All Posts tagged Otizm

Otizm Farkındalık Günü

Otizm Farkındalık Günü

Nisan ayı Birleşmiş Milletler tarafından ‘’Otizm Farkındalık Ayı’’, 2  Nisan ise ‘’Otizm Farkındalık Günü’’ olarak kabul edilmektedir. 2001 yılında her 250 doğumda  1,  2013 yılında 88 doğumda 1 görülen Otizm günümüzde her 68 çocukta 1 görülmektedir.

Doğuştan gelen ve 0-36 ay arasında tanılanan, özellikle sosyal-iletişim alanını belirgin şekilde etkileyen otizm, nörolojik kökenli gelişimsel bir farklılıktır.  Otizm spektrumu altındaki bireyler dış dünyayı algılamakta, çevreden gelen uyaranları yorumlamakta güçlük yaşayabilir ya da farklı şekilde algılayabilir. Bunun sonucu olarak da kendilerini güvende hissetmek ya da sakinleştirmek için, dışarıdan atipik olarak görülen tepkilerde bulunabilirler. Bu tepkilerin bulundukları alan içerisindeki uyaranların sonucu olarak ortaya çıktığını bilmek, otizmli bireylerin bu tepkilerinin nedenleri hakkında bilgi sahibi olmak ve böyle bir durumda onlara yardımcı olabilecek uyarlamaları yapmak,  bu alandaki en büyük farkındalıklardan biri olacaktır.

Siz de otizmli bir birey ile iletişime geçerken basit ve kolay anlaşılır cümleler kurarak, duygusunu ifade etmelerine sözel olarak yardımcı olarak, bulunduğunuz ortamdaki yüksek ses ve koku gibi rahatsız olabilecekleri uyaranları olabildiğince aza indirgeyerek, görme alanları içerisinde kalıp kendinizi ifade ederek otizmli bireylerin günlük yaşam içerisine daha fazla katılımını sağlayabilir, yüzlerindeki tebessümü görebilirsiniz.

2 Nisan Otizm Farkındalık gününde mavi giyerek çevrenizdeki insanları bu farkındalığa davet edebilirsiniz.

Serdar Alan

Özel Eğitim Öğretmeni

 

Ayrıntılar

İtalya’da Otizm

İtalya’da Otizm

İtalya hepimizin tatille, keyifli ve tatlı bir yaşam düşü ile özdeşleştirdiğimiz, kültürel, tarihi ve sanatsal zenginlikleri ile aklımızda yer alan bir ülke. Elbette belki de yalnızca tatil bağlamında düşündüğümüz bir ülkenin, tatil ve eğlence dışında, oradaki günlük yaşamın gerçekleri ile değerlendirilmesi bize farklı bakış açıları sunabilir. Özellikle, Özel Eğitim gereksinimi olan, farklı gelişen çocuklar bağlamında bu farklılıklar ayrı bir önem kazanır. Farklı bir ülkede yeni bir yaşam kurmak isteyen, fakat farklı gelişim gösteren çocuklara sahip ailelerin, bu gibi planlarını değerlendirirken belki iki kat daha fazla düşünmeleri gerekmektedir. Çocukİstanbul Aile Danışmanlık Merkezi’nin kurucu ortaklarından, Özel Eğitim Uzmanı ve ABA Terapisti Adem Ünlü, Eylül 2016 tarihinde, merkezi İtalya’nın Floransa şehrinde bulunan AutismService kuruluşunun yöneticisi ABA Terapisti Loredana Lembo ile biraraya geldi ve İtalya’da farklı gelişim gösteren çocuklara verilen Özel Eğitimi ve Otizmi konuştu.

Loredana Lembo ile yaptığımız görüşmede, İtalya’da farklı gelişim gösteren çocukların eğitimi bağlamında temel bazı sorunların olduğunu anlıyoruz. Bu sorunların başında birçok ülkede olduğu gibi ekonomik sorunlar ve yeterli yetişmiş ve deneyimli uzmanın bulunmaması geliyor. Bunun dışında, bu gerçekler sonucu ortaya çıkan sistem, İtalya’da çocukların birebir Özel Eğitim hizmetlerinden yararlanmasını da güçleştiriyor.

Çocukİstanbul Aile Danışmanlık Merkezi’nin kurucu ortaklarından, Özel Eğitim Uzmanı ve ABA Terapisti Adem Ünlü, Eylül 2016 tarihinde, merkezi İtalya’nın Floransa şehrinde bulunan AutismService kuruluşunun yöneticisi ABA Terapisti Loredana Lembo ile biraraya geldi ve İtalya’da farklı gelişim gösteren çocuklara verilen Özel Eğitimi ve Otizmi konuştu.

İtalya’da, devletin aileleri destekleme süreci şu biçimde işliyor: tanı alan çocukların öncelikle bir kuruma başvurmaları gerekiyor. Yardım doğrudan ailelere değil, kurumlara yapılıyor. Bunun nedeni, ailelerin devletten aldıkları Özel Eğitim desteğini başka amaçlar için kullanabiliyor olmaları. Başvurulan kurum da, alınan yardımla çocuklara ancak dolaylı olarak Özel Eğitim hizmeti sunabiliyor. Bunun nedeni, çocuklarla birebir eğitim ve terapi yapacak yeterli sayıda uzmanın bulunmaması. Sonuç olarak, az sayıdaki uzman, örgün eğitim kurumlarındaki öğretmenlere, Özel Eğitim gereksinimi olan çocuklara nasıl destek olabilecekleri yönünde danışmanlık hizmeti veriyor. Bu kişiler aynı zamanda, okullarda yürütülen birebir Özel Eğitim programlarını oluşturuyor, düzenli aralıklarla işleyişini takip ediyor. Bir anlamda, uzman eksikliği, varolan deneyimli uzmanların ve terapistlerin daha fazla süpervizyon ve danışmanlık sunması ile telafi edilmeye çalışılıyor.

İtalya’nın son dönemde ekonomik güçlükler yaşaması, Akdeniz’e kıyısı olması nedeniyle sınırlarının mülteci hareketlerine açık olması ve her gün ülkeye binlerce mültecinin girmesinin getirdiği güçlükler, Özel Eğitim alanını da olumsuz etkiliyor. ABA terapisti Loredana Lembo, bu zoruklar nedeniyle kurumunun şu anda aktif olmadığını, kendisinin bireysel olarak ailelere ve okullara danışmanlık verdiğini belirtiyor. Loredana Lembo gibi uzmanlar aynı zamanda, devletin ailelere yaptığı maddi yardımın yerinde kullanılıp kullanılmadığını da kontrol etme görevini üstleniyorlar.

Loredana Lembo, İtalya’da ABA terapisinin ve Özel Eğitim uygulamalarının ancak son yirmi yılda gelişmeye başladığını belirtiyor. İtalyan devletinin bu konudaki yaklaşımı da, bireysel eğitimden çok, çocukları örgün eğitim içine dahil etmek farklı gelişen çocukları, profilleri ne olursa olsun, örgün eğtime entegre etmek. Özel gereksinimli çocukların okul yaşantısına kaynaştırmanın öncelikli hedef olarak belirlendiği İtalya’da, okullar fiziksel anlamda da gerekli donanımları ve sistemleri tesis etmekle yükümlü. Aileler, devletin kurduğu bu sistemin dışında da, elbette, maddi olanakları ölçüsünde, çocuklarına bireysel Özel Eğitim hizmeti alabiliyorlar.

Floransa ‘da görüştüğümüz ABA terapisti Loredana Lembo, kendisinin ABA temelli bir eğitim aldığını, ancak süreç içinde Duyu Bütünleme, Oyun Terapisi ve sanat aktiviteleri gibi sosyal iletişim becerilerini geliştiren farklı yaklaşımları eklektik bir biçimde bir arada kullanmayı tercih ettiğini vurguladı.

Lerodana Lembo ile yaptığımız görüşmede, İtalya’da Özel Eğitim ve farklı gelişen çocukların eğitimi alanlarında temel bazı sorunların olduğunu gördük. Bunun dışında, İtalyan devletinin önemsediği ve vurguladığı okula ‘kaynaştırma’ kavramının önemsenmesini olumlu bulduk. Elbette, farklı gelişen çocukları okul yaşamına entegre ederken, öğretmenlere süreçte destek verecek danışmanlar ve belki de gölge öğretmenler önem kazanıyor. Burada da, bu desteği sürekli olarak sunacak uzman kişilerin yeterli sayıda olması sorunu ortaya çıkıyor.

Floransa ‘da görüştüğümüz ABA terapisti Loredana Lembo, kendisinin ABA temelli bir eğitim aldığını, ancak süreç içinde Duyu Bütünleme, Oyun Terapisi ve sanat aktiviteleri gibi sosyal iletişim becerilerini geliştiren farklı yaklaşımları eklektik bir biçimde bir arada kullanmayı tercih ettiğini vurguladı. Çocukİstanbul Aile Danışmanlık Merkezi kurucu ortaklarından Adem Ünlü ve Floransa’da AutismService’in kurucusu Loredana Lembo, her çocuğun gereksinimlerinin kişisel olarak belirlenmesi ve her çocuk için sürecin, çocukların bireysel gereksinimleri doğrultusunda ayrı olarak kurgulanması gerektiği konusunda hemfikir bir biçimde görüşmelerini sonlandırdılar.

Ayrıntılar

Otizm Gözlüğü

Otizm Gözlüğü

Teknnoloji, yaşamlarımızın her alanına girmiş durumda. İnsanların robota dönüşüp dönüşmeyeceği tartışmaları sürerken ve birçokları teknolojinin insanları duygusuzlaştırdığını, ya da duyguları körelttiğinden yakınırken, teknoloji hiç beklenmedik biçimlerde insanların duygusal yaşamlarına da sızmaya başlayacakmış gibi görünüyor. Stanford Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, Otizm Gözlüğü Projesi adını verdikleri bir proje kapsamında, giyilebilir teknoloji alanında en çarpıcı ürün olan Google Gözlüğü’nü, otizm bağlamında yeniden işlevlendirmeye çalışıyor. Gözlük ve gözlüğe entegre duygu okuma yazılımının, otizm tanısı almış çocukların duygusal ve sosyal becerilerini geliştirebileceği, onlara günlük yaşamlarında yardımcı olabileceği düşünülüyor.

Stanford Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, otizmin tanısı ve tedavisi için, giyilebilir teknolojilerin en çarpıcısı olan Google Gözlüğü’nü, otizm bağlamında yeniden kurgulamaya çalışıyorlar. Çalışmanın amacı, Google Gözlüğü ile, otizm tanısı almış bireylere yardımcı olmak. Otizm Gözlüğü Projesi, bilgisayar ve yapay zeka sistemlerinin giyilebilir Google Gözlüğü’ne entegre edilmesiyle, otizm tanısı almış çocukların insan duygularını anlamalarını ve sosyal ipuçlarını daha rahat toplayabilmelerini hedefliyor.

Otizm tanısı almış çocukların en büyük zorluğu, bu çocukların insanların yüz ifadelerini ve bunların işaret ettiği duyguları okuyamamaları, gülümsemek ve kaş çatmak gibi en basit yüz ifadelerini bile anlamlandıramamalarıdır. Beden dili ve beden dilinin işaret ettiği duyguları okuyamayan otizmli bireyler, bunun sonucunda sosyal anlamda yetersiz kalıyor ve sosyal ilişkiler kuramıyor.

İnsanların robota dönüşüp dönüşmeyeceği tartışmaları sürerken ve birçokları teknolojinin insanları duygusuzlaştırdığını, ya da duyguları körelttiğinden yakınırken, teknoloji hiç beklenmedik biçimlerde insanların duygusal yaşamlarına da sızmaya başlayacakmış gibi görünüyor.

Stanford Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, davranışsal yaklaşımların çocuklara bu becerileri aktarmada yeterli olmadığı durumlarda, Otizm Gözlüğü’nün çocuklara dugu okuma konusunda yardımcı olacağını ve bunun sonucunda da çocukların sosyal iletişim becerilerinin desteklenip geliştirilebileceğini düşünüyor.

Google ve David and Lucile Packard Foundation tarafından finansmanı sağlanan projenin ilk aşamasında, 10 yaşın altındaki çocuklarla, temel yüz ifadelerinin anlaşılması hedeflendi. Google Glass teknolojisi, yüz ifadelerini okuyabilen bir sistem yardımıyla, yüz ifadelerine göre sosyal ve duygusal duyguları çocuk için gözlük aracılığıyla gösteriyor.

Otizm Gözlüğü Projesi şu anda ikinci aşamasında. Kırk kişilik ilk denek grubundan elde edilen başarılı sonuçların ardından, bu teknolojinin ve uygulamanın evde tedavilerde yararlı olup olmayacağı sınanacak. Stanford Üniversitesi, 100 kişilik bir grup üzerinden yürütülecek çalışmaya gönüllü denekler arıyor.

Ayrıntılar

Bahçede Otizm – I

Bahçede Otizm – I

Otizm tanısı almak, tanıyı alan her çocukta ve bu durumla yüzleşmek durumunda kalan her ailede farklı deneyimleri beraberinde getirir. Bu durumu tamamen yok saymak, bir an önce uyanma beklentisini doğuran kötü bir rüya olarak algılamak ya da eldeki bütün olanakları sonuna dek kullanarak tanıdan çıkma çabasına girmek, çocukları tanı almış ebeveynlerde sıklıkla gözlenen durumlardır. Otizm tanısını tabulaştırmak, hakkında konuşulması bile kötü, istenmeyen bir durum haline getirmek, ya da tanıdan çıkmayı yegane bir yaşam mücadelesine dönüştürmek, otizm ile karşı karşıya kalan bireyler için iki ayrı uç deneyimi imler aslında. Bu iki karşıt uç, otizm durumunu ‘gerçekten’ anlama, bu tanı içinde bulunan çocukla empati kurma açısından değerlendirildiğinde, aslında ideal durumlar değildir. Tanı almış çocuğun dünyayı algılama biçimini anlamaya çalışmak ve bu durum içinde karşılaştığı zorluklarda ona yardımcı olmak, ailelerin salt tanıdan kurtulma çabasına girmelerinden daha sağlıklı ve önerilen bir duruştur. Otizmi ve otizm ile yaşamak zorunda kalan çocuğu anlama çabası, beraberinde hem çocuk için hem de aile için daha rahat bir yaşamı da beraberinde getirecektir. Bu kısa yazıda, otizmli bireylerin karşılaştığı iletişim, sosyal beceri, motor işlevler ve duyusal alanlardaki zorlukları hafifletme adına uygulanabilecek ve kurgulanabilecek etkinliklerin ve süreçlerin birinden söz etmek isteriz: bahçecilik!
Otizm tanısı almış çocuklar, genellikle duyusal sorunlar da yaşarlar. Otizm spektrumu dışındaki ‘normal’ gelişim gösteren akranlarının yaşadığı dünya, onlar için çoğu zaman güçlüklerle doludur ve bu güçlüklerle baş edemedikleri için genellikle kendilerini geri çekip sessizleşebilir ya da tam tersi abartılı ve aşırı davranışlar ve tutumlar geliştirebilirler. İşte tam bu noktada, çocuğun bir bahçede, açık havada geçireceği zaman, ona değerli ve terapötik bir deneyim sunabilir.
Küçük bir bahçeyi, çocuğunu için açık havada kurgulanmış bir duyu bütünleme odasına dönüştürebilirsiniz. Minik çiçek tarhları, çieklerin ve bitkilerin arasında minik yollar, belki sağa sola konulmuş birkaç küçük havuz ya da çeşme ile elde ettiğiniz su sesi, bahçedeki bitkilerin ve çiçeklerin renkleri ve kokuları, çiçeklere gelen kelebekler ve sesler, çocuğunuza keşfedecek sınırsız deneyim sunar. Bir bahçe ortamı, tanı içindeki çocuğun kolaylıkla sakinleşebileceği bir alandır. Bahçeli bir evde yaşamayanlar ya da yeşil alanlara erişimi güç olanlar, minicik de olsa balkonlarını bile güvenli bir minik bahçeye dönüştürebilir. Hava güzel olduğunda çocuğunuzun yemeğini bahçede yemesi iyi bir fikir olabilir. Bahçe düzenlemesinde onun fikrini de alabilirsiniz. Bir bitkinin büyümesini, bir tomurcuğun çıkmasını ve bir çiçeğin açmasını, birlikte öyküleştirebilirsiniz.
Çocukların küçük de olsa bir bahçeden sağlayabilecekleri bu yararların birçoğu, elbette yetişkinler için de geçerli. Hepimiz günlük hayatın koşturmacasından bir bahçeye sığınmak istediğimiz de rahatlamış hissederiz. Aynı durum, tanı almış çocuklar için de geçerlidir.
“Bahçede Otizm” başlığı ile devam edecek bu minik yazı dizimizde, otizm tanısı almış çocuklarla bahçede birlikte gerçekleştirebileceğiniz etkinliklere de önümüzdeki yazılarda yer vereceğiz.

Ayrıntılar

Otizmde Resim, Drama ve Müzik

 

Otizotizm-sanatm tanısı almış veya öğrenme güçlüğü çeken çocuklarda sanat etkinlikleri çok değerlidir. Bu etkinlikler, çocuğun zihnine ve bedenine olumlu etkisi olan duyusal girdi ve uyaran sağlarlar. Müzik ve resim gibi sanatsal etkinlikler, çocuğun bazı becerileri yerine getirmesi için gerekli fiziksel ve zihinsel yoğunlaşmayı mümkün kılar. Öğrenme güçlüğü çeken çocuklarda müzik etkinliklerini ve müzik teknolojilerini uyarlayarak kullanan McCord’un 2008 yılında yürüttüğü çalışmasında da belirttiği gibi, müzik ve resim gibi etkinlikler çocuğun kendine güvenini arttırmakta, sosyal ve iletişim becerilerini geliştirmektedir.

Bu etkinlikler, çocuğun zihnine ve bedenine olumlu etkisi olan duyusal girdi ve uyaran sağlarlar.

Müzik, Resim ve Drama
Örneğin şarkı söylemek ve dans etmek, çocuğun sesini doğru kullanmasında, motor planlamasında ve kontrolünde, kaba ve ince motor becerilerinde olumlu etkiye sahiptir. Şarkı söylerken yapılan tekrarlamalar da, otizm tanısı almış ya da öğrenme güçlüğü çeken çocukların, sözcükleri, ritimleri ve kavramları öğrenmesinde yardımcı olur.

Resim ve drama gibi diğer sanat etkinlikleri, daha karmaşık düşünme ve problem çözme becerilerini gerektirir. Çocukların düşüncelerini ve duygularını yaratıcı biçimlerde ifade etmelerine olanak sağlayan resim, sözel olmayan iletişimi geliştirir. Bu bağlamda, otizm tanısı almış çocuklar belki başka bir biçimde ifade edemeyecekleri duygu ve düşüncelerini, sanatın evrensel diliyle ifade etme olanağı bulurlar.

Resim ağırlıklı etkinlikler de, çocuğun dil, kendini ifade etme, kendine güven, motor planlama ve ince motor becerilerinde çok olumlu etkilere sahiptir.

Yakın zamanlı bazı çalışmalar, otizm tanısı almış çocukların akranları ile karşılaştırıldığında, müzik dinlemeye daha yatkın olduğunu göstermiştir. Yapılan aynı çalışmalar, bu çocukların dinledikleri müzik parçalarındaki ses tonlarını akranlarından daha iyi ayırt edebildiklerini de ortaya koymuştur. Müzik ile zenginleştirilmiş dersler, çocuğun sabrını, gönüllü katılımını, belleğini, sosyal etkileşimini, göz kontağını arttırır ve öğrenme sürecinden keyif almasını sağlar (Evans; 2007).

Resim ağırlıklı etkinlikler de, çocuğun dil, kendini ifade etme, kendine güven, motor planlama ve ince motor becerilerinde çok olumlu etkilere sahiptir. Resim aracılığıyla çocuklar öfke, üzüntü, heyecan gibi duygularını ifade edebilirler. İyileştirici etkisi yanında, resim gibi sanat etkinlikleri çocukta bir başarı duygusu uyandırır ve çocuğun kendine güvenini sağlar.

Kaynaklar:
Bell, C.M. (2003). Music therapy for children with autistic spectrum disorder. Wessex Institute for Health Research and
Development, University of Southampton, 11. Abstract retrieved December 3, 2008, from National Library for Health: Learning
Disabilities Specialist Library.

Evans, R. (2007). The relationship between music and autism: Understanding the benefits. Retrieved on December 4, 2008,
from http://ezinearticles.com/?The-Relationship-Between-Music-and-Autism—Understanding-the-Benefits&id=643361

McCord, K. (n.d.). Adapting music technology for students with learning disabilities. University of Northern Colorado. Retrieved
on December 3, 2008, from http://music.utsa.edu/tdml/conf-IV/IV-McCord.html

Ayrıntılar

Farklı Gelişim Gösteren Çocuklarda Drama Etkinlikleri

drama-otizm-yaygın-gelişimsel-bozukluk-iletişim

Grup içinde yapılan drama etkinlikleri, farklı gelişim gösteren çocuklarda iletişim becerilerini geliştirebilir mi? “Imagining Autism” (Otizmi Hayal Etmek) adlı bir pilot çalışmada, dramanın farklı gelişim gösteren çocukların iletişim becerileri üzerindeki etkileri incelenmiş.

Araştırmada yaşları 7 ve 12 arasında değişen 22 çocuk, haftada 45 dakikalık seanslara alınmış ve 10 hafta boyunca gözlenmiştir. İnceleme süresince çocuklar dört kişilik gruplar halinde, orman ya da uzay gibi kapalı ve temalı bir ortama alınmıştır. Bu ortamlar, ışık, ses, kukla ve interaktif dijital unsurların kullanılmasıyla, çocukların bütün duyularına eşzamanlı olarak hitap edecek biçimde tasarlanmıştır.

Drama alanında eğitim almış oyuncular, doğaçlama tekniklerini kullanarak çocukların bu ortamla ve birbirleri ile yaratıcı bir biçimde, hem fiziksel  hem de sözel olarak etkileşime geçmeleri için çalışmışlardır. Çalışmanın amacı, çocuklarda iletişim, sosyal etkileşim ve hayal etme becerilerini geliştirmek olmuştur. Bu üç alan zaten farklı gelişim gösteren çocukların en zorlandığı alanlar arasındadır.

Drama alanında eğitim almış oyuncular, doğaçlama tekniklerini kullanarak çocukların bu ortamla ve birbirleri ile yaratıcı bir biçimde, hem fiziksel  hem de sözel olarak etkileşime geçmeleri için çalışmışlardır.

Çocuklar çalışma öncesinde ve drama çalışmalarından iki ve altı hafta sonra değerlendirmeye alınmıştır. Araştırmacılar, otizm tanısına işaret eden davranışlar yanında, duygu okuma, taklit, IQ ve karşındakinin ne hissettiğini anlama gibi alanları da incelemişlerdir. Ebeveynlerden ve öğretmenlerden de öznel görüşler alınmıştır. Bir yıl sonrasında da takip çalışmaları yapılmıştır.

Erken dönem değerlendirmelerde, çocukların tümünde iyileşme gözlemlenmiştir. En büyük gelişme, çocukların anlayabildiği yüz ifadelerindeki artış olmuştur. Çocuklardan dokuzu yüz ifadelerini tanıma alanında gelişme gösterirken, altı tanesi de sosyal iletişim becerileri alanında gelişim göstermiştir. Bu gelişimlerin çoğunluğu, takip çalışmasında da gözlemlenmiştir.

University of Kent’te projede psikolog olarak çalışan David Wilkinson, “Bu gibi çalışmalara bakıp karşılaştırma yaptığınızda, çalışmanın etkisinin oldukça önemli olduğunu görüyorsunuz,” dedi.

University of Kent’te dramaturji alanında profeösr olan proje sorumlusu ve lideri Nicola Shaughnessy, “Imagining Autism” Projesi’nin sonuçlarını University of London’ın düzenlediği AISB50 Konferansı’nda 2014 yılında sunmuştur. Shaughnessy’ye göre projenin başarısı, çocukların bütün duyularına eşzamanlı olarak hitap edilmesinden gelmektedir. Shaughnessy, “Çocuklar aynı anda hareket ediyor, düşünüyor ve çevreleri ile etkileşime geçiyor”, diye belirtmiştir.

“Çocukların kendi hikayelerini serbest ve yabancı bir ortamda yaratmaları için bir fırsat,” diyen Wilkonson ise şu yorumu paylaşıyor: “Bu sayede kendilerini daha güçlü ve yetkin hissedebiliyorlar. Psikoloji literatürüne de bakarsanız, bu durumun bireyde dikkat ve iyi olma hali alanında olumlu etkileri olduğunu görürüz.”

Benzer çalışmalar dünyanın diğer ülkelerinde de yürütülmekte. Amerika’da Columbus’ta Ohio State Üniversitesi’nde de “Shakespeare ve Otizm” adlı bir proje aynı çerçevede yürütülmektedir. Bu projede de, Shakespeare’in oyunlarındaki beşli hece ölçüsünün ritminin otizm tanısı almış çocukların iletişim alanında kendilerini daha rahat ve güvende hissettirmesi çalışılmaktadır. Nashville, Tennessee’deki Vanderbilt Üniversitesi’nde de iki haftalık bir pilot çalışma yürütlmüş ve otizm tanısı almış çocuklarda bir yaz kampı sırasında, drama etkinlikleri ile duyusal ve duygusal alanlar üzerinde çalışılmıştır.

(Yazı, The Independent ve New Scientist’ten derlenmiştir.)

Ayrıntılar

Yaygın Gelişimsel Bozukluk ve Destekleyici Olarak Sanat

yaygın-gelişimsel-bozukluk-sanat

Yaygın gelişimsel bozukluk (Otistik SpektrumBozukluğu) tanısı içinde yer alan çocuklarla çalışılırken çocuğun birden fazla gelişim alanında gelişme göstermesini hedefleriz. Bunlar öncelikle sosyal iletişim becerileridir. Sonrasında akademik beceriler, özbakım becerileri, kaba motor becerileri ve günlük yaşam becerileri sayılabilir. Peki, bu gelişimsel alanlar sanat yoluyla nasıl desteklenebilir?

Yaygın gelişimsel bozukluk, otizm, hiperaktivite, dikkat eksikliği gibi nedenlerden dolayı çocuklarımız farklı gelişim gösteriyor olabilir. Çocuklarımızın bağımsızlaşabilmesi için onlara akademik, sosyal, iletişim ve ince motor becerileri alanında birçok beceri öğretmeye çalışıyoruz. Bu öğretim sürecinde bilimsel yöntemlerin uygulanması öğretimin hızı ve kalıcılığı açısından son derece önemlidir. Hangi öğretim yöntemini kullanırsak kullanalım farklı gelişim gösteren çocuklarla çalışırken bol tekrar çoğu zaman şarttır. Bu nedenle öğretim süreçleri oldukça zorlu ve kimi zaman da çocuk açısından sıkıcı olabilmektedir. Bu amaçla sanat, eğitimi destekleyen bir araç olarak kullanılabilir.

Sanat becerileri ve öğrenme

Çocuklarımızın bize ihtiyaç duymadan yaşayabilmelerini, yeni bilgi ve beceriler edinmelerini istiyoruz. Bunu kolaylaştırmanın yolu nedir? Çocuklarımız nasıl öğrenir? Bizler duyularımız yoluyla çevremizi algılar, bu algımızı belleğimizdeki eski bilgilerle birleştirir ve yeni bağlantılar kurarız. Yeni oluşan bilgi ve deneyimlerimizi de çevremizdekilerle paylaşırız. Bu paylaşımlar sırasında sosyal iletişim kurar, yeni bilgiler öğrenir ve öğretiriz. Öğrendiklerimizi ya da algıladıklarımızı çoğu zaman zihnimizde dönüştürürüz. Notaları gözümüzle okuruz, ama piyano tuşlarına parmaklarımızla basarız. Ritmi kulağımızla duyarız ancak resimde bunu renklerle ifade ederiz. Reçeli dilimizle tadarız, fakat şiirde reçelin tadını sözcükler anlatır. Bu girdi ve çıktı süreçlerini ne kadar çeşitlendirebilirsek aslında öğrenme-algılama süreçlerini de o denli geliştirmiş oluruz. Sanat aktiviteleri bu süreçte öğrenme yolunu kolaylaştıran bir araç olarak bize destek olur.

Keyifli Öğrenme

Çocuklar ilgi duydukları ve keyif aldıkları zaman daha çabuk öğrenirler. Sanat becerileri çocukların ilgilerini uyandırmak için bir araç olabilir. Farklı duyu organlarının beraber kullanıldığı bu sanat etkinlikleri dışarıdan oyun gibi algılanabilir. Oysa ki bu sanat çalışmaları çocuk gelişiminde en elzem çalışmaların başında gelmektedir. Nasıl ki yüzünü rekor kırmak için her gün sadece yüzmekle yetinmiyor, aynı zamanda kısa mesafe koluyor, ağırlıkla çalışıyor ve beslenmesine dikkat ediyorsa, aynı şekilde matematik başarısını arttırmak için de her gün matematik çalışmanın yanı sıra benzer süreçleri içeren beceriler de çalışılmalıdır. Bu beceriler çoğu zaman sadece sanat becerileri ile çalışılabilmektedir. Çalışılan sanat becerileri çocuğun algılamasını destekleyeceği için amaç olan matematik becerisini öğrenme ve kavrama hızı da artacaktır. Sanat becerileri aynı zamanda serbest zaman (boş zaman) becerileridir. Unutulmaması gereken unsur, çocuğun boş zamanarında öncelikle keyifli uğraşılarla ilgilenmesi, fakat bunu yaparken de zamanın verimli kullanılmasıdır.

Sanat etkinliklerinin destek sağlayabileceği alanlar şu şekilde sıralanabilir: 

1. Yaygın gelişimsel bozukluk tanısı almış çocukların temel ihtiyaçları

2. Bireysel eğitim programında önceliklerin belirlenmesi

3. Soyut düşüncenin geliştirilmesi

4. Çocukların ince motor becerilerinin gelişimi

5. Çocukların kalem kullanma becerilerinin gelişimi

6. Yaratıcılığın ve soyut düşüncenin gelişimi

Özel eğitim sürecini destekleyen sanat etkinlikleri, aşağıdaki alanlara odaklanır: 

1. Doğa ve sanat

2. Yaratıcılıkta malzemenin önemi ve malzeme seçimi

3. Kil, alçı, plastik, ahşap, kâğıt, gibi malzemelerin kullanımı

4. Tasarım ve tasarımın temel ilkeleri

5. Tasarımda zıtlık ve ritim

6. Nesne mekân ilişkisi

Ayrıntılar