All posts in Sanat

Otizmi Sanatla Anlayın!

Otizmi Sanatla Anlayın!

Sanat, en basit anlamıyla duyguların dışavurumu olarak, insanın duygudurumu ile hep yakın bir ilişkisellik içinde olmuştur. Sanat yapıtları, insan duygularının somutlaşmış dışavurumları olarak bize insan olmak ve dünya hakkında çok şey söyler. Buna koşut olarak, sanat yapıtını ortaya koyma süreci de, duyguların ve algıların bir sağaltımıdır. Başka bir deyişle, sanat yapıtının ötesinde, sanat yapıtını ortaya koyma sürecinin kendisi de, bize hem kendimiz hakkında hem de betimlemeye çalıştığımız dünya hakkında çok şey söyler. Sanat bu nedenle, hem yaratıcısı olan sanatçıya, hem de tüketicisi olan izleyicisine, terapi niteliğinde bir deneyim de sunar.

Sanat yapıtları, insan duygularının somutlaşmış dışavurumları olarak bize insan olmak ve dünya hakkında çok şey söyler. Buna koşut olarak, sanat yapıtını ortaya koyma süreci de, duyguların ve algıların bir sağaltımıdır.

Sanat etkinliklerinin ve sanat çalışmalarının, terapi amacıyla insan duygularının düzenlenmesinde kullanımı elbette yeni değil. Sanatın, artık nöroçeşitlilik olarak adlandırılan farklı algı sistemlerine sahip insanları anlamak, onların “normal” adı verdiğimiz çoğunlukla olan iletişimlerini kolaylaştırmak amacıyla, daha sistematik bir “terapi” formatında kullanımı ise görece daha yeni. Psikoloji alanında yakın zamanlı çalışmalar, resimden müziğe ve edebiyata uzanan farklı sanat dallarının, insanın ruh ve algı durumunu, hatta nörolojik yapısını nasıl etkilediğini ve etkileyebileceğini inceliyor. Bu bağlamda, otizm tanısı almış bireylerin de, sanat çalışmalarından nasıl yararlanabileceği sorusu, daha da önem kazanıyor. Peki otizm tanısı bireyin sanat çalışmalarından üst düzeyde yarar sağlaması için, bu sanat “terapileri”nden ya da sanat çalışmalarından ne beklemeliyiz.

Öncelikle, otizm bağlamında kurgulanacak sanat çalışmaları, çocuğa sanat eğitimi vermeyi, çocuğun belli bir sanat alanında “sanat eseri” olarak tanımlanabilecek bir yapıt üretmesini hedeflemez. Amerikan Sanat Terapisi Derneği’nin de tanımladığı gibi, sanat terapisi, “yaratıcı süreci kullanarak, her yaştan bireyin fiziksel, zihinsel ve duygusal durumunu geliştirmeyi hedefleyen bir zihinsel sağlık” uğraşısıdır. Bu tanımda da görüldüğü gibi, sanat terapilerinde sanat yapıtı değil, sanat üretim süreci önemlidir.

Sanat terapilerinde hedeflenmesi gereken bir diğer unsur da, sanatın bir iletişim aracı olmasıdır. Sözel ve sosyal iletişiminde zorluk yapayan birçok otizm tanısı almış çocuk için, sanat uğraşıları (drama, resim, müzik vb.) kendilerini ifade etmelerine, dış dünya ile iletişim kurmalarına olanak veren bir alan açmalıdır.

Amerikan Sanat Terapisi Derneği’nin de tanımladığı gibi, sanat terapisi, “yaratıcı süreci kullanarak, her yaştan bireyin fiziksel, zihinsel ve duygusal durumunu geliştirmeyi hedefleyen bir zihinsel sağlık” uğraşısıdır. Bu tanımda da görüldüğü gibi, sanat terapilerinde sanat yapıtı değil, sanat üretim süreci önemlidir.

Otizm spektrumu içinde yer alan birçok çocuk, aynı zamanda duyusal problemler yaşar. Sesleri, bizim duyduğumuzdan daha yüksek duyarlar, dokunma duyuları ya çok zayıf ya da gereğinden daha fazla güçlüdür. Bütün bu duyusal problemler, otizm tanısı içindeki çocuğun kendi beden bütünlüğüne ilişkin algısını da bozabilir. Bu sorunlardan kaynaklanan sıkıntılar, sanat yoluyla azaltılabilir, hatta ortadan kaldırılabilir. Kilden modeller yaparken kile dokunmak, suyla oynamak, müzikle uğraşmak, duyusal anlamda çocuğa destek olmalıdır.

Sanat etkinlikleri sırasında, çocuğunuzla gerçek zamanlı ve içten bir paylaşım anı yakalarsınız. Çocuk, sanat etkinliği içinde kendisini rahatça ifade edebileceği bir ortam bulur. Sanat terapisti de, çocuğun yanında, onu yüreklendiren, çocuğu dış dünyaya açan bir kılavuz olarak işlev görür.
Sanat yoluyla otizm sprektrumunun yarattığı güçlüklerden uzaklaşabilen çocuk için, eğitimin diğer basamaklarını daha rahat çıkabileceği bir yol açılmış olur.

Sanat etkinlikleri sırasında, çocuğunuzla gerçek zamanlı ve içten bir paylaşım anı yakalarsınız. Çocuk, sanat etkinliği içinde kendisini rahatça ifade edebileceği bir ortam bulur.

Ayrıntılar

Kadınlar ve Çocuklar

Kadınlar ve Çocuklar

Her yıl 8 Mart gününde dünyanın her yanında milyonlarca insan, kadınların başarılarını kutlamak ve onurlandırmak için bir araya geliyor. Kadınların toplum içindeki konumunun ve özgürlüklerinin daha da iyileştirilmesi gereken Türkiye gibi ülkelerde ise, kadın olmanın önemi, kadınların dünya tarihine yaptıkları ve genelde gözardı edilen katkıların daha da görünür kılınması gerekiyor. Bu nedenle, yılın tek bir günü de olsa, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü, bu konularda toplumsal bilinci arttırmak için bir fırsat olarak kullanabiliriz. Kadın olma durumunu, kadınların erkekler gibi toplumda her istediklerini gerçekleştirebileceğini çocuklarımıza aktarmak ise, ayrıca önemli bir konu. Sizinle, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde çocuklarınızla birlikte gerçekleştirebileceğiniz bazı aktiviteler paylaşmak istedik.

Çocuğunuzla birlikte bunlar ve benzeri etkinliklerle, toplumların derin yarası olan kadın sorununu, çocuğunuzun bu konulardaki bilinci henüz oluşurken çözebilirsiniz. Kadın-erkek eşitliğine inanan, kadının toplumda erkeklerle eşit haklara sahip olması gerektiğini içselleştirmiş bireyler yetiştirmek sizin elinizde!

Kağıttan Kadın Kuklaları
Çocuğunuz özellikle okul öncesi yaştaysa, birlikte kağıttan kadın figürleri çizip kesebilir ve bu kağıt kuklalar üzerinden çocuğunuzla birlikte tarihteki ünlü kadın karakterleri çalışabilirsiniz. Örneğin Frida Kahlo, Kleopatra ve Madam Curie gibi ünlü kadın karakterle başlayabilirsiniz. Çocuğunuzun sürece kolaylıkla dahil olabileceğini eğlenceli bir oyuna dönüşebilir!

Tartışma
Daha büyük yaş grubundan çocuklarla, dünyada kadın olma durumu, kadınları etkileyen olumsuz koşullar hakkında sohbet etmeye çalışabilirsiniz. Uluslararası kadın kuruluşları ve Türkiye’deki kadın STK’larının web sitelerinden tartışma için malzeme edinebilirsiniz.

Ünlü Bulmaca
Çocuğunuzla birlikte, yaşadığınız şehirde ya da kendi yakın çevrenizde ünlü ve başarılı kadınların bir listesiniz yapmayı deneyebilirsiniz.

Kart Yazma
Çocuğunuzun hayatında önemli olan bir kadın var mı? Bu bir servis görevlisi, anaokulu öğretmeni, alışveriş ettiğiniz mahalle bakkalı olabilir. Çocuğunuzla birlikte, çevresindeki bu kadınlar ve toplumda yerine getirdikleri görevler hakkında konuşabilirsiniz.

Çocuğunuzla birlikte bunlar ve benzeri etkinliklerle, toplumların derin yarası olan kadın sorununu, çocuğunuzun bu konulardaki bilinci henüz oluşurken çözebilirsiniz. Kadın-erkek eşitliğine inanan, kadının toplumda erkeklerle eşit haklara sahip olması gerektiğini içselleştirmiş bireyler yetiştirmek sizin elinizde!

Ayrıntılar

Otizm ve Sanat

Otizm ve Sanat

Otizm tanısı alan bireylerin sayısı giderek artıyor. Artan tanıyla birlikte, tanı sonrası süreçte otizm spektrumuna giren bireylerin yaşadığı güçlükleri ortadan kaldırmaya ya da azaltmaya yönelik farklı süreçler kurgulanıyor. Yoğun özel eğitim, diyette yapışan radikal değişiklikler, oyun terapileri, duyu bütünleme terapileri bu kurgulanan süreçlerden yalnızca birkaçı. Bunların dışında, sanat etkinlikleri de, otizm tanısı almış çocuklar üzerinde olumlu etkiye sahip bir uğraşı alanı olarak öne çıkıyor.

Sanat çalışmaları, en genel tanımıyla, sanat etkinlikleri aracılığıyla, otizm tanısı almış çocukların zihinsel ve duygusal gelişimini desteklemeyi hedefler. Sanat çalışmaları, yaşam becerilerinin geliştirilmesi, davranış bozukluklarının giderilmesi, problem davranışların elimine edilmesi ve çocuğun kendini ifade etme süreçlerini iyileştirme gibi alanlarda somut çıktılar sunmaktadır.

Son yıllarda otizm ile ilgili medyada görünürlük ve toplumda farkındalık arttı. Otizm, ortaya çıkma nedeni henüz tam olarak bilinmeyen, doğuştan getirilen nörolojik bir durumdur. Tekrarlanan ve dürtüsel davranışlar, sosyal becerilerde zayıflık, duyusal veriyi işleme süreçlerinde yaşanan güçlükler (seslere karşı aşırı duyarlı olma gibi) otizmin akla ilk gelen semptomları arasındadır. Otizm tanısı almış bireylere sunulan en popüler tedavi, ABA temelli davranışsal yaklaşımla düzen”lenmiş bir süreçtir. Fakat son yıllarda, saldece ödül ve ceza süreçleriyle davranışları biçimlendirme ve değiştirme süreçlerinin dışında, davranışsal paradigmanın dışındaki tedavi süreçleri de ebeveynlerin tercih ettiği çözümler yaygınlık kazanıyor. Sanat terapisi adı altında kurgulanan sanat temelli çalışmalar bunların en popüler olanları arasında.
Sanat çalışmaları, en genel tanımıyla, sanat etkinlikleri aracılığıyla, otizm tanısı almış çocukların zihinsel ve duygusal gelişimini desteklemeyi hedefler. Sanat çalışmaları, yaşam becerilerinin geliştirilmesi, davranış bozukluklarının giderilmesi, problem davranışların elimine edilmesi ve çocuğun kendini ifade etme süreçlerini iyileştirme gibi alanlarda somut çıktılar sunmaktadır. Sanat çalışmalarında kullanılan malzemeler, çocuğa duyu bütünleme alanında da bir doyum ve rahatlama sağlayabilmektedir.
Sanat çalışmalarının otizm tanısı almış bireyler için yararlı olmasının birkaç önemli nedeni var. Otizmin en belirleyici semptomlarından biri, iletişim alanında yaşanan güçlüklerdir. Otizm tanısı almış bireyler genellikle, sözlü iletişim ve dil alanlarında güçlük yaşarlar. Sanat, kendilerini dil ve sözcüklerle ifade etmekte zorlanan bireyler için, kendilerini doğrudan ifade etmelerini sağlayan farklı bir kanal sunar. Otizm tanısı almış bireylerin çoğunun görsel belleği daha güçlü olduğu için, sanatın görselliğini kullanmak onlar için olumlu etkiler doğurur. Çocuğun sanat yoluyla kendisini ifade edebilmesi, onu daha ilk günden daha rahat ve mutlu bir birey haline getirir.
Sanat çalışmaları aynı zamanda, otizm tanısı almış çocuğun sosyal iletişim alanında yaşadığı güçlükleri azlatır ve akranları ile olan iletişimini güçlendirir. Sanat etkinlikleri sırasında, başkalarının bakış açısını anlama, sıra alma, başkalarının sanat üretimlerine ‘bakıp’, başka ‘bakış açılarını görme’ anlamında da olumlu etkiler ortaya çıkar.
Sanat çalışmaları, otizm ve otizmle ilişkili semptomların azaltılması amacıyla kullanılan etkin bir süreçtir. İletişim, duygusal gelişim ve duyusal bütünleme alanlarında çocuğu rahatlatır ve çocuğun kendini ifade etmesini sağlar.

Ayrıntılar

Çocuklarla Neden Drama -II-

Çocuklarla Neden Drama -II-

Drama Çalışmaları’nın temelinde iki ana yaklaşım yatmaktadır. Drama Çalışmaları, bireyin hem zihinsel hem de bedensel düzlemde yaratıcı ve doğaçlama potansiyelini ortaya çıkarmayı amaçlar. Bireydeki bu potansiyel, öykü anlatma, doğaçlama, taklit, rol yapma, canlandırma, dans, hareket, ritim, ses, şarkı, müzik ve perküsyon gibi tekniklerle ortaya çıkartılır.

Drama Çalışmaları, bireyin hem zihinsel hem de bedensel düzlemde yaratıcı ve doğaçlama potansiyelini ortaya çıkarmayı amaçlar.

Drama Çalışmaları, özel olarak oluşturulan grup içindeki çocukların psikolojik gereksinimleri doğrultusunda özel olarak kurgulanır. Bu çalışmalar, yönlendirici olmayan, güvenli ve destekleyici bir ortamda yürütülür. Her grubun drama sürecine kattıkları birbirinden farklıdır.

Dramanın her insan üzerinde terapötik etkileri vardır. Otizm tanısı almış bireyler üzerinde de, psikolojik ve fiziksel bağlamda yarar sağlayan Drama Çalışmaları, çocuğun yaşayabileceği sosyal, iletişimsel ve akademik alanlardaki güçlükler aşmasında yardımcı olur.

Drama Çalışmaları’nın yarar sağladığı alanlar özetle şunlardır:
– Güvenli ilişkiler kurmak,
– Sözlü ve sözlü olmayan iletişim becerileri geliştirmek,
– Duyguların ifade edilmesi ve keşfedilmesi,
– Sıra alma, lider olma gibi sosyal etkileşim becerilerinin geliştirilmesi,
– Dinleme ve gözlem yapmak,
– Yaratıcı ve sanatsal beceriler geliştirme,
– Kendilik algısını iyileştirme ve kendine güveni arttırmka,
– Hayalgücünü kullanmak,
– Kendini ifade etme fırsatları ve becerileri yaratmak,
– Güvenli ve sınırları belli ortamlarda çalışmak.

Ayrıntılar

Çocuklarla Neden Drama -I-

Çocuklarla Neden Drama -I-

Özel Eğitim gereksinimi olan çocuklarla yapılan Drama Çalışmaları, kurgulanmış ortamlarda Drama alanında uzman eğitmenlerle gerçekleştirilir. Drama Çalışmaları’nın amacı, Otistik Spektrum içindeki çocukların gelişimsel ve sosyal alanlardaki yetersizliklerini en aza indirgemektir. Dramanın kendi dinamikleri ve özgün oyun kurgularıyla çocuğun hayalgüçlerini geliştirme, soyut düşünme becerilerini arttırmak, dolaylı ifadeleri ve mecazları zihinsel olarak işleyebilmelerini sağlamak, şaka ve espri yapma yöntemlerini sunmak, akranlarıyla iletişimlerini geliştirmek, yaratıcılıklarını somut ürünlere dönüştürmelerinde destek olmak, empati potansiyellerini arttırmak ve günlük hayatta kullanacakları bilgi ve becerileri arttırıp geliştirmek, Drama Çalışmalarının temel hedefleri arasındadır.

Drama seanslarında ve oyunlarda dinleme ve anımsama, kıskançlık duygusunu kontrol etme, sıra alma, kişisel mekan olgusunu fark etme, karşısındakini kucaklama, arkadaşına sıra vermek için ayağa kalkmak ve gerektiğinde bir iletişim sürecini bölerek kendini ifade etmek gibi hedefler belirlenebilir.

Çocuklarda bu amaçlar doğrultusunda somut sonuçlar elde etmek amacıyla, Drama Çalışmaları seanslarında, hedef öğrenmelere odaklanmış oyunlar kurgulanır. Drama seanslarında ve oyunlarda dinleme ve anımsamakıskançlık duygusunu kontrol etmesıra almakişisel mekan olgusunu fark etmekarşısındakini kucaklamaarkadaşına sıra vermek için ayağa kalkmak ve gerektiğinde bir iletişim sürecini bölerek kendini ifade etmek gibi hedefler belirlenebilir. Bu ve benzeri hedefler, çocukların akranları ile birlikte oldukları okul gibi ortamlarda gereksinim duydukları bilgi ve becerilerdir ve çocukların akademik başarılarını her düzeyde önemli ölçüde etkileyebilirler.

Bu ve benzeri hedefler, çocukların akranları ile birlikte oldukları okul gibi ortamlarda gereksinim duydukları bilgi ve becerilerdir ve çocukların akademik başarılarını her düzeyde önemli ölçüde etkileyebilirler.

Drama Çalışmaları’nın temel çerçevesi, çocukların keyif alabilecekleri kurgulanmış ortamlarda, drama sanatının insan duygulanımı üzerindeki doğal gücünden yararlanarak, çocuklara bilgi ve becerileri çabuk ve kolay edinebilecekleri ortamlar sağlamaktır.

Ayrıntılar

Otizm ve Yaratıcılık

Otizm ve Yaratıcılık

Otizm tanısı almış bireylerdeki sosyal iletişim alanındaki güçlükler ve empati kurmadaki yetersizlikler, özellike drama gibi sanatsal etkinlikler ve yaratıcılığı besleyen diğer sanat dalları ile azaltılabilir.

Yeni bir araştırma, otizm tanısı almış bireylerin daha yüksek bir yaratıcılık düzeyine sahip olduğunu göstermiştir. Otizmli bireylerde yaratıcılık odağında yürütülen çalışma, öğrenme güçlüğü yaşayan bireylere ilişkin birçok yerleşik düşünceyi ve önyargıyı da ortadan kaldırıyor.

Bilimadamları, gelişimsel farklılığı olan bireylerin sosyal anlamda yaşadıkları zorluklara rağmen, yaratıcılık gerektiren problemlerin çözümünde daha özgün bakış açıları geliştirdiklerini ileri sürüyor. Çalışmayı yürüten yazarlardan biri olan Stirling Üniversitesi’nden Dr. Catherine Best, 312 kişi, üzerinde yürütülen çalışmanın tek bir yaratıcılık sürecine odaklanmasına karşın, otistik özellikler ve özgün, yaratıcı fikirler arasında bir bağlantı olduğunu belirtiyor.

“Bunun nedeninin otistik bireylerin olaylara ve durumlara çok farklı yaklaşmaları olduğunu düşünüyoruz. Öğrenme sürecinde yaşadıkları güçlüklerle tanımlanan bireylerin bazı alanlarda üstün yaratıcılık göstermeleri de, bu çalışmanın önemli bulgularından biri.”

Daryl Hannah gibi bazı otizm tanısı almış bireylerin kendi deneyimleri ile ilgili açıklamaları toplumda sık duyulmuyor. Kendi otizm deneyimi hakkında konuşan ve bilgi paylaşam bireylerin söyledikleri, bu süreci anlamamızda yardımcı olmaktadır. Öğrenme güçlüğü olan bireylerin bazı becerileri öğrenmeleri için desteğe ihtiyacı vardır ve bu destek toplumsal yaşam içinde onlara her zaman sunulmadığından, bu bireylerin yaratıcı özellikleri de her zaman görünür olmuyor. Oysa tiyatro gibi sanat kurumlarında, farkındalığın arttırılmasıyla, drama alanında çok yetenekli olan ve sanatsal anlamda değerli iş çıkarabilecek otizmli bireyler desteklenebilir. Kendisi de otizm tanısı almış olan Amerikalı aktris Daryl Hannah bu konuda şunları söylüyor:

“Otizmli bireylerin öncelikle bir birey olarak görülmesi gerekmektedir. Öğrenme güçlüğü olmayan bireylere, benim onlardan farklı olmadığımı anlatmak istiyorum. Yine, öğrenme güçlüğü yaşayan bireylerin de, kendi yapabileceklerinin farkına vararak kendilerini iyi hissetmeleri en büyük arzum. Bu insanlar yalnız değiller.”

İngiltere’de National Theatre’da, Mark Haddon’ın ‘Süper İyi Günler’ adlı romanının tiyatro uyarlamasının sahnelenmesi sırasında, otizm danışmanı olarak çalışan Binchy, öğrenme güçlüğü çeken yetişkinlerle çalışan bir tiyatro olan ‘Access All Areas’ ile çalışmış. ‘Access All Areas’, İngiltere’de, öğrenme güçlüğü yaşayan bireylerle yaratıcı sanat çalışmaları yapan tek kurum olma özelliğini taşıyor.

‘Access All Areas’ta çalışan Patrick Collier bu konuda şu yorumu yapıyor: “Yapmaya çalıştığımız şey, otizm tanısı almış ya da Down Sendromlu birine Hamlet’i oynatmaya çalışmak değil – onlara kendi seslerini bulmalarında ve seslerini başkalarına duyurmalarında yardım ediyoruz. İnsanlar desteklenmeli ve yaratıcılık doğru yönlendirilmeli.”

Otizm, İngiltere’de 100 kişiden 1’ini etkileyen bir durum ve kişiden kişiye farklılıklar göstermekle birlikte, iletişim kurma ve dünyayı algılama biçimlerini derinden etkiliyor. Otizmle ilgili en büyük önyargılardan biri, otizmli bireylerin yaratıcı olmadıkları düşüncesidir.

Otizm tanısı almış bireylerdeki sosyal iletişim alanındaki güçlükler ve empati kurmadaki yetersizlikler, özellike drama gibi sanatsal etkinlikler ve yaratıcılığı besleyen diğer sanat dalları ile azaltılabilir.

(Yazı, İngiliz ‘The Guardian’ gazetesinden derlenmiştir.)

Ayrıntılar

Otizmde Resim, Drama ve Müzik

 

Otizotizm-sanatm tanısı almış veya öğrenme güçlüğü çeken çocuklarda sanat etkinlikleri çok değerlidir. Bu etkinlikler, çocuğun zihnine ve bedenine olumlu etkisi olan duyusal girdi ve uyaran sağlarlar. Müzik ve resim gibi sanatsal etkinlikler, çocuğun bazı becerileri yerine getirmesi için gerekli fiziksel ve zihinsel yoğunlaşmayı mümkün kılar. Öğrenme güçlüğü çeken çocuklarda müzik etkinliklerini ve müzik teknolojilerini uyarlayarak kullanan McCord’un 2008 yılında yürüttüğü çalışmasında da belirttiği gibi, müzik ve resim gibi etkinlikler çocuğun kendine güvenini arttırmakta, sosyal ve iletişim becerilerini geliştirmektedir.

Bu etkinlikler, çocuğun zihnine ve bedenine olumlu etkisi olan duyusal girdi ve uyaran sağlarlar.

Müzik, Resim ve Drama
Örneğin şarkı söylemek ve dans etmek, çocuğun sesini doğru kullanmasında, motor planlamasında ve kontrolünde, kaba ve ince motor becerilerinde olumlu etkiye sahiptir. Şarkı söylerken yapılan tekrarlamalar da, otizm tanısı almış ya da öğrenme güçlüğü çeken çocukların, sözcükleri, ritimleri ve kavramları öğrenmesinde yardımcı olur.

Resim ve drama gibi diğer sanat etkinlikleri, daha karmaşık düşünme ve problem çözme becerilerini gerektirir. Çocukların düşüncelerini ve duygularını yaratıcı biçimlerde ifade etmelerine olanak sağlayan resim, sözel olmayan iletişimi geliştirir. Bu bağlamda, otizm tanısı almış çocuklar belki başka bir biçimde ifade edemeyecekleri duygu ve düşüncelerini, sanatın evrensel diliyle ifade etme olanağı bulurlar.

Resim ağırlıklı etkinlikler de, çocuğun dil, kendini ifade etme, kendine güven, motor planlama ve ince motor becerilerinde çok olumlu etkilere sahiptir.

Yakın zamanlı bazı çalışmalar, otizm tanısı almış çocukların akranları ile karşılaştırıldığında, müzik dinlemeye daha yatkın olduğunu göstermiştir. Yapılan aynı çalışmalar, bu çocukların dinledikleri müzik parçalarındaki ses tonlarını akranlarından daha iyi ayırt edebildiklerini de ortaya koymuştur. Müzik ile zenginleştirilmiş dersler, çocuğun sabrını, gönüllü katılımını, belleğini, sosyal etkileşimini, göz kontağını arttırır ve öğrenme sürecinden keyif almasını sağlar (Evans; 2007).

Resim ağırlıklı etkinlikler de, çocuğun dil, kendini ifade etme, kendine güven, motor planlama ve ince motor becerilerinde çok olumlu etkilere sahiptir. Resim aracılığıyla çocuklar öfke, üzüntü, heyecan gibi duygularını ifade edebilirler. İyileştirici etkisi yanında, resim gibi sanat etkinlikleri çocukta bir başarı duygusu uyandırır ve çocuğun kendine güvenini sağlar.

Kaynaklar:
Bell, C.M. (2003). Music therapy for children with autistic spectrum disorder. Wessex Institute for Health Research and
Development, University of Southampton, 11. Abstract retrieved December 3, 2008, from National Library for Health: Learning
Disabilities Specialist Library.

Evans, R. (2007). The relationship between music and autism: Understanding the benefits. Retrieved on December 4, 2008,
from http://ezinearticles.com/?The-Relationship-Between-Music-and-Autism—Understanding-the-Benefits&id=643361

McCord, K. (n.d.). Adapting music technology for students with learning disabilities. University of Northern Colorado. Retrieved
on December 3, 2008, from http://music.utsa.edu/tdml/conf-IV/IV-McCord.html

Ayrıntılar

Otizm ve Edebiyat

otizm-edebiyat

Mark Haddon’ın ‘Süper İyi Günler’ adlı romanı, otizm olgusuna edebiyat penceresinden bakmamızı sağlıyor ve otizmli çocukların duygu durumlarına ve algılarına ışık tutuyor. İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yayınlanan “Süper İyi Günler”in ana karakteri Christopher, Asperger tanısı almış bir çocuktur. 2003 yılında yayınlanan roman, 15 yaşındaki Christopher’ın komşusunun köpeği Wellington’ın ölüsünü bulması ve bu ölümün ardındaki gizemi çözmeye karar vermesi ile başlıyor. Roman boyunca Chistopher’ın otizm tanısı almış bir çocuk olduğu bilgisi de, romanın İngilizce baskısındaki arka kapağında aktarılıyor.

 

Bu açıdan değerlendirildiğinde, otizm tanısı almış bir çocuğun, soyutlamanın temel olduğu bir edebi yapıta nasıl bir ana karakter olabileceği sorulabilir. Mark Haddon’ın romanı, otizm tanısı almış çocukların soyut düşünebilme yetisini, duyguları ve ifadeleri okuyabilme becerisini öğrenme yolculuğunu gözler önüne serer.

Romanın ana karakteri olan Christopher, kendisini “bazı davranışsal problemleri olan bir matematikçi” olarak tanımlıyor. Aspergerin Christopher’ı tanımlayan sıfatlar olmasının ötesinde, onun dünyaya ve insanlara farklı açılardan baktığını gösteren yol işaretleri yalnızca. Bu açıdan değerlendirildiğinde, otizm tanısı almış çocukların çevrelerini nasıl algıladıklarını anlamak adına, “Süper İyi Günler” okunması aydınlatıcı bir kitap. Roman, farklı olmak, toplumun dışında durmak, dünyayı şaşırtıcı ve ufuk açıcı farklı biçimlerde algılamak gibi ana temaların çevresinde gelişiyor.

Mark Haddon’ın romanı, otizm tanısı almış çocukların soyut düşünebilme yetisini, duyguları ve ifadeleri okuyabilme becerisini öğrenme yolculuğunu gözler önüne serer.

Romanda Christopher kendisi gibi çocukların gittiği okul ve ev arasında geçen hayatının nasıl bilinmezliğin içine girdiğini anlatılıyor. Tüm bu zorluklar Christopher’ı daha güçlü ve kendine güvenen birisi yapıyor. Roman, Christopher’ın “Ve bunu yapabileceğimi biliyorum, çünkü tek başıma Londra’ya gittim ve Wellington’ı kimin öldürdüğüne dair gizemi çözdüm ve annemi buldum ve cesur davrandım ve bir kitap yazdım ve bu, her şeyi yapabileceğim anlamına geliyor,” cümleleri ile bitiyor. Kendisi, toplum ve ailesi adına umut dolu bu bakış açısı aynı zamanda bir yol gösterici.

Bireylere yakıştırılan sıfatlar ve etiketler, o bireyler hakkında bilinmesi gereken her şeyi açıklamaz, tersine o bireyler hakkında çok az şey söylerler. Çoğunluktan farklı olanı kategorize etmeye hizmet eden bu sıfatların ardında, tüm farklılıkları ve derinliğiyle bir birey, bir insan yatar. Haddon’ın romanı bize bunu göstermektedir. Bir insanı gerçekten anlamak için, onu belli bir gruba ait olarak tanımlamak değil, onunla konuşmak ve onu dinlemek gerekmektedir.

Christopher’ın roman boyunca aktarılan bilişsel deneyimi, gelişimsel farklılığı olan bir ergenin, çevresindeki toplumu nasıl algıladığını, bu topluma ve içinde barındırdığı yaşama nasıl entegre olduğunu gösteriyor. Roman aynı zamanda, en genel çerçevede ‘otizm’ olarak tanımlanan yaygın gelişimsel bozukluk durumunun duygusal düzlemde bir çözümlemesini yaparak, bu bireylerin algılarına ışık tutuyor.

Yazar Mark Haddon’un da belirttiği gibi, romanı temel olarak Asperger’li ya da otizmli bir çocuğu anlamak için bir kılavuz olarak okumak çok doğru değil. Kitap öncelikle bir edebi eser, bir roman. Fakat işlediği konu ve geliştirdiği temalar nedeniyle, otizm tanısı almış bireyleri daha yakından tanımak ve onları anlamak adına da bir kılavuzluk sunuyor.

Ayrıntılar

Farklı Gelişim Gösteren Çocuklarda Drama Etkinlikleri

drama-otizm-yaygın-gelişimsel-bozukluk-iletişim

Grup içinde yapılan drama etkinlikleri, farklı gelişim gösteren çocuklarda iletişim becerilerini geliştirebilir mi? “Imagining Autism” (Otizmi Hayal Etmek) adlı bir pilot çalışmada, dramanın farklı gelişim gösteren çocukların iletişim becerileri üzerindeki etkileri incelenmiş.

Araştırmada yaşları 7 ve 12 arasında değişen 22 çocuk, haftada 45 dakikalık seanslara alınmış ve 10 hafta boyunca gözlenmiştir. İnceleme süresince çocuklar dört kişilik gruplar halinde, orman ya da uzay gibi kapalı ve temalı bir ortama alınmıştır. Bu ortamlar, ışık, ses, kukla ve interaktif dijital unsurların kullanılmasıyla, çocukların bütün duyularına eşzamanlı olarak hitap edecek biçimde tasarlanmıştır.

Drama alanında eğitim almış oyuncular, doğaçlama tekniklerini kullanarak çocukların bu ortamla ve birbirleri ile yaratıcı bir biçimde, hem fiziksel  hem de sözel olarak etkileşime geçmeleri için çalışmışlardır. Çalışmanın amacı, çocuklarda iletişim, sosyal etkileşim ve hayal etme becerilerini geliştirmek olmuştur. Bu üç alan zaten farklı gelişim gösteren çocukların en zorlandığı alanlar arasındadır.

Drama alanında eğitim almış oyuncular, doğaçlama tekniklerini kullanarak çocukların bu ortamla ve birbirleri ile yaratıcı bir biçimde, hem fiziksel  hem de sözel olarak etkileşime geçmeleri için çalışmışlardır.

Çocuklar çalışma öncesinde ve drama çalışmalarından iki ve altı hafta sonra değerlendirmeye alınmıştır. Araştırmacılar, otizm tanısına işaret eden davranışlar yanında, duygu okuma, taklit, IQ ve karşındakinin ne hissettiğini anlama gibi alanları da incelemişlerdir. Ebeveynlerden ve öğretmenlerden de öznel görüşler alınmıştır. Bir yıl sonrasında da takip çalışmaları yapılmıştır.

Erken dönem değerlendirmelerde, çocukların tümünde iyileşme gözlemlenmiştir. En büyük gelişme, çocukların anlayabildiği yüz ifadelerindeki artış olmuştur. Çocuklardan dokuzu yüz ifadelerini tanıma alanında gelişme gösterirken, altı tanesi de sosyal iletişim becerileri alanında gelişim göstermiştir. Bu gelişimlerin çoğunluğu, takip çalışmasında da gözlemlenmiştir.

University of Kent’te projede psikolog olarak çalışan David Wilkinson, “Bu gibi çalışmalara bakıp karşılaştırma yaptığınızda, çalışmanın etkisinin oldukça önemli olduğunu görüyorsunuz,” dedi.

University of Kent’te dramaturji alanında profeösr olan proje sorumlusu ve lideri Nicola Shaughnessy, “Imagining Autism” Projesi’nin sonuçlarını University of London’ın düzenlediği AISB50 Konferansı’nda 2014 yılında sunmuştur. Shaughnessy’ye göre projenin başarısı, çocukların bütün duyularına eşzamanlı olarak hitap edilmesinden gelmektedir. Shaughnessy, “Çocuklar aynı anda hareket ediyor, düşünüyor ve çevreleri ile etkileşime geçiyor”, diye belirtmiştir.

“Çocukların kendi hikayelerini serbest ve yabancı bir ortamda yaratmaları için bir fırsat,” diyen Wilkonson ise şu yorumu paylaşıyor: “Bu sayede kendilerini daha güçlü ve yetkin hissedebiliyorlar. Psikoloji literatürüne de bakarsanız, bu durumun bireyde dikkat ve iyi olma hali alanında olumlu etkileri olduğunu görürüz.”

Benzer çalışmalar dünyanın diğer ülkelerinde de yürütülmekte. Amerika’da Columbus’ta Ohio State Üniversitesi’nde de “Shakespeare ve Otizm” adlı bir proje aynı çerçevede yürütülmektedir. Bu projede de, Shakespeare’in oyunlarındaki beşli hece ölçüsünün ritminin otizm tanısı almış çocukların iletişim alanında kendilerini daha rahat ve güvende hissettirmesi çalışılmaktadır. Nashville, Tennessee’deki Vanderbilt Üniversitesi’nde de iki haftalık bir pilot çalışma yürütlmüş ve otizm tanısı almış çocuklarda bir yaz kampı sırasında, drama etkinlikleri ile duyusal ve duygusal alanlar üzerinde çalışılmıştır.

(Yazı, The Independent ve New Scientist’ten derlenmiştir.)

Ayrıntılar

Yaygın Gelişimsel Bozukluk ve Destekleyici Olarak Sanat

yaygın-gelişimsel-bozukluk-sanat

Yaygın gelişimsel bozukluk (Otistik SpektrumBozukluğu) tanısı içinde yer alan çocuklarla çalışılırken çocuğun birden fazla gelişim alanında gelişme göstermesini hedefleriz. Bunlar öncelikle sosyal iletişim becerileridir. Sonrasında akademik beceriler, özbakım becerileri, kaba motor becerileri ve günlük yaşam becerileri sayılabilir. Peki, bu gelişimsel alanlar sanat yoluyla nasıl desteklenebilir?

Yaygın gelişimsel bozukluk, otizm, hiperaktivite, dikkat eksikliği gibi nedenlerden dolayı çocuklarımız farklı gelişim gösteriyor olabilir. Çocuklarımızın bağımsızlaşabilmesi için onlara akademik, sosyal, iletişim ve ince motor becerileri alanında birçok beceri öğretmeye çalışıyoruz. Bu öğretim sürecinde bilimsel yöntemlerin uygulanması öğretimin hızı ve kalıcılığı açısından son derece önemlidir. Hangi öğretim yöntemini kullanırsak kullanalım farklı gelişim gösteren çocuklarla çalışırken bol tekrar çoğu zaman şarttır. Bu nedenle öğretim süreçleri oldukça zorlu ve kimi zaman da çocuk açısından sıkıcı olabilmektedir. Bu amaçla sanat, eğitimi destekleyen bir araç olarak kullanılabilir.

Sanat becerileri ve öğrenme

Çocuklarımızın bize ihtiyaç duymadan yaşayabilmelerini, yeni bilgi ve beceriler edinmelerini istiyoruz. Bunu kolaylaştırmanın yolu nedir? Çocuklarımız nasıl öğrenir? Bizler duyularımız yoluyla çevremizi algılar, bu algımızı belleğimizdeki eski bilgilerle birleştirir ve yeni bağlantılar kurarız. Yeni oluşan bilgi ve deneyimlerimizi de çevremizdekilerle paylaşırız. Bu paylaşımlar sırasında sosyal iletişim kurar, yeni bilgiler öğrenir ve öğretiriz. Öğrendiklerimizi ya da algıladıklarımızı çoğu zaman zihnimizde dönüştürürüz. Notaları gözümüzle okuruz, ama piyano tuşlarına parmaklarımızla basarız. Ritmi kulağımızla duyarız ancak resimde bunu renklerle ifade ederiz. Reçeli dilimizle tadarız, fakat şiirde reçelin tadını sözcükler anlatır. Bu girdi ve çıktı süreçlerini ne kadar çeşitlendirebilirsek aslında öğrenme-algılama süreçlerini de o denli geliştirmiş oluruz. Sanat aktiviteleri bu süreçte öğrenme yolunu kolaylaştıran bir araç olarak bize destek olur.

Keyifli Öğrenme

Çocuklar ilgi duydukları ve keyif aldıkları zaman daha çabuk öğrenirler. Sanat becerileri çocukların ilgilerini uyandırmak için bir araç olabilir. Farklı duyu organlarının beraber kullanıldığı bu sanat etkinlikleri dışarıdan oyun gibi algılanabilir. Oysa ki bu sanat çalışmaları çocuk gelişiminde en elzem çalışmaların başında gelmektedir. Nasıl ki yüzünü rekor kırmak için her gün sadece yüzmekle yetinmiyor, aynı zamanda kısa mesafe koluyor, ağırlıkla çalışıyor ve beslenmesine dikkat ediyorsa, aynı şekilde matematik başarısını arttırmak için de her gün matematik çalışmanın yanı sıra benzer süreçleri içeren beceriler de çalışılmalıdır. Bu beceriler çoğu zaman sadece sanat becerileri ile çalışılabilmektedir. Çalışılan sanat becerileri çocuğun algılamasını destekleyeceği için amaç olan matematik becerisini öğrenme ve kavrama hızı da artacaktır. Sanat becerileri aynı zamanda serbest zaman (boş zaman) becerileridir. Unutulmaması gereken unsur, çocuğun boş zamanarında öncelikle keyifli uğraşılarla ilgilenmesi, fakat bunu yaparken de zamanın verimli kullanılmasıdır.

Sanat etkinliklerinin destek sağlayabileceği alanlar şu şekilde sıralanabilir: 

1. Yaygın gelişimsel bozukluk tanısı almış çocukların temel ihtiyaçları

2. Bireysel eğitim programında önceliklerin belirlenmesi

3. Soyut düşüncenin geliştirilmesi

4. Çocukların ince motor becerilerinin gelişimi

5. Çocukların kalem kullanma becerilerinin gelişimi

6. Yaratıcılığın ve soyut düşüncenin gelişimi

Özel eğitim sürecini destekleyen sanat etkinlikleri, aşağıdaki alanlara odaklanır: 

1. Doğa ve sanat

2. Yaratıcılıkta malzemenin önemi ve malzeme seçimi

3. Kil, alçı, plastik, ahşap, kâğıt, gibi malzemelerin kullanımı

4. Tasarım ve tasarımın temel ilkeleri

5. Tasarımda zıtlık ve ritim

6. Nesne mekân ilişkisi

Ayrıntılar