutuyor.

Yazar Mark Haddon’un da belirttiği gibi, romanı temel olarak Asperger’li ya da otizmli bir çocuğu anlamak için bir kılavuz olarak okumak çok doğru değil. Kitap öncelikle bir edebi eser, bir roman. Fakat işlediği konu ve geliştirdiği temalar nedeniyle, otizm tanısı almış bireyleri daha yakından tanımak ve onları anlamak adına da bir kılavuzluk sunuyor.

Ayrıntılar