Blog

Otizm Nedir?

Otizm Nedir?

Otizm ile ilgili kafaları kurcalayan onlarca sorunun yanıtını sunmayı hedefleyen, “Otizm Nedir?” ya da “Otizm Hakkında” gibi başlıklar taşıyan yüzlerce yazı bulabiliriz. Kurumlar, uzmanlar, akademisyenler ve bu alanla ilgilenenler, gerek bir web sitesinde, gerek broşür, sunum gibi basılı metinlerde ya da makale ve kitaplarında, “Otizm Nedir?” türünden bir başlık mutlaka atarlar.

Çocukları otizm tanısı almış ebeveynlerin, otizm hakkında sağlıklı bir bakış açısı geliştirmeleri her zaman kolay olmamaktadır. Bu alanda yazılan ve söylenen onca şey arasında güvenilir ve doğru bilgiyi bulup ayıklamak kendi içinde zor bir süreçtir. Otizm durumunu kabullenme sürecinin ötesinde, bu duruma yönelik doğru tutumu geliştirme, doğru yaklaşımı belirleme, doğru terapistlerle ve doğru kurumlarla çalışma sürecini kurgulama, kendi içinde büyük zorluklardır. Aşağıdaki yazı, bütün bu süreçlerin başında işe yarayabilecek, otizme yönelik doğru bir seyir oluşturabilecek en temel bilgileri içeriyor. Yazarın kendisi, Aikido Shusekai, Otizm tanısı almış bir eğitimci, yazar, akademisyen ve dövüş sanatları uzmanıdır. California Institute of Integral Studies and Sofia Universitesi Psikoloji Bölümü’nde akademisyen olarak çalışıyor. Yazarın “Otizm Nedir?” başlıklı yazısını, kendisinin izniyle, sizin için derledik.
Otizm, insanda görülen genetik temelli bir nörolojik değişkendir. Otistik nörolojiyi, otistik olmayan nörolojiden ayıran karmaşık ve birbiriyle ilintili özellikler henüz tam olarak anlaşılmış değildir, fakat şu anda elimizde bulunan kanıtlar, otistik bireylerin beyinlerinin yüksek düzeydeki sinaptik bağlantı ve yanıt kapasitesi ile ayırt edilebildiğini göstermektedir. Sinaptik bağlantı ve tanıt kapasitesindeki bu farklılık, otistik bireylerin öznel deneyimlerinin, otistik olmayan bireylere göre çok daha yoğun olmasına neden olur. Duyu-motor ve bilişsel düzeylerde, otistik bireyler daha fazla bilgi kaydeder ve her bilgi parçasının etkisi de birey üzerindeki etkisi çok daha güçlü ve öngörülemez olur.

Otizm, insanda görülen genetik temelli bir nörolojik değişkendir. Otistik nörolojiyi, otistik olmayan nörolojiden ayıran karmaşık ve birbiriyle ilintili özellikler henüz tam olarak anlaşılmış değildir, fakat şu anda elimizde bulunan kanıtlar, otistik bireylerin beyinlerinin yüksek düzeydeki sinaptik bağlantı ve yanıt kapasitesi ile ayırt edilebildiğini göstermektedir.

Otizm, gelişimsel bir olgudur; diğer bir deyişle rahimde başlar ve gelişim üzerinde farklı düzeylerde yaygın ve yaşam boyu süren bir etki oluşturur. Otizm, düşünme, haraket, etkileşim, duyu ve bilişsel işleme süreçlerinde farklı ve atipik yaklaşımlara neden olur. Otistik bireyleri tanımlarken kullanılan yaygın bir benzetme, bu bireylerin otistik olmayan bireylerden daha farklı bir “işletim sistemi”ne sahip olduklarını söyler.

Otizm, gelişimsel bir olgudur; diğer bir deyişle rahimde başlar ve gelişim üzerinde farklı düzeylerde yaygın ve yaşam boyu süren bir etki oluşturur. Otizm, düşünme, haraket, etkileşim, duyu ve bilişsel işleme süreçlerinde farklı ve atipik yaklaşımlara neden olur.

En güncel tahminlere göre, dünya nüfusunun yüzde biri ve ikisi arasındaki bir bölümü otistik bireylerden oluşur. Son yirmi otuz yılda otizm tanısı almış bireylerin sayısında süregelen bir artış olmuştur. Yapılan araştırmalar, tanılamadaki bu artışı, otizmin prevalansında bir artıl olarak değerlendirmez. Görünürdeki bu artışın nedeni, genel nüfusta ve profesyoneller arasında otizme yönelik farkındalığın artıyor olmasıdır.

Altta yatan temel nörolojik ortaklıklara karşın, otistik bireyler birbirlerinden çok farklıdırlar. Bazı otistik bireyler sıradışı bilişsel yeteneklere sahiptirler. Fakat otistik olmayan bireylerin duyusal, bilişsel, gelişimsel ve sosyal gereksinimleri çevresinde tasarlanan bir dünyada, otistik bireyler hemen her zaman bir derecede yetersiz kalmaktadırlar – bazen çok belirgin bir biçimde, bazen daha az hissedilir derecede.

Sosyal etkileşim, otistik bireylerin yetersiz kaldığı alanlardan biridir. Otistik bir çocuğun dünyaya dönük duyusal algısı, otistik olmayan bir çocuğunkinden çok daha yoğun ve kaotiktir. Bu yoğun ve karmaşık deneyimi yönetmek ve işlemek, otistik çocuğun dikkatini ve enerjisini yoğun bir biçimde tüketir. Bunun sonucunda otistik çocuk, sosyal etkileşimin gerektirdiği inceliklere gerekli dikkati ve enerjiyi ayıramaz. Otistik olmayan bireylerin sosyal beklentilerini karşılayamayan otistik birey, sosyal dışlanmaya maruz kalır ve bu durum gelişimini daha da olumsuz etkiler. Bu nedenle otizm, temel olarak bir dizi “sosyal ve iletişimsel yetersizlik” çevresinde tanımlanagelmiştir. Oysa otistik bireylerin karşılaştığı sosyal güçlükler, bu bireylerin duyusal ve bilişsel deneyimlerindeki farklılıkların bir yan ürünüdür.

Otizm günümüzde hala bir “bozukluk” olarak görülmektedir, fakat son yıllarda ortaya atılmış olan “nöroçeşitlilik modeli”, otizmi bir hastalık olarak değerlendirmiyor. “Nöroçeşitlilik modeli”ne göre otizm ve diğer nörobilişsel değişkenler, etnisite ve farklı cinsel yönelimler gibi, insan biyoçeşitliliğinin doğal spektrumunun doğal bir parçasıdır.

(Yazı, Aikido Shusekai‘nin Neurocosmopolitanism adlı blogundan derlenmiştir.)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir